Kızılderili kabileleri arasında biri vardı ki hepsinden daha asiydi. Belki de yaşadıkları sert coğrafyanın etkisiyle karakterleri böyle şekillenmişti. Onlara Apaçi denilirdi.
Apaçiler insanlığın ilk kültür yaratıcısı halklarından biri olmasına rağmen Amerika kıtasına at üstünde kılıç zoruyla giren Avrupalılarca nedense çok geri görülüyordu. Aralarına bir öğretmen göndermeye karar verdiler.
Oraya “zorunlu Şark hizmeti” kapsamında atanan öğretmen, eşini ve iki kızını şehirde bırakıp trenle bir günlük yolculuktan sonra Apaçilerin yaşadığı dağlık bölgeye yakın bir şehre ulaştı. Orada otobüse bindi ve yol bitene dek inmedi. Yol bitince iki tane dağı yürüyerek aştı ve nihayetinde Apaçi köyüne yetişti.
Köyde okul yoktu. Önce okul yapmak gerekiyordu. O sırada dağlara sığınmış olan kabilenin savaşçıları da bu idealist öğretmenin yardımına yetiştiler ve elbirliğiyle okul inşaatını tamamladılar.
Köyün tüm çocukları güle oynaya okula giderken öğretmen sevinçten havalara uçuyordu. Öğrencileri arasında dağdaki eşkıya başının oğlu da vardı. Babası bir gün köye geri döndü ve öğretmenin yaptıklarından o da etkilendi. Gidip devlete teslim oldu. Babasına işkence yapan ağayı vurmuştu. 24 yıllık cezası 4 yıla indirildi. O sıralar Devlet kendi Başbakanını asmıştı. Amerika henüz genç bir devletti, orada işler böyle yürüyordu.
Köyde yarı felçli, konuşamayan “vahşi” görünümlü bir genç vardı. Adı Aziz’di. Öğretmen onunla da ilgilendi. Okuma yazma öğretti. Apaçilerin tüm yaşlı büyücüleri deli sanılan, aslında “sakat” dedikleri bu hastayı iyileştiremezken öğretmen onu alim yapmıştı.
İnsan alim olunca evlenip çoluk çocuk sahibi de olmak ister. Köyün gençleri görücü usulü evlendiğinden hiçbiri kısmetlerine razı olmazken Apaçi Aziz’e en güzel kızı bulup getirdiler. Fakat köyde kendileriyle alay edilmesine dayanamayıp eşini de alıp şehre kaçtı.
Okul bitince öğretmen de şehre gitti. 7 yıl sonra Apaçi köyüne yol getirilmişti. Bir gün köye siyah bir araba geldi. Apaçiler Başbakanın arabası sandılar fakat içinden öğretmen ve eşi çıktı. Bir sürprizle gelmişti. Onların ardından arabadan Aziz, eşi ve iki çocuğu çıktı. İyileşmiş, konuşmaya başlamış, takım elbiseliydi ve boynuna da kravat bağlamıştı. Bir mucize gerçekleşmişti.
Bir vahşiden hem de iyileşmesinden umut kesilmiş birinden yeni bir insan yaratılmıştı. Apaçi Ana, oğluna nasıl iyileştiğini sorduğunda “ben aşık oldum” dese de şehirde düzelmişti, bu bir medeniyet mucizesiydi işte! Medeniyet bir vahşiden bir insan yaratmıştı!
Bu arada belki Apaçi filmlerinin yenileri de çıkmıştır ama yüzlerce yıldır aynı “film” çekildiğinden zihniyet değişmemiştir. Tümünde tema bellidir: Vahşilere medeniyet götürülüyor! Halen dağlarda olan Apaçi’lerin bir türlü anlamak istemedikleri gerçek budur. Onlara medeniyet getirenlere şükranlarını sunmaları gerekirken halen nasıl olur da dağlarda yaşarlardı? Öyleyse kaldıkları mağaralarda fare zehirleriyle yok edilmeyi hak ediyorlardı! Filmin devamı ancak böyle gelebilir…
Mucize filminin kahramanı Aziz, ailesiyle birlikte İstanbul’da yaşıyormuş. Bu doğruysa onların affına sığınarak burada belirttiklerimizin kendileriyle ilgisinin bulunmadığını, bir zihniyetin “sakatlığına” vurgu yaptığımızı ifade etmek isteriz. Elbette ki Aziz temiz kalplidir, eşi de kalbiyle güzeller güzelidir. Lakin mesele bu değil.
Diyelim ki bir “deli” var ortada! Dersim’li Apaçiler heykelini bile dikmişler, ne demek değer vermemek! Hadi diyelim ki o köy böyle bir “cahillik” yaptı ya tüm Apaçilerin günahı nedir?
Söylenecek çok şey var. Yaz yaz bitmez bu soykırım zihniyetini meşru kılmaya çalışma adabı ya da adap’sızlığı üzerine!
“Dağ Çiçekleri” filmini de çekip Ayşe Sıdıka Avar’ı ihya etsenize! O da Elâzığ, Bingöl, Dersim Apaçilerini medenileştirmişti!
Hakikaten bu ne filmdir böyle? Biz Apaçiler bu kadar mı kötüyüz? “Medeniyet” tartışması değil amacımız. Fakat bir tek eleştiri yaptınız diye son medeni Padişah gizli ambargo uygulamadı mı “Vezir Parmağı”na!
Geçen yıllar fikrinizi değiştirmedi mi?
Beş yıl sonra da olsa bir özür belki bu “Apaçi” filminden daha önemli sonuçlar doğurabilir!
Apaçiler çocuklukta tanıdığı hiç kimse hakkında kötü konuşmak istemez. Suç Apaçi filmi yapanda değil o zehirli zihniyeti bu topraklara saçan sömürgeciliktedir. Yani bir zamanlar Yılmaz Güney’in izinden gitme derdi olan sayın yönetmen, iyiliğinden başka bir şey düşünmediğimizi bilmelidir. Lakin ortaya çıkan tablo şahsi değildir, ağır toplumsal sorunlara bu filmde olduğu gibi yaklaşmak o sorunların çözümüne katkı sunmuyor. Çünkü sorunu yaratan bakış açısıyla sorunlar çözülmüyor.
Apaçilerin en yılmaz savaşçısı Geronimo’nun torunları kendilerine bir belediyeyi bile çok gören soykırımcı zihniyete karşı halen Dumanlı Dağlarda direniyor.
Hangi mucize bu savaşı bitirebilir?
Bak arkadaş, üstelik zindan ve şehirlerdeki Apaçiler 5 ayı aşkın süredir açlık grevindeler. Hiç mi merak etmiyorsun kabileni? Kalbinle yanıtla lütfen…