2015 yılına dair kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet verileri, cins kırımının tüm hızıyla sürdüğünün göstergesi. Türkiye'de erkek adaleti, 'tahrik', 'rıza', 'saygın tutum' veya 'tutku derecesindeki aşırı sevgi' gibi kılıflarla tecavüzcüleri ve katilleri aklarken, kadınların sistematik erkek şiddeti karşısında kendini savunma zorunluluğunu ise meşru müdafaa olarak görmedi. Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu'ndan Avukat Meriç Eyüboğlu, öncelikle mücadele verdikleri alanın, erkek şiddetini yok sayan devlet olduğunu belirtti. 

Meriç Eyüboğlu, kadın katliamlarında 'iyi hal' , 'saygın tutum' ve 'aşırı derece sevgi' gibi birçok cezai indirimlere giden yargının meşru müdafaada bulunan kadınlar için hiçbir indirime gitmediğini vurguladı. TCK'nın 29'ncu Maddesi'ne göre uygulanan 'haksız tahrik' indiriminin de yalnız erkek tecavüzcülere ya da katillere uygulandığını ifade eden Eyüpoğlu, tecavüzcüsünü öldürdüğü için müebbet hapis cezasına çarptırılan Nevin Yıldırım örneğine işaret etti. Eyüboğlu, "Nevin kravat takmadı, takım elbise de giymedi ama olması gerektiği gibiydi. Ancak mahkeme Nevin'e 'iyi hal' indirimi veya 'haksız tahrik' indirimi uygulamadı" dedi. 


Türkiye samimi değil

Türkiye'nin kadın katliamlarını önlemek adına İstanbul Sözleşmesi'ne imza atan ilk ülke olduğunu ancak sözleşmedeki yasaları iç hukukta uygulamadığını belirten Eyüboğlu, Türkiye'nin kadın katliamlarını önlemede samimi olmadığını vurguladı. AKP'nin 13 yıllık iktidarı süresince de cinsiyetçi politikaların da hat safhaya ulaştığının altını çizen Eyüboğlu, "Cinsiyetçi bir toplumda yaşadığımızı biliyoruz. Ancak AKP de tarihin gelmiş geçmiş en cinsiyetçi hükümeti. Kadınların hayatına doğrudan müdahale etti. Kürtaj olmamıza, kahkaha atmamıza, etek boyumuza, dahası çocuk doğurup doğurmayacağımıza aktif olarak müdahale etti. Fiili kürtaj yasakları getirildi. En önemlisi politikanın merkezine kadını değil aileyi koydu. Tüm seçenek aile olarak dayatılıyor. Kutsal aile kavramı muhafazakarlıkla birleşince toplumsal hayatımızı da günlük hayatımızı da etkiliyor. Tüm bunlar aile içi şiddeti de beraberinde getiriyor" dedi.


Önlememesi politik bir tercih

Eyüboğlu, kadın mücadelesi sonucu 2015 yılında Meclis'te kurulan komisyonun, çalışmasında, kadın cinayetlerinin sebeplerinin çarpık kentleşme, işsizlik ve göç meselelerine dayandırıldığını kaydetti.

Kadın katliamlarının son yıllarda medya aracılığıyla daha fazla görünür kılındığını belirten Eyüpoğlu, Adalet, İçişleri ve Aile bakanlıklarının geçmişteki ve 2015 yılında açıkladığı kadın katliamları verilerinin birbirini tutmadığını söyledi. Eyüboğlu, sadece gazetedeki verilere bakıldığında sayının çok daha fazla olduğunu belirterek, "Böyle bir politik iklimde yaşarken, öncelikli mücadele verdiğimiz alan bu erkek devlet. Erkek devlet erkek şiddetini yok saydığı sürece şiddetin azalması mümkün değil. Devlet üzerine düşeni yapmıyor. Bunu politik olarak da tercih etmiyor" şeklinde konuştu.


AYŞE KURAN / DİHA/İSTANBUL




Kadın davalarına kadın mahkemeleri bakmalı


Kadın cinayetleri ve kadın davalarına ilişkin konuşan Avukat Eren Keskin, yasaların farklı, uygulamaların farklı olması yönüyle Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığının altını çizdi. Devletin kadın cinayetlerinin azmettiricisi olduğunu kaydeden Keskin, "Hala birçok mahkeme kadını erkeğin namusu olarak görüyor. Devletin kadına bakış açısı feodal ve militer.  Açık giyindiğinde, sevgilisi olduğunda, eşini aldattığında bunları haklı bir gerekçe olarak görüyor. 'Bir kadın olarak sus diyor', kızlı erkekli oturmaya laf söyleyebiliyor. Bu zihniyetten etkilenen bu coğrafyanın insanları cinayet işliyor, hakimler de bu zihniyet nedeniyle indirim uyguluyor" dedi. 

Kadın cinayetlerinin engellenmesi için erkeklere eğitim verilmesi gerektiğini söyleyen Keskin, eğitim verenin ise devlet olmaması gerektiğini vurguladı.

 

Davalara kadınlar bakmalı

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinin uzun erimli bir çalışmayı gerektirdiğini ifade eden Eren Keskin, çözüm için şu öneriyi yaptı: "Kadın davalarına feminist ve kadın hakimlerinin bakması gerekir. Kadın davaları için ayrı bir kadın mahkemesi kurulması gerekiyor. Çünkü erkekler ya da erkek fikrine sahip kadınlar doğru karar vermiyor. Şiddete uğrayan kadınların ilk başvurdukları polis, ilk ifade verdikleri hakimin, savcının, avukatın kadın olması gerekiyor." 

Keskin, kadın cinayetlerinin çözümünün siyasetten geçtiğini söyleyerek, kadınların siyasete daha çok katılıp, taleplerini daha çok dillendirmeleri gerektiğinin de altını çizdi. 


ÖYKÜ DİLARA KESKİN/JINHA/İSTANBUL 




Kadınlar 25 Kasım'ı karşılıyor


Kürdistan ve Türkiye'de kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla alanlara çıkmaya hazırlanıyor. Mersin, İstanbul ve Colemêrg'de basın açıklaması yapan kadınlar  sokaklara çıkma çağrısı yaptı. 

Mersin'de Akdeniz Belediyesi Kadın Politikalar Müdürü Aynur Şahin, kadın cinayetlerinin her geçen gün artış gösterdiğini ve bunun nedeninin devlet politikaları olduğunu belirterek, devletin sokağa çıkma yasakları ile birlikte birçok kadın ve çocuğun yaşamını yitirdiğini aktardı. Şahin, Kürdistan'da yaşanan devlet şiddetinin son bulması ve müzakerelerin yeniden başlaması gerektiğini sözlerine ekledi. 


'Erkek devlete karşı direniyoruz'

HDP İstanbul İl Kadın Koordinasyonu Sözcüsü Arzu Moco, parti binasında basın toplantısı düzenledi. Moco, "Bizler bu 25 Kasım'ı şiddetin kurbanı ya da mağduru olan kadınlar olarak değil direnen kadınlar olarak karşılıyoruz" dedi. Güçlerini direnen kadınlardan aldıklarını vurgulayan Moco, tüm kadınlara, 18-25 Kasım arası sokaklarda olma çağrısında bulundu.


25 Kasım'da alanlara

KJA Colemêrg bileşenleri de bir açıklama yaptı. Bınevş Kadın Merkezi Sosyologu Özgül Doğan, diktatörlüğe karşı verilen direnişi öz savunma ile bir adım daha ileriye taşıdıklarını ve bunun haklı bir direniş olduğunu vurguladı.  Doğan, “Erkek şiddeti ideolojiktir, özsavunma haktır sloganıyla bütün kadınları 25 Kasım'da alanlara çağırıyoruz" dedi.


 HABER MERKEZİ