Yine mi demeyin... Çünkü kadını katleden zihniyet her gün biraz daha pervasızlaşıyor. Her gün yeni yeni katliam haberleri geliyor. Anlaşılan yetersiz bulunuyor ki teşvik edici açıklamalar da devam ediyor.
Geçen gün TRT'de kadın katliamlarına davetiye çıkaran bir açıklama Ömer Tuğrul İnançer'den geldi. Daha önce hamile kadınların sokakta gezmesini münasip görmeyen İnançer, bu kez de kadınların çalışmasına karşı çıktı. İnançer; "Ekonomik özgürlük aldatmasından vazgeçin, ‘ben kocama muhtaç değilim’ deyip ailesini dağıtıyor, ‘kocama muhtaç değilim’ diyor ama elin adamının, patronun hizmetinde çalışmayı haysiyetine uygun buluyor. Eş yoktur, eşitlik yoktur, benimle eşit değil ki eşim olsun, o benim zevcemdir" sözlerini salıverdi TRT ekranlarından.
Bir zihniyetin kodlarının bu denli iyi formüle edilmesi takdire şayan tabii ki. 'Koca'ya muhtaç olmak bin yıllardır kadınların 'kaderi' olmuş. 'Patron'a 'muhtaç' olmak ise sadece kadının değil, erkeğin de 'alın yazısı'.
Zihniyetin esas kodlarını bu kelimeler oluşturuyor. Biri ataerkil zihniyetin geleneksel, diğeri ise ‘modern’ tanımı. İkisi de birbirini besleyen, ikisi de son derece uyumlu ve tarih boyunca biri birinin tamamlayıcısı.
'Kocalar' bin yıllarca kadınlar için hem koca, hem patron olmuşlar. Kadınların ömrünü tükettikleri ev işleri ne kendilerince, ne kocaları, ne de aileleri tarafından iş olarak görülmemiş. Maddi karşılığı olmadığı gibi manevi karşılığı da olmamış. Kadınlar bin yıllarca kocalara maddi olarak hep muhtaç olmuşlar. Kadınların 'haysiyet' sorunu yokmuş gibi 'koca'lara en basit, zaruri ihtiyaçları için el açmışlar. Azıcık karşı çıkışlar karşısında ya baba evlerinin yolu gösterilmiş ya da sokak. Egemenliğin ve iktidarın kendini en çok kurumlaştırdığı alan olan ekonomi 'koca'nın veya 'patron'un hakimiyet alanı olduğu için kadına da kapalı olmuştur.
Acaba erkekler kadınların 'kocalar'dan para isterken ne denli onurlarının rencide olduğunu hiç hissettiler mi? Kadınların çalışma yaşamına girmelerine rağmen değişmeyen bu gerçekliğin insanın manevi dünyasını nasıl tahrip ettiğini fark ettiler mi?
Patron olgusu modernizmin evrimleştirdiği 'koca'lığın izdüşümü. Yaşam emek üzerine kollektif olarak örülse idi, 'patron'luk iktidar alanı haline gelmezdi belki. Ya da yaşam 'koca' veya 'patron'a muhtaçlık üzerine kurgulanmasaydı kadının ve toplumların yaşadığı fiziksel ve ruhsal kırım bu düzeyde olmazdı herhalde.
İnançer; egemenliği ve iktidarı ne kadar beslediğini gördüğü ve iktidarı elinden giden erkeğin pervasızlığını iyi bildiği için bu sözleri sarfediyor. Nitekim eşitlik gibi bir kavramla tanışık olmadığı da anlaşılıyor.
Eşitlik ve demokrasi kavramlarına yabancı olan zihniyetin değil aileyi, toplumları nasıl parçaladığını bütün yakıcılığı ile her gün görmekte ve yaşamaktayız. Eşitlik ve demokrasi kültürünün olmadığı yerde iktidar vardır, şiddet vardır, baskı vardır.
Sözkonusu açıklama da, çalışan kadınların 'yuva' yıktığından dem vuruluyor. Peki, her gün şiddet uygulayan, ruhsal ve fiziksel olarak kadını, çocuğu kırımdan geçiren erkeğin bu yıkımda payı ne?
Her türlü baskıya rağmen ailesi, çocukları için yaşamını feda etmiş kadınlar, bu kıyıma dur dedikleri için mi yuva yıkan oluyorlar? Yoksa 'erkektir döver de, sever de' zihniyetine karşı çıktıkları için mi?
Dövmenin de, sevmenin de muhtaçlık üzerine kurulduğu bir yaşamdan kadın ne kadar uzaklaşsa o denli kendi olabilir. Tabii bunu söylerken ekonomik özgürlüğün tek başına kadının özgürlüğü için yeterli olduğunu düşünmüyorum. Ancak kadının bağımlı olduğu ve bu bağımlılıktan dolayı mahkum olduğu her türlü şiddet ve baskıdan kurtulması için sadece küçük bir adım. Çünkü ikinci 'koca' olan 'patron' da kadın emeğini sömürmekte ucuz iş gücü olarak görmektedir. Kısacası kadın için yeni bir mücadele alanıdır çalışma alanı.
Patronluk ve kocalık kültürü Türkiye'de her gün beş kadını katlediyor. Bütün iktidar güçleri-devlet, erkek, koca, patron- ısrarla bu katliamlara hem sessizlikleri ile ortak, hem açıklamaları ile ortak oluyor. Daha önceki yazımda söylemiştim ve tekrar ediyorum; katlettikçe tükeniyorsunuz. Yaşamı, yuvayı, toplumu katlediyor, parçalıyorsunuz.
‘Muhtaçlık’
Hep yazmak, konuşmak lazım belki. Anlatmak, anlamak da gerekiyor. Bunu yapabilmek için de nerede durduğunu bilmek lazım. Katledenmisiniz, katliama karşı duran mı?