
Her gün daha çok imza
Şimdi O’nun gününe yön veren imza toplamak ve o bu süreci şöyle dile özetliyor: “Reber Apo için imza topmaya ilk olarak 2012’de katıldığım Strasbourg’taki nöbet eyleminde başladım. Eylem bittikten sonra İtalya’ya döndüğümde kampanya orada da başlamıştı. Çalıştığım ilk gün açılan standın başında bekledim. İlk gün sadece iki tane imza formunu (yaklaşık 40 imza) doldurabildim. Böyle sonuç alamayacağımı anladığımda artık nerede bir kalabalık varsa oraya yöneldim. İşlerim için dışarı çıktığımda yanıma mutlaka imza formu alıyordum. Bu şekilde günlük imza sayımı 100-150’ye yükselttim.”
İmza almadan gitmek yok!
Cahide Özel İtalya’da bir mülteci olması nedeniyle, bürokrasi işlemi olduğu günler dışarı çıktığında, günün geri kalan kısmını imza toplamak için değerlendiriyor. Pazarlar, hastahaneler, üniversite önleri, turistik mekanlar hatta kiliseler… Kısacası Cahide’nin imza isteyip de alamadığı kimse yok. Doktorlar, turistler, polisler, öğrenciler, turistler hatta kiliselerde görevli papazlar. “Öcalan hıristyan mı” diye soranlara, ‘’Yok değil ama tüm dinlere saygısı olan bir lider’’ cevabını vererek imza almadan oradan çıkmamayı başaran bir diplomat! Değil mi ki diplomatlar şehir şehir gezip meramını anlatır, o zaman O da bir nevi diplomat sayılabilir. Bir imza alabilmek için ‘Kürdistan dört parçadır’ diye başlayan uzun cümleler kurmuş gerektiğinde. Roma dışında başka kentlerdeki festival ve etkinlikler için şehir dışına da çıkmış. Breschia, Civita Vecchia ve Parma’da birkaç gün kalarak hedefini arttırmış. Üstelik, hiçbir bahane ve gerekçe ileri sürmeden. Ararat’ta kalan Kürtlerin ‘’mamoste’’ diye adlandırdığı ve gözleri yüzde 90 görmeyen abisi Abdurahman Özel’i bırakarak.
Zulümle yüzleşir gibi konuşuyor
O’nun bu işe niye bu kadar aşkla sarıldığı geçmişine dair sorularla anlaşılır hale geliyor. 1974’te dünyaya geldiği Nisêbîn’e bağlı Kinikê Köyü’nde ancak 1995 yılına kadar kalabiliyor. İlk göç durağı kısa oluyor; köyünden Nisêbîn’e kadar. 2007 yılına kadar onca zulme ve acıya rağmen doğduğu toprakları terk etmiyor. Abisi Zeki Özel 1990 yılında İstanbul’da yargısız infazla katlediliyor. Diğer abisi Süleyman Özel ise 1992 yılında tutuklanarak cezaevine giriyor. Müebbet hapis cezası alan abisi sürgün edildiği Yozgat Cezaevi’nde hastalanıyor. Sonrası, şimdilerde çokca konuşulan hasta tutsakların dramı… 6 ay tedaviye ihtiyacı olmasına rağmen hastahanede 2 ay kaldıktan sonra yeniden demir parmaklıklar ardına konulduğu Ankara’da Cezaevi’nde yaşamını yitiriyor. Öfkeyle, şimdi bakmak zorunda olduğu abisinin de gördüğü işkenceler nedeniyle gözlerinin bu duruma geldiğini ekliyor. Yaşadıklarını anlatmak istediği, her soruyu tüm ayrıntılarıyla paylaşmasından belli. Onun için konuşmak zulümle yüzleşmek gibi adeta.
Sayısız sürgün durağı
Abilerinin katillerinin yakasını bırakmamakta da kararlı. İtalya’ya gelmeden önce açtığı davanın peşini de bırakmamış. Ama onu buraya sürekleyen annesinin “Benim ciğerim iki kere yandı bir daha aynı acıyı yaşamak istemiyorum” sözü olmuş. 2008 yılından bu yana yaşadığı İtalya’da onu ayakta tutan güç, halen halkı için, savaşta yitirdiği abilerinin anısı için bir şeyler yapabiliyor olmak. Devlet bürokrasisi önümüzdeki günlerde O’nu Lecce şehrine gönderiyor. Bu kaçıncı sürgün durağı saymıyor. Çünkü o ülkesini ve mücadelesini kendisiyle her yere taşıyabiliyor. Aynen böyle diyor, “Son nefesime kadar şehitlerin takipçisi olacağım.”
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ROMA