Avrupa ülkeleri hükümetlere ve AB Birliği kurumlarına yönelik bir uyarı niteliği taşıyan mektupta, Müslümanlara yönelik önyargıların uyuma engel olduğunun altı çiziliyor. Mektupta 'Müslüman karşıtı' teriminin kullanılması ise dikkat çekti. Zira, şimdiye kadar, Avrupa Konseyi 'İslamofobi' deyimini kullanıyordu. 'Müslüman karşıtı' deyimi ise, daha kesin hükümlü bir önyargıyı ifade ettiği gibi, olayın daha vahim bir aşamaya geldiğini de kabul etmiş oluyor.
Muiznieks'in mektubunda Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç ve İsviçre'de özellikle seçimler döneminde göçmen karşıtı popülist politikalar yürütüldüğünün altı çizildi. Mektupta, sağcı, politikacıların oy kazanmak amacıyla Müslümanları hedef tahtasına koyması eleştirildi.
'Sağcıların cinayetleri görülmüyor'
İnsan Hakları Komiseri'ne göre, 11 Eylül sonrası Müslümanlar hedef gösterilirken, Almanya ve Norveç'te ırkçıların işledikleri cinayetler gözardı ediliyor. Muiznieks mektubunda "Söz konusu cinayet ve katliamlar aşırı sağın da tehlikeli olduğunu ve teröristlerin değişik motivasyonlarla hareket ettiği" belirlemesinde bulundu.
Muiznieks, son yıllarda bazı Avrupa ülkelerinde yasal yollarla Müslümanları hedef alan uygulamaları da eleştiriyor. İnsan Hakları Komiseri, Fransa ve Belçika'da parlamentolardan geçen peçe ve çarşaf yasalarını, İtalya'da benzer bir yasanın yerel yönetimler tarafından 'terörle mücadele adına' uygulanması ve Avusturya, Bosna, Danimarka, Hollanda, İsveç ve İspanya’da benzer girişimlerde bulunulmasını tehlikeli bir gidişat olarak görüyor. İnsan Hakları Komiseri, İsviçre’de 2009 yılı sonunda minarelere karşı düzenlenen referandumun ise Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI) tarafından istisnai bir prosedür olan yazılı deklarasyonla kınandığını hatırlattı.
Öneriler
Muiznieks, ayrımcıkla ilgili kaygılarını Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı ve Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine dayandırıyor. Muiznieks, Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı'nın, AB topraklarında 3 Müslümandan birinin son 12 ay içinde ayrımcılığa kurban gittiğini yine Uluslararası Af Örgütü'nün göçmen kadınların dinsel simge nedeniyle iş bulma şansının düşük olduğu yönündeki raporları örnek verdi. Muiznieks, çözüm için 3 öneride bulundu. Önerilerden ilki, hükümetlerden Müslümanları doğrudan hedef alan yasal düzenlemelere, din ve her türlü inanç üzerine kurulu ayrımcılığa son verme, İkinci Avrupa toplumlarında Müslümanlara yönelik önyargı ile mücadele edilmesi, son olarak da Müslümanların Avrupa toplumlarının vazgeçilmez bütünü olduğunun kabul edilmesidir.
STRASBOURG