Kürdistan'a yönelik devletin başlattığı saldırılar oldukça zorlayıcı. Kürdistan'da yaşananlar savaşı da aşarak, katliam düzeyine ulaşmış bulunuyor.
Seksen dokuz günlük Miray bebeğin keskin nişancılar tarafından vurulması savaş değildir ki. Torununu kurtarmak için sokağa fırlayan seksen yaşındaki dedesini vurmak hatta yaralı Miray bebeği tekrar hedefleyerek vurmak savaş değil ki.
On iki gerillanın savaşarak değil, uyutularak ya da zehirlendirilerek öldürülüp; çatışarak öldürülmüş havası verilmesi bir savaş değil ki… Onlar savaşarak ölmediler ki… Hain bir pusuda öldürüldüler…
Kocaman şehirleri otuz gün, kırk gün ablukaya alıp susuz, elektriksiz bırakıp, keskin nişançılar ile sokağa çıkanı vurmak savaş değil ki…
Otuz gün insanları yiyeceksiz bırakmak, savaş değil ki… Otuz gün eksi on derecede insanları, çocukları hastaları, yaşlıları yakıtsız bırakmak savaş değil ki…
Bir de en garibi, en acımasızı, tarihte örneği sadece Moğollar'da olan olmuş, öldürülmüş insanların bedenlerine yapılan işkence.
Ölü bedenlere uygulanan gömülme ambargosu.
Her dinde, her kültür de her inançta, insanların son yolculuğunda uygulanan bir ritüel vardır. Siz o ritüellere inanmasanız bile onu hiç sorgulamadan uygularsınız. Ölü bedene saygı gereği ve bireyin son yolculuğunda bir vedalaşma seremonisi vardır. Ve bu çok spontane bir biçimde uygulanır. Her bireyin sevdiği kişi ile son ayrılığında vedalaşma hakkı vardır. Her inanç topluluğu, ya da her birey bunu farklı biçimde yapar. Ama vedalaşmasını yapar, vedalaşma yapılır.
Oysa Kürdistan'da, cansız bedenler günlerce sokak ortasında bekletiliyor. Sevdikleri yakınları, pencerelerden, annelerinin ya da çocuklarının her geçen gün çürüyen bedenlerini izliyorlar. İzletiliyor… Bu bir savaş değil… Bu bir katliam… Bu bir vahşet… Hatta vahşet ötesi bir durum… Tanımlamak için kelime bulmak zor. Her kültürde yazılı olmayan ancak bir nesilden ötekine geçen davranış kodları vardır…
Moğollar’dan bin yıl sonra Esadullah timlerine geçen davranış biçimi bu… Her yüz yılı iki nesil saysak, yirmi nesil sonra aynı şeyleri uygulamak, aynı davranışı göstermek, aslında bilime bile ters düşen bir durum. Biraz değişmeleri ve gelişmeleri beklenirdi…
Ben bu zihniyetle tam 36 yıl önce tanışmıştım… Bu gazete de yazan ve çalışan birçok arkadaşımın tanıştığı gibi. Türk olmayan, Sünni olmayan ve biat etmeyen insanların başına gelenlerin haddi hesabı yoktu.
Otuzaltı yıl önce, TC devleti ile tanıştığım o küçücük mekanda yapılanlar, bugün şehir ortasında, sokaklarda açıkça ve kitlesel olarak yapılıyor… Aynı mentalite, aynı davranış biçimi… Davranış kodları değişmedi. Bin yıl da geçse, otuzaltı yıl da geçse… zihniyet aynı, davranış aynı…