
Moderatörlüğünü Ayşe Berktay’ın yaptığı „Ortadoğu’da kadın kırımı ve sonuçları„ konulu oturuma, Türkiye, Güney Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasından çok sayıda kadın katıldı. SELİS Kadın Derneği Yöneticisi Ruşen Seydaoğlu, Türkiye’de AKP Hükümeti’nin medyası, eğitim kurumları ile kadına karşı bir kırım gerçekleştirdiğini belirterek, „İktidarların kırıma uğrattığı kadın cinsi ile dayanışmayı gündemimize aldık. Özellikle AKP Hükümeti tüm araçları ile kadın kırımı gerçekleştiriyor“ dedi.
Kadın emeği katmerli olarak sömürülüyor
KESK Genel Merkez Yöneticisi Canan Aşan da, kadının uğradığı kırımın her parçasında emeğe yaklaşımın önemli olduğunu belirterek, kadın emeğinin katmerli olarak sömürüldüğünü söyledi.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) adına konuşan Mukaddes Erdoğdu Çelik ise, erkek egemen sistemin yarattığı bir sorun olarak tanımladığı kadın kırımı hakkındaki düşüncelerini şöyle aktardı: „Günde 5 kadın öldürülüyor. Cinayet, şiddetin en uç biçimi. Kadını eve mahkum ederek, tecavüze uğrayan kadını tecavüzcüsüyle evlendirerek oyalamaya çalışıyor. Özel mülkiyet ile ortaya çıkan bir sonuç. Devlet bunu örgütlüyor, din kutsuyor. Ailede her gün üretiliyor. Devletle aile aynı yönteme sahiptir.“
Birlik içinde mücadele etmeliyiz
Oturuma Güney Kürdistan’dan katılan Şebbal Hasan, toplum içinde mücadele edilmesi gerektiğini belirterek, „Kürdistan’ın 4 parçasında da kadınların birlik içinde mücadele etmesi gerekir. Toplumun değişip dönüşmesini sağlamak için Kuzey ve Güney’deki Kürt kadınlarının birlikte hareket etmesi gerekir“ dedi.
Uçan Süpürge Derneği adına konuşan Sibel Güneş, evliliğin aslında kadınlar için bir kırılma noktası olduğunu belirterek, „17 yaşında yaşlanmış kız çocukları gördük“ dedi.
Güneş’in ardından söz alan Berfin Apdaloğlu ise gündelik yaşamda bazı şeylere karşı çıktıklarında „bedelini ödersin“ algısının toplumda var olduğunu dile getirdi.
Özgün örgütlenme tartışıldı
Dün yapılan „Kadın Özgürlük Mücadeleleri“ konulu panelin ise moderatorlüğünü DÖKH aktivisti Figen Aras yaptı. Kadının özgün mücadelesi ve deneyim paylaşımlarının yaşandığı oturumda, ilk olarak Türkiyeli Anarşist Kadınlar adına Ezgi Aydın konuştu. Aydın, özgür toplumların oluşması için mücadele ettiklerini belirterek, „İktidar, yaşamın her alanında kendini göstererek, insanlar üzerinde tahakküm kuruyor. Son dönemlerdeki intihar ve şiddetin artışı da erkek egemen zihniyetin artışıdır. Savaşlar da iktidarın sonucudur. Bu sadece erkekler değil, anne, eş, kardeş olarak biz kadınlar da, erkekleri askere göndererek, bu iktidarcı zihniyetin ortakçısı ve öznesi oluyoruz“ dedi.
DÖKH zengin bir model
Sosyalist Kadın Meclisleri adına konuşan Fethiye Ok ise, “Özgün kadın örgütlenmesine ihtiyaç var mı? Bunun için mi buradayız?“ sorularıyla konuşmasına başlayarak, kadının siyasallaşması gerektiğine vurgu yaptı. Ok, “Şimdi ise kadın devrimi fikriyle buluşarak, özgürleşme yolunda örgütleniyoruz. DÖKH bizim için zengin bir deneyim ve modeldir. Sosyalist kadınlar olarak bu yaşananlara sessiz ve duyarsız kalamayız. Kürt sorunu ve barışçıl çözümü temel sorunumuzdur. Sosyalist devrimci kadınlar birlik ve dayanışma içinde olmalı’’ diye konuştu.
Erkek düşmanlığı değil, eşitlik
Ok’un ardından ise DÖKH adına Figen Aras konuştu. Geniş bir yelpazeden oluşan bir kadın hareketi olduklarını belirten Aras, kapitalist modernitenin kendilerinden çaldığı değerleri tekrar kazanma mücadelesi verdiklerini söyledi. „130 milyon kadın sünnet edilmiş ve 35 ülkede yapılmaya devam ediyor. Erkek egemen sistem idamları, recmi, sünneti, intiharı, öldürmeyi, şiddeti uygulaması, kadını meta görmesindendir“ diyen Aras, „Bunu reddediyoruz. Bunun için özgün örgütlenme ve birliktelik diyoruz. Kadın bakışımızda militarizm değil, demokrasinin hakim olmasını istiyoruz. Bu sebeple biz toplumsal cinsiyet özgürlüğünde toplumsal zihniyet değişim ve dönüşümünü gerçekleştirmeliyiz. Erkek düşmanı değil, eşitlik diyoruz“ diye konuştu.
Toplumsal cinsiyet rolleri iyi bilinmeli
Fas Kadın Hakları Hareketi’nden Sofia Chihap ise, „Nasıl özgürleşme olur“ sorusunu sorarak, feminist çalışmalardan somut veriler elde edilmesi ve nötr dil kullanılmaması gerektiğini söyledi. Chihap, şunları söyledi: „Zihniyet iktidarın ve hiyerarşinin ta kendisidir. Ve erkekler de bu sistemin iktidarının kurbanıdır. Çünkü bu bir iktidar sorunudur. Ülkemde, toplumsal cinsiyet kadınların çalışmasının bir kısmıdır. Kadının siyasallaşmaya başlamasıyla birlikte toplumsal cinsiyet olgusu gelişti. Beyaz ve siyahların mücadelesiyle bu daha da boyutlanmıştır. Toplumsal cinsiyet rolleri önemlidir. Bunu iyi bilmek, bilinçlenmek gerekir ki, bu rolleri reddetsin. Kadınlar kamusal alanda yer almalı, kahvehanelerde erkeklerle oturmalı ki, rollerin reddi gerçekleşsin.’’
Mücadele birliği oluşturmalıyız
Chihap’in ardından ise Güney Kürdistan’dan Zara Ahmedê yaptığı konuşmasında kadının sadece çocuk doğuran, eve bakıp temizlik yapan bir cinsel obje olmadığını kaydetti. „Kadının özgürleşmesi köleleşmeden önceki tarihinde gizlidir“ diyen Ahmedê, şunları ifade etti: „Bir zihin devrimi yapmalıyız. Bu zihinsel değişime kadın ve erkek eşit ve birlikte gitmeliyiz. Sadece kadınla olmaz, erkekle birlikte mücadele etmeliyiz.“
Ortadoğu’da kadının sünnet edilmesi, diri diri yakılması ve gömülmesi, recm gibi insanlık dışı uygulamaların bertaraf edilmesi için Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyada kadınların mücadele birliğini oluşturulması gerektiğini ifade eden Ahmedê, böyle bir buluşmanın Kürt kadınının özgün örgütlenerek bir hareket olması ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın verdiği mücadele sayesinde mümkün olduğunu ifade etti. Ahmedê „Kadınların özgürleşmesinde verdiği emek ve düşünce için Abdullah Öcalan’a teşekkür ediyor ve bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz“ diye konuştu.
DİHA/AMED