
Tek Bacaklı Yolcu’nun kahramanı İrene, iki ülke, üç erkek ve dört duvar arasında, kentten kente tek bir olasılığın peşinde yürüyor: Ufukta ölümün görünmediği bir düzleme çıkma, sadece yaşama olasılığının... Ancak karışık ve fazlasıyla karmaşık bir dünyada, şimdinin özne ve nesneleri, geçmişin gölgelerini taşımaktan vazgeçmiyor.
Tek Bacaklı Yolcu, kalabalıkların içinde yalnızlık çekmenin, hükümleri bitmek bilmeyen zalim rejimlerin ve sürekli gözetlenmenin açtığı yaralar ile yaşamda yürümenin, her şeye rağmen direnmenin romanı; yabancılaşmanın yonttuğu gözlerle içe ve dışa bakmanın, şu tuhaf dünyayı bir bütün olarak görme yetisini yitirmenin öyküsü.
Herta Müller’in Romanya’dan Batı Berlin’e göçtükten sonra yazdığı ilk roman olan Tek Bacaklı Yolcu, bireyin kaldırımlarda yankılanan adımlarını nihai bir hedefe değil, iç dünyasına çeviren, şiirsel bir metin. Gidişlerin kolay, varışların sancılı olduğu, kentlerin sürekli bükülüp açıldığı ve gönderilen mektupların posta kutularına düşer düşmez dağıldığı bir atmosferde, kendine, dünyaya, yaşama yabancı... Yolcular daima ağır yaralı. Diktatörler, işkenceciler, gözlerini dikip her şeyi izleyenler, yalnız ve örselenmiş bedenler içinde, her daim nöbette. Direnmek, bireyin tek silahı.
KÜLTÜR SERVİSİ