Devlet şiddetini ve çatışmaları durdurmak, deneyimlerini paylaşmak için efsane özgürlük savaşçısı Nelson Mandela’nın avukatı Essa Moosa başkanlığında Uluslararası Barış Delegasyonu, Şubat ayında Türkiye’ye geldi. Essa Moosa, “çözüm sürecinin” yeniden başlatılması için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Heyet İmralı’ya giderek Öcalan ile görüşüp mesajını barış yolu açılsın diye dünyaya duyurmak amacındaydı. Ancak Adalet Bakanlığı, talebe olumlu ya da olumsuz yanıt vermedi. Ankara, İngiltere ve ABD desteğiyle “inkar, katliam ve ekonomik sömürü” üstünden siyahileri yok etmeye kodlanmış “apartheid” rejimini masaya oturtarak barış metodolojisi geliştiren isimlerden Essa Moosa’nın deneyiminden yararlanma fırsatını kaçırdı. ANC Anayasa Hukuk Komitesi Sekreteri olan, barış süreci ve anayasal süreçlerinde aldığı rolden sonra Nelson Mandela tarafından Güney Afrika Yüksek Mahkemesi’ne yargıç olarak atanan Essa Moosa ile karşılaştırmalı süreçleri, barışa ulaşma yordamlarını konuştuk. 


Öcalan “çözüm süreci” bağlamında hem milletvekilleriyle hem HDP eşbaşkanlarıyla hem de devlet heyetiyle görüşüyordu, ancak Haziran seçimleri öncesinde Nisan 2015’te izin verilen görüşme, son görüşme oldu. 17 yıldır İmralı Adası’nda tutuklu bulunan Öcalan ile görüşmek için hükümete başvuruda bulundunuz. Yanıt alabildiniz mi?

Adalet Bakanlığı’na başvurmamızın ilk amacı, barış sürecinin kaldığı yerden devam etmesiydi. Aynı zamanda Öcalan ile barış sürecinin durması hakkında görüşmek ve onu mevcut durum hakkında bilgilendirmek için Adalet Bakanlığı’ndan izin istedik. Adalet Bakanı’na şahsen bir mektup yazdım ve gönderdim. Ayrıca sonra isteğimizin ne durumda olduğunu sorgulayan bir mektup daha gönderdim. Henüz cevap alamadım.


Bu mektubun içeriğini açıklayabilir misiniz?

Mektup temel olarak durdurulan barış sürecini yeniden başlatma misyonumuzu ifade ediyor. Bunun için öncelikle Adalet Bakanı ile görüşme yapmamız, kendisinden barış sürecinin neden durdurulduğunu öğrenmemiz ve bu süreci nasıl yeniden başlatabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Mektupta aynı zamanda Öcalan ile görüşme talebimizi de dile getirdik. Bunun nedeni, Öcalan’ın barış sürecinde hayati, kilit rolü olması. Aynı konuları onunla da görüşmek istiyoruz. Adalet Bakanı’na gönderdiğim mektupta, aynı zamanda son derece seçkin barış aktivistlerinden oluşan bir delegasyona başkanlık ettiğimi ve Güney Afrika’daki barış sürecine şahsen dahil olduğumu bildirdim. ANC Anayasa Komitesi’nin bir üyesi olarak Güney Afrika barış görüşmelerinde çözüm için çok sayıda model ürettik, müzakere sürecinde. Bu sayede Güney Afrika’daki barış sürecinde bir hayli deneyim kazandım. Bu süreçte önümüze bir çok engel çıkmıştı. Ancak bu engellerden kurtulursak Güney Afrika’nın sorunlarına barışçıl çözümler getirebilirdik. Siyasi çözümler üretebildik. Bu yüzden Adalet Bakanı’na Türkiye’nin barış sürecine ne şekilde katkı sunabileceğimizi anlatmaya çalıştık. 


Güney Afrika’da ortaya çıkan sorunlarla nasıl başa çıktığınızı da anlattınız...

Özellikle barış süreci ile ilgili bir mektup olduğu için Güney Afrika ile ilgili çok fazla ayrıntıya girmedim. Kendisini savunmadan çok kısa süre önce Mandela, bana bir mektup yazmıştı. İçeriğinde de müzakeler başlamadan önce talk-to-talk süreci yaşandığını belirtiyordu. Ön konuşmalar yapılmış. Yani henüz müzakere aşamasında değildi. Mektupta kendisine ve diğer siyasi tutuklulara verdiğim destek için bana teşekkür ediyordu. Adalet Bakanlığı’na yazdığım mektuba mektubun kopyasını da iliştirdim. 


Mandela Robben Adası’nda tutuluyordu ve fikirleri yayılıyordu. Robben Adası, Mandela Üniversitesi olarak adlandırılır. Öcalan’ın konuşmaları ve fikirleri de dışarıya çıkıyordu, ancak artık yansıtılmıyor. Öcalan ile şimdiye kadar adada çok az kişi görüşebildi. Siz görüşürseniz ne önereceksiniz, neler öğrenmek isteyeceksiniz?

Her zaman söylediğim gibi Mandela’nın Güney Afrika’da olduğu gibi, Öcalan’ın da Türkiye’deki Kürt sorununun çözümünde hayati bir rolü var. Herkesin kabul etmesi gereken şu ki, şiddet ve anlaşmazlık ortamında hiç kimse kazanamaz. Türkiye’deki Kürt sorununa sadece siyasi çözüm bulunabilir. Her iki tarafın da anlaması gereken, bir masa etrafında toplanılması gerekliliği... Farklılıkların ve bu sorunda ne şekilde siyasi çözüm üretileceğinin konuşulmasından başka; iki tarafın da masaya gelmekten başka çaresi, çözüm yolu yoktur. 

Güney Afrika’da aynı sorunla biz de yüzleştik. Mandela, apartheid ordusunu o koşullar altında silahlı mücadeleyle bozguna uğratmanın pratikte çok zor olacağını fark etti. Silahlı mücadeleye devam edebilirdik ancak bu durumda ülkenin altyapısı tamamen yok olurdu, binlerce insan ölürdü, binlercesi sakat kalırdı ve hem insani değerler hem ekonomik olarak parçalanmış bir ülkeyle baş başa kalacaktık. Mandela, konuşmak için zamanın geldiğine inandı, hükümeti buna ikna etmeye çalıştı. Hükümetin bunu anlaması, karar alması, 5-6 yılı buldu. Öcalan’ın da perspektifinden Kürt meselesinde sadece barışçıl bir çözüm olabileceğini görüyoruz. Şimdiye kadar çok kişi öldü. Birçok yerde altyapı çöktü, masumlar hayatını kaybetti, birçoğu sakat kaldı. Sadece bir taraf için konuşmuyorum, her iki taraf da bundan etkilendi, genç insanlar hayatını kaybetti. Türk hükümeti için de, PKK için de silahla elde edilecek bir zafer mümkünmüş gibi görünmüyor. Kürt meselesine siyasi çözüm bulmak gerekiyor ve Öcalan, bu siyasi çözümün yolunu gösteriyor. 

Çözüm için birçok girişimde bulunuldu, Oslo süreci ve diğerleri gibi... Oslo, neredeyse bir sonuç vermek üzereydi. Ardından 2013’te Öcalan, tek taraflı bir ateşkes ilan etti ve gerillaların ülkeyi terk etmesi söz konusu oldu. Bunun sonucunda hükümet ise barış sürecini; meclis seçimleri, yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimi gibi siyasi bir takvime paralel şekilde yürütmeye çalıştı. Ancak bu süreçler bitince barış süreci de bitti. 

Liderliğimde toplanan bu delegasyon, neler olduğunun farkında olmayanlar için oluşturuldu; süreçte nerede olduğumuzu görebilmek ve tarafları, farklı söz sahiplerini tekrar masa başına çekebilmek için... Müzakereleri tekrar başlatabilir miyiz, bunu görmek istiyoruz. Yapılanlar sadece konuşmalar, müzakere değil. Öcalan’a sormak isterdik, “Tam olarak neredeyiz” diye. Öcalan’la görüşmek istediğimiz konular, bu süreçte nerede olunduğu ve tarafları tekrar görüşme masasına oturtmak için nasıl destek olabileceğimiz, görüşmeleri nasıl teşvik edebileceğimiz... Bu konuda fikirlerini almak istedik. 

 

Konu silaha gelmişken, Güney Afrika Başkanı Willem Botha, Mandela’ya, “Eğer silah bırakırsanız sizi hapisten çıkarabilirim, sizi özgürleştirmeyi düşünebilirim” diyor, Mandela öneriyi reddediyor. Müzakereler gizli olarak Oslo’da, açık olarak İmralı‘da yürütülürken sık sık PKK’nin silahları bırakması gündemleştirildi. Mandela’nın karşılaştığı bu durum ışığında nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?

Aslında Mandela ile bir kısım bakanlar arasında görüşmeler başladığında P. W. Botha başbakandı ve farklı çevreler Mandela’nın serbest bırakılmasını istiyordu. P. W. Botha, Mandela şiddeti bırakmazsa salıverilmesinin gündeme gelmeyeceğini söyledi. Mandela da hükümetin kendilerine şiddet uygulamayı bırakması gerektiğini, apartheid politikalarının insanlık dışı olduğunu ve güce güçle karşılık verileceğini söyledi. Apartheid, sistem olarak şiddet içeriyordu. Öcalan ve Türk hükümeti arasındaki duruma gelirsek, Öcalan barışa bir şans vermek amacıyla 21 Mart 2013’te tek taraflı ateşkes ilan etti. Bildiğim kadarıyla bu durum, Türk hükümetinin herhangi bir girişimi olmadan gerçekleşti. Ancak hükümet, barış süreciyle çelişkili hamlelerde bulundu. Öcalan’ın ateşkesle gönderdiği bir işaretti. Bunun arkasından görüşülmesi gerekenler, nasıl silahsızlanılacağı, silahları kimin toplayacağı, savaşçılara ne olacağıydı. Örneğin müzakereler gereğince af çıkarılacak mıydı? Türk hükümetinin ateşkes karşılığında bazı yasa girişimlerinde bulunduğunu düşünüyorum. Ancak bu süreç siyasi bir takvime bağlandı. Siyasi süreç bitince de sorunlar başladı. O görüşmeler tekrar yapılmalı ki müzakereler yeniden başlasın. Durumu normalleştiren yasalar düzenlenmeli. Bir durumu nasıl normalleştirirsiniz? Dışarıda birçok savaşçı var; birçoğu sürgünde, örgütler yasaklanıyor. Bunların yasallaşması lazım. Bütün bunlar müzakere sürecinin bir parçası. Güney Afrika’da yaşananlar da böyleydi. Demokratik bir anayasa ve demokratik seçim sözü alındıktan sonra ANC hareketi, silahları bıraktı. Burada da bu aşamaya gelinmesi gerekir. Ancak o zaman özgürlükten bahsedebilirsiniz. Maalesef bugüne kadar bu yapılmadı.


En son Kolombiya ile FARC gerillaları müzakerelerinde 2015’te uzlaşmaya vardı, 2016’da nihai anlaşma bekleniyor. Ortadoğu’da da denklemler hızla değişirken Türkiye’nin yeniden PKK ve Öcalan ile masaya dönüşü ufukta görünüyor mu?

Barıştan başka bir çözüm olduğunu sanmıyorum. Bu yapılmazsa taraflar ölene kadar savaşacak. Ülkenin ekonomisi çökecek ve insanlar ölecek, sakat kalacak ve tam istikrarsızlık olacak. Bunu anlamaları lazım. Eğer Mandela takipçilerini dinleseydi ve onlara sonuna kadar gideceklerini söyleseydi Güney Afrika’da yaşananlar benzeri şekilde olurdu. Ancak Mandela, sonuçları önceden gördü. Erdoğan da Kürtlerin özgürlük ve hak mücadelesini silahla yenmenin mümkün olmadığını kabul etmişti. Aynı şekilde Türk ordusu da tamamen yok edilemez. Objektif olarak her ikisi de doğru. Eğer barış süreci devam edecekse baş aktörler Öcalan ve hükümettir. 

Güney Afrika’da ANC, bir süre muhalefetle görüşmeler yapıyordu. Ancak muhalefetin herhangi bir gücü olmadığını fark ettiler. Yönetim kimdeyse onunla görüşmeniz gerekiyor. Yönetim kimde? Öcalan, Kürtlerin lideri. Erdoğan, yönetimdeki partinin lideri. Beraber bir çözüm bulmalılar. Artık konuşmalardan müzakere aşamasına geçilmeli ve süreç ilerlemeli. Öcalan yolu gösterdi. Hükümet bu yolu izler mi, bilmiyorum.


Bir sorun da anayasa... Kürtler de siyahilerle benzer süreçlerden geçti. Güney Afrika’da 1960’da Sharpeville Katliamı, 76’da Soweto Katliamı yaşandı. Kürtler, Dersim’i, Roboskî’yi, Kobanê’yi, Şengal’i yaşadı. Yine sizin Türkiye’ye gelişiniz sırasında Sur ve Cizre bombalandı. Zor dönemlere rağmen Mandela, Güney Afrika’da bir anayasa çıkarabildi, anayasayı da Sharpeville’de imzaladı. Kürtler de haklarının anayasal garantiye alınmasını istiyor ve Türkiye’de yeni anayasa gündemde... 

Türkiye’deki Kürt sorununu çözmenin yolu şiddet değil. Suriye için bile büyük güçler bunu fark etti. İnsanları siyasi bir çözüm için bir araya getirmeye başladılar. Hem de birçok insan öldükten, ülkenin yarısı harap olduktan ve milyonlarca insan Suriye’den Avrupa’ya göç ettikten sonra... İstikrarsızlık derinleşince ülke problemlerini şiddetle çözemeyeceklerini anladılar. 

Mandela da bu sonuca vardı. Nelson Mandela’nın Güney Afrika’da yaptığı gibi siyasi bir çözüme ihtiyaç var. Türkiye’nin Kürt sorunu için aynı kural geçerli. Eğer barış için müzakereler başlarsa, her iki taraf da ödün vermeli. Güney Afrika’da çok fazla ödün verildi. Gelinen aşamada doğru olmadığını düşündüğünüz tavizleri vermelisiniz. Amaca ulaşmak istiyorsanız ve bu amaç barış ise, süreç devam ederken yeni bir anayasa için fedakarlıklar gerekiyor. Şu aşamada olmaz, yapılamaz denenleri de yapmak gerekecektir. Yeni anayasaya mutlaka, azınlık hakları girmeli, çok kültürlü, çok dinli toplumlar anayasa ile güvence altına alınmalı. Güney Afrika bu anlamda iyi bir örnek. Çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir ülke şeklinde tasarlanmıştır. Fakat mükemmel bir anayasa olduğunu iddia etmiyoruz. Ancak herkesin katlanabildiği kadar bir uzlaşmayla yapılan bir anayasa. Türkiye’nin ihtiyacı olan da bu.


Willem de Klerk, Mandela ile anlaşma yapma cesareti göstermişti. Türkiye’de bir “de Klerk” çıkamayacak mı? 

Süreci ileriye götürmek için devlet adamlarına ihtiyacınız var. Mandela bir devlet adamıydı. Anladı ki, orduyla yapılacak, savaşla çözülecek bir mesele değildi. Orduyu yok etmek mümkün değildi. Müzakerelerin gerçekleşmesi gerekecekti, o da yer yer geri adımlar atmaya hazırdı. P. W. Botha’nın müzakere sürecini ilerletebilecek durumda olmadığını da biliyordu. Yol alabilmek için ondan kurtulmak gerekiyordu. De Klerk’in seçilmesine destek oldu; onun potansiyeli vardı ve beraber barışı sağladılar. De Klerk, Botha’nın yapamadığını yapabiliyor, ötesine geçebiliyordu. Bu sayede F.W. de Klerk ve Nelson Mandela, Nobel Barış Ödülü’nü beraber aldı. 


Öcalan ile görüşebilirseniz mutlaka Güney Afrika’ya gitme konusu gündeme gelecektir. Öcalan, Güney Afrika’ya gitmek istiyordu. Mandela ile buluşması neden gerçekleşemedi?

Ülkede gördüğü zulüm arttığında ve PKK illegal olduğunda Öcalan, sürgünde yaşamaya başladı. Türkiye’nin diğer ülkelere baskı yapması yüzünden hiçbir ülke, Öcalan’a siyasi sığınma hakkı vermeye yanaşmadı. Öcalan o ülkeden bu ülkeye geçmeye başladı ve hiç kimseden sığınma alamadı. Güney Afrika bunu yapmaya hazırdı ancak Öcalan’ın Güney Afrika’ya gelmenin bir yolunu bulması gerekiyordu. Maalesef Güney Afrika’ya ulaşamadan Kenya’da yakalandı ve Türk yetkililere teslim edildi. Sonrasındaki süreci biliyorsunuz. Eğer Öcalan Güney Afrika’ya ulaşabilseydi, hikaye farklı olabilirdi.


Müzakere deneyimleri ve Mandela konuşulduğunda Mandela’nın askeri yönü de tartışılır... Askeri eğitim mevzusunu biraz açabilir misiniz?

ANC faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye başladıktan sonra ANC’nin silahlı kanadı Umkhonto we Sizwe (MK) kuruldu. Mandela ülkeyi yasadışı yollardan terk edip Kuzey Afrika’ya gitti ve Cezayir’de eğitim aldı. Silahlı mücadelenin tüm metotlarını öğrendi. Uzun bir süre ülkeden ayrı kaldıktan sonra geri döndüğünde tutuklandı. Ülkeyi yasadışı yollardan terk etmekten 5 sene hüküm giydi. MK deşifre olduğunda örgütün liderlerinin bir araya geldiği çiftliğe baskın düzenlendi. Mandela örgütün liderlerinden biri ve operasyonun başkomutanı olduğu için ömür boyu hapse mahkum edildi.

* Çeviri: Gül Yüksel ve Haziran Günel


M. ALİ ÇELEBİ/İSTANBUL