Sözde liberaller usanmaz bir biçimde “PKK yöneticilerinin stratejik hata yaptıklarını” ve dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketinin “Yanlış yolda olduğunu” tekrarlayıp duruyor. AKP ise planladığı topyekûn özel savaş kapsamında siyasal ve askeri saldırılarını yoğunlaştırarak Kürt Özgürlük Hareketine vurabileceği en ağır darbeyi vurmaya çalışıyor. Birinciler ideolojik ve psikolojik operasyon yürütüyor, ikinciler ise siyasi ve askeri. Birinciler Kürt toplumunun kafasını karıştırmaya ve psikolojisini-moralini bozmaya çalışıyor, ikinciler toplumun siyasal ve askeri örgütlülüğünü dağıtmaya. Sonuçta ikisi birbirini tamamlıyor ve Kürt Özgürlük Hareketinin imha ve tasfiyesinde birleşiyor.
Öncelikle sözde liberallerin ısrarla vaaz ettikleri iddiaları aydınlatmak gerekiyor. Zira burada çok ciddi bir çarpıtma ve saptırma var. 2011 yılında gerçek başarının ne olduğunu ve kim tarafından kazanıldığını doğru belirlemek de buna bağlı.
Netçe açığa çıktı ki, 16 Eylül 2010 günü İmralı’ya giden devlet heyetinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a verdiği demokratikleşme ve Kürt sorununu görüşmelerle çözme sözü yalan, hile, oyalama ve aldatma içerikliymiş. Yoksa Kürt halk kimliğini tanıma temelinde Kürt sorununu çözmek isteyen bir hükümet AKP gibi mi yapar? AKP hükümetinin yaptığı, tıpkı 1937-38’de dönemin hükümeti tarafından Dersim’de yapılana benziyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın neden Dersim’de olanları gündeme getirdiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Belliki Tayyip Erdoğan “Tunceli Kanunu” taktiği üzerinde çalışıyor.
Ne idi Tunceli taktiği? 1935’te Tunceli kanunu çıkarılsa ve 1936’dan itibaren Dersim askeri olarak kuşatılsa da, Dersim’in fethedilmesi pek kolay görünmüyor. Denir ya, Dersim’e sefer olur, zafer olmaz! Dersim katilleri de, her türlü askeri gücü kullansalar da zafer elde edemeyeceklerini görerek, Dersimlilerin saflığından yararlanmayı içeren bir hileye başvuruyorlar. Seyid Rıza ve diğer Dersim ileri gelenlerine, “Gelin bu konuyu görüşerek halledelim” çağrısında bulunuyorlar. Seyid Rıza ve arkadaşları da, dönemin hükümetinin verdiği bu söze inanarak(veya kanarak) Erzincan’a hükümetle görüşme yapmaya gidiyorlar. Sonuç biliniyor: Görüşmeye gidenler tutuklanarak yargısız bir biçimde idam ediliyor. Seyid Rıza’nın idam sehpasındaki “Sizin oyunlarınızla baş edemedim, bu bana ders olsun” sözü işte bunu ifade ediyor. 1938 Dersim katliamı işte toplum önderlerinin bu biçimdeki idamı ardından gerçekleştiriliyor.
Seyid Rıza’nın idam sehpasında çıkardığı dersi destûr edinerek doğup gelişen PKK Hareketine de, AKP hükümeti 2009-2011 yıllarında Seyid Rıza’ya uygulanan politikayı uygulamak istiyor. “Kürdü inkâr etmiyoruz, açılım yapıyoruz, TRT-6’yı kurduk, görüşmeler yapalım” diyerek PKK’yi ve Kürt halkını oyalamaya, aynı süreçte “KCK Operasyonları”nı geliştirerek demokratik Kürt örgütlenmesini tasfiye etmeye ve mümkünse gerillayı silahsızlandırmaya çalışıyor. Gerillayı silahsızlandırabilse, yani artık savaş yapmaz konuma getirebilse, işte bu Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamına benzer bir durum arzedecek ki, ardından da 1938 katliamı gibi yeni bir Kürt katliamı gelecek! AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketini imha ve tasfiye planı işte bu idi. Sonuç ne oldu? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de itiraf ettiği gibi bu plan bozuldu. Çünkü gerilla ayakta ve direniyor. Kahramanca direnişiyle Kürt halkına öncülük ediyor.
Kabul etmek gerekir ki, oyun ve hile dolu AKP planları karşısında Kürtler bu kez uyanık ve akıllı davranmışlardır. Dolayısıyla oyuna gelmemiş, tersine AKP’nin maskesini düşürerek oyunlarını bozmuşlardır. AKP’nin sözde yumuşak yaklaşımını ve görüşme taleplerini reddetmedikleri gibi, kendilerini tümüyle bu oyuna kaptırmayarak ihtiyatlı davranmayı bilmişlerdir. Kürt Halk Önderi “Ben çocuk değilim, kandıramazsınız” diyerek sık sık uyarı yaparken, PKK yönetimi de hem gerillanın durumunu tartışmaların ileri safhasına bırakarak ve hem de gerillayı eğitip büyüterek duyarlı ve tedbirli davranmıştır. Sonuç ortadadır: Önderi, örgütü ve halkıyla Kürt tarafı hem çözüm protokollerini imzalamış olarak Kürt sorununun barışçıl-siyasi çözümüne hazırdır, hem de gerillası, genci ve kadınıyla her türlü direnişi geliştirerek “Önder Abdullah Öcalan’a özgürlük ve demokratik özerkliği inşa hamlesini” yürütmeye hazırdır.
Kürdistan’da 2011 yılında yaşanan mücadele işte bu temelde gelişen bir mücadeledir. Kürt tarafının çözümleyici, duyarlı ve dikkatli yaklaşımı ile AKP’nin oyalama ve siyaseten tasfiye etme planı boşa çıkarılıp maskesi düşünce başvurduğu siyasal ve askeri saldırılara karşı Kürtlerin geliştirdiği devrimci-demokratik direniştir. Sözde liberallerin Kürtleri yanıltma çabaları boşa çıkmış, Fetullahçı basının “Darbe yediler, bittiler, dağıldılar” biçimindeki psikolojik savaşı devreye girmiştir. Söylenen sözlerin, gösterilen resimlerin, yazılan yazıların hepsi 1990’ların ortalarında olanların tıpa tıp benzeridir. AKP sözde gerilla vurarak, siyasetçi, yayıncı, basıncı, aydın, sanatçı, hukukçu tutuklayarak Kürt direnişini kıracakmış! Bunu başarsaydı Çiller-Güreş-Ağar-Demirel yönetimi başarırdı. PKK siyasi ve silahlı direniş gösteremeseydi, işte o zaman AKP başarmış olacaktı. Yoksa PKK’nin direnerek ve şehitler vererek geliştiğini ve halklaştığını herkes biliyor. Dolayısıyla bugünkü durum 1938 Dersim’ine benzemiyor, 1980’ler ve 1990’lar Kürdistan’ına, yani PKK’nin direnerek geliştiği döneme benziyor. Sonuçta bu kez kaybeden devlet adına AKP hükümeti ve kazanan Kürtler oluyor. Çünkü TC’nin ve AKP’nin oyunlarıyla başa çıkmış ve bu oyunları bozmuş durumdalar. Ve Seyid Rıza’nın vasiyetini yerine getirmeyi de bilmiş haldeler.
2011’de Kürdistan mücadelesinin özü ve sonucu işte budur. Gerisi ayrıntıdır. Örneğin 2011 yılının ilk yarısı siyasal mücadele yoğunluklu, ikinci yarısı ise askeri mücadele yoğunluklu geçmiştir. Kürtler siyasi mücadeleyi üç boyutta yürütmüş ve üçünde de sonuç alıcı olmuşlardır. Örneğin özgürlük mücadelesi tarihinin en kapsamlı eğitimini, ideolojik mücadelesini, zihniyet devrimini bu yılda yaşamışlardır. Kürt Halk Önderi’nin “Demokratik Uygarlık Manifestosu” adlı savunmaları temelinde bu gerçekleşmiştir. Bu zihniyet ve ideolojik değişimin henüz kısmi bir etkisi 2011 mücadelesine yansımıştır. Önümüzdeki yıllarda bu yansıma çok daha fazla olacaktır. Yine AKP’nin Kürt sorununu çözmek isteyen bir parti olmadığını açığa çıkarıp maskesini düşürerek Kürt özgürlük Hareketi çok önemli bir kazanım elde etmiştir. AKP’nin gelmiş geçmiş en maskeli ve demagojik bir iktidar olduğu dikkate alınırsa, elde edilen bu sonucun önemi daha iyi anlaşılır. Siyasi mücadelenin üçüncü boyutu da 12 Haziran genel seçimidir. Bu seçimin gerçek galibinin “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” olduğunu herkes kabul ediyor. Bağımsız aday göstererek 36 milletvekilini AKP bile seçtiremez. Deniyor ki, AKP yüzde elli oy aldı, bu büyük bir toplumsal iradedir! BDP’de Kürdistan’da yüzde yetmiş oy aldı, peki bu bir toplumsal irade değil midir?
2011’in ilk yarısındaki siyasal mücadeleyi Kürt Özgürlük Hareketi kazandığı gibi, ikinci yarısındaki direnişle de AKP oyunlarını bozarak Kürtler kazanmıştır. Polisçik basının psikolojik savaş kapsamında ordu ve polis kayıplarını gizleyip gerilla kayıplarını biri beş yaparak sürekli tekrarlaması bile bu gerçeği örtemez. Ordu ve polisin gerilla karşısında ABD tekniği olmadan bir adım bile atamadığı ortadadır. 2011 normal bir yıl olsaydı, Kürtler açısından zafer yılı bile denebilirdi. Fakat 2011 olağanüstü bir yıldı, Ortadoğu yeniden yapılanıyordu, dolayısıyla hangi yolla olursa olsun Kürt sorununu çözmek ve yeni Ortadoğu’da Özgür Kürdistan statüsünü yaratmak gerekiyordu. Dikkat edilirse bu henüz gerçekleştirilemedi ve 2012 yılına temel görev olarak taşındı. Bu da tüm Kürtler ve demokratik güçler açısından ciddi bir özeleştiri konusu oluyor.
Böyle bir özeleştirel yaklaşımla ciddi bir yenilenmenin yaşanacağı inancıyla halkımızın yeni yılını kutluyor, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren herkese 2012 yılında üstün başarılar diliyoruz!..