
AKP hükümeti Sur ve Silopi için aldığı "acele kamulaştırma" kararı ile 1915'teki Ermeni Soykırımı öncesinde ve sonrasında yapılan "mülksüzleştirme" girişiminin bir benzerini devreye koydu. O dönem Ermenilere ait onlarca yapıya çıkarılan kanunlarla el konulurken, Ermenilerin çıkarıldığı yerleri de "Türkleştirme" adı altında muhacirleri yerleştiren devlet, bugün de Sur'da onlarca tescilli yapıyı gasp ediyor. Savaş dönemlerinde alınması gereken "acele kamulaştırma" yöntemiyle "yasal hırsızlığa" başvuran hükümet, devlet aklının üzerinden bir asır geçmesine rağmen değişmediğini gösterdi.
Ermenilerin "varlığının yok edilmesi" için kültürel, sosyal ve ekonomik gaspların devreye konulmaya başlandığı Osmanlı'nın son dönemlerine doğru halkın mülklerine el konulmaya başlandı. Bu anlamda katliamdan geçirilen Ermeni halkı için "mülksüzleştirme süreci" soykırımdan yani 1915'ten önce başladı. Ancak 1915'teki soykırımla birlikte gasp edilen mülkler arttı ve Ermenilerin yaşam alanlarından kutsal mekanlarına kadar da birçok yapıya el konuldu. Soykırım ile birlikte de bizzat merkezi yönetim kararlarıyla gasp hayata geçirildi. 27 Mayıs 1915'te tehcir kararı ve 30 Mayıs 1915'te de Ermenilerin tehcirine ilişkin meclis kararı alınırken, 10 Haziran 1915'te Ermeni mallarına ilişkin gizli kararname ile 27 Mayıs 1915'te Terk Edilmiş Mallar Kanunu çıkarıldı. Bu kanunlarla el koymanın hukuki alt yapısı oluşturuldu. Böylelikle taşınmaz mülklerden eşyalara kadar tüm Ermeni mülkleri gasp edildikten sonra da devletin düzenlediği açık arttırma gibi yöntemlerle Türkleştirildi! Gasp edilenler yer arasıda tıpkı bugün Sur'da olduğu tarihi yapılar ve kutsal mekanlar da özel olarak yer aldı.
Kiliseden hapishaneye
Devlet eliyle gerçekleşen bu gaspta aralarında tarihi yapıların da bulunduğu on binlerce yapının yanısıra tarla, bahçe gibi taşınmaz ve taşınabilecek tüm mallara el konuldu. Kilise, manastır, okul gibi Ermeni kimliğinin kamusal alandaki yapılarına da kimi yerlerde devlet, kimi yerlerde yerel gruplar tarafından el konulurken, kimi yapılar bir süre sonra hapishanelere dönüştürüldü.
Tehcirle birlikte sürülen Ermeni halkının el konulan mülklerinin yanısıra Ermenilerin sürüldüğü bölgelere de Balkanlar ve Kafkasya'dan getirilecek olan Müslüman muhacirlerin yerleştirilmesi, 30 Mayıs 1915'teki tehcirine ilişkin meclis kararı 10 Haziran 1915'te gizli kararname ile karar altına alındı. Bugün "acele kamulaştırma" kararı alınan Sur için hükümetin mültecileri bu bölgelere yerleştirme düşüncesinde olduğu tartışmaları, "Devlet, 1915'teki Ermenilere dönük uyguladığı politikaları bugün Kürde karşı güncelledi" düşüncelerinin oluşmasına neden oldu. O gün Ermenilerin yaşadığı bölgelerin demografik yapısını değiştirerek, "Müslümanlaştırmayı/Türkleştirmeyi" seçen devlet algısı bugün de Sur'u "Kürtsüzleştirmek" için bir kez daha bu politikaları güncelleyerek devreye soktu.
Gasp edilemeyenler yağmalandı
Bir halkın kültürel değerlerine el koyarak, o halkın topyekûn imhasını ön gören bu planının bir benzeri de 6-7 Eylül olaylarında Rumlar için devreye konuldu. Gayrimüslümlerin sermayesinin önüne geçmek için çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu'yla İttihat ve Terakki dönemindeki "Sermayeyi Türkleştirme" girişiminin bir parçası olarak 6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi tarafından örgütlendi. 6 Eylül 1955'te başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar'da Rumlara ve diğer gayrimüslimlere karşı büyük bir linç ve yağma hareketi gerçekleşti. İki gün boyunca devam eden olaylarda birçok gayrimüslim yaralanırken, Rumların yanısıra Ermeni ve Yahudilere ait aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 7 bine yakın bina yağmalandı. O dönemki resmi kayıtlara göre; 4 bin 214 ev, 1 bin 4 işyeri, 73 Rum Ortodoks kilisesi, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika ve otel gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 yer tahrip edildi. Olayların ardından birçok Rum ve gayrimüslim, Sur ve diğer ilçelerde olduğu gibi sahip oldukları her şeyi geride bırakarak yaşadıkları alanları terk etmek zorunda kaldı.
Yargıtay'ın 1974 yıllında Müslüman olmayan halkı "Yabancı" olarak nitelemesinin ardından da aralarında Rumlara ait vakıflarının da onlarca vakıf ait binlerce kıymetli gayrimenkule el konulmaya başlandı. Heybeliada'da bulunan Ruhban Okulu ve Rum Ticaret Akademisi bu kapsamda 1942'de el konularak Deniz Kuvvetlerine devredilen mülklerin başında geliyordu. Müslüman olmayan halka karşı güdülen politikaların 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra daha da yoğunlaşmasının ardından 1964'te de Gökçeada ve Bozcaada'nın Rumsuzlaştırılması sürecine gidildi.
Sur'da 6 bin 300 parsele el konuldu
Tarihteki bu örneklere benzer bir şekilde de daha önce Kürtlere karşı defalarca tekrarlanan, "katliam ve tehcir" politikaları bir kez daha devreye sokuldu. Diyarbakır'ın Sur ilçesiyle birlikte Şırnak'ın Silopi ilçesi için Bakanlar Kurulu'nca alınan "acele kamulaştırma" kararı, Ermeni halkının "mülksüzleştirilmesi" ile birlikte Rumların karşı karşıya kaldığı yağma olayının bir benzeri olarak yıllar sonra tekrardan uygulanmaya konuldu. Geçen hafta yürürlüğe giren kararla birlikte Sur'un yüzde 60'lık bir bölümüne el konulacak. Kararla, ilçedeki 15 mahallede bulunan toplam 368 adadaki 6 bin 300 parsel "kamulaştırma" adı altında gasp edildi.
Bakanlar Kurulu'nca alınan karardaki "acele kamulaştırma" yöntemi, 1956 yılında yürürlüğe girerken, AKP dönemine kadar çok ender uygulanan bu yöntem AKP'nin iktidara gelişiyle birlikte onlarca kez başvurulan bir yöntem oldu. Mevcut şartlarda savaş, doğal afet ve ülke savunması gibi olağanüstü hallerde başvurulması gereken bu kamulaştırma yöntemi AKP ile birlikte "yasal hırsızlığa" dönüştü. AKP'nin rant adına başvurduğu bir çok projenin hayata geçirilmesinde başvurulan yönteme dönüşen "acele kamulaştırma" yöntemiyle kamulaştırma sürecinde karşılaşılacak engel ve direnişler ortadan kaldırmak isteniyor.
Sur'da tarih gasp edilecek
Kuşatmayla birlikte onlarca ev ve yapının yıkıldığı Sur'da bu kuşatmadan geriye kalan onlarca tescilli yapıya da tıpkı 1915 öncesi ve sonrasında el konulan Ermeni yapıları gibi el konulacak. İlçede çok sayıda uygarlığın izlerini taşıyan, farklı uygarlık ve medeniyetlerin yerleşim alanı ve zengin tarihi yapısıyla bir açık hava yazıtlar müzesi olarak anılan Sur ile özdeşleşen ancak kararla birlikte halktan çalınacak olan önemli yapı ve bölgeler ise şunlar: Hasanpaşa Hanı, Ulu Cami, Sülüklü Han, Kervansaray, Demirciler Çarşısı, Ermeni Surp Girigos Kilisesi, Anzele Parkı, Süryani Kadim Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, İskenderpaşa Konağı, Cemilpaşa Konağı, Ermeni Katolik Kilisesi, Protestan Kilisesi, Zinciriye Medresesi, Behrampaşa, Kurşunlu, Safa Parlı, Melik Ahmet Paşa, Ali Paşa, Aynalı Minare, Nasuh Paşa, Hz. Ömer ve Nebi camileri.