Londra Sanat Üniversitesi’nde asistan olarak görev yapan genç yönetmen Therese Koppe’nin ikinci kısa belgesel filmi ‘Her Yer Kuzeyi Gösterir -All Points North’, mültecilerin sorunlarına yakından ışık tutuyor.

Çekimleri geçtiğimiz yıl Atina ve Londra’da yapılan filmin, promiyeri Aralık 2013’te İstanbul’da ‘Hangi İnsan Hakları Film Festivali’nde gerçekleşti. Fransızca ve İngilizce altyazılı film, ayrıca Madrid Articulo31 Belgesel Sinema Festivali dahil birçok Avrupa film festivali ve Kurdistan’da da gösterildi.
Yakın dönemde Amerika’nın San Francisco ve Arjantin’in Buenos Aires şehirlerinde yapılacak festivallerde de gösterilmek üzere seçildi.
Film, üç yıldır Yunanistan’ın başkenti Atina’da mülteci olarak hayat mücadelesi veren Senegalli iki genç İbrahim ve Laurent’in şahsında, genel olarak mültecilerin karşılaştıkları ırkçılık, polis şiddeti ve toplumun dışlamalarına ayna tutuyor.
Yönetmen Koppe, filmine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
 
Bu projeye neden ve nasıl başlamaya karar verdiniz?

Avrupa’da uygulanan son derece kısıtlayıcı göçmenlik kanunları yüzünden göçmenler İtalya, İspanya, Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkelerinin sınır bölgelerine sıkışmış halde yaşıyorlar. Yaklaşık beş yıldır göçmenlikle ilgili sorunlar konusunda hem aktivist hem de akademisyen olarak çalışmalar yürütüyorum. Kağıtsız göçmenler sorunuyla ilk kez 2009 yılında Avrupa’nın sınır hatlarından biri olan Yunanistan’ın Midilli adasına yaptığım gezi sırasında  karşılaştım. ‘Her yer Kuzeyi Gösterir’ filmime ise, Londra’daki Brunel Üniversitesi’nde devam ettiğim Sinema Yüksek Lisans Programı’nın bitirme filmi olarak başladım. Çeşitli krizler yaşanan ülkelerinden ayrılarak Avrupa’ya gelmek isteyen göçmenlerin durumunu daha yakından inceleyip belgelemek üzere 2013 yılının yazında üç aylığına Yunanistan’ın başkenti Atina’ya yerleştim.  


 Buradaki göçmenlerin sesini duyurabilmek neden bu kadar önemli sizin için?

Göçmenlerin çoğu tam bir karmaşa halinde yaşamakta; bir yandan ekonomik sorunlarla ve ırkçılıkla mücadele ederken öte yandan da bir an önce Yunanistan’dan çıkmanın yollarını aramaktalar. Yunanistan’daki yüksek orandaki işsizlik, sosyal ve ekonomik kriz, ülkede aşırı sağcı Altın Şafak isimli partinin güçlenmesine sebep olmuş ki bu parti hem söyleminde hem de sokaklardaki hareketlerinde doğrudan göçmenleri hedeflemekte, onlara sözlü ve fiziki saldırılarda bulunmakta.
Benim için hareket halinde olan ve bu yüzden sürekli mücadele etmek zorunda kalan, zorluklarla boğuşan, en nihayetinde iyi koşullarda ve güven içinde yaşayacakları bir yer arayan insanların sesini duyurmak çok önemliydi.


İbrahim ve Laurent’in yaşadıkları genel olarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışan diğer göçmenlerin de sorunlarını duyurabiliyor mu izleyiciye?

Benim filmimde portresini verdiğim İbrahim ve Laurent’in hikayesi sadece Yunanistan’daki durum ya da Senegalli göçmenlerin durumuyla ilgili değil en genel anlamda Avrupa’ya ulaşmaya çalışan herhangi bir yerden bir göçmenin yaşadığı zorluklar ve engellerle ilgili. Umarım filmim bu iki genç insanın hikayesi üzerinden dünyanın her neresinden olurlarsa olsunlar daha iyi bir yaşam ve hareket özgürlüğü hayali kurarak mücadele eden herkesin hikayesini anlatabilmiştir. Filmimi Kürtler de dahil mümkün olan en geniş izleyici kitlesine ulaştırma imkanı bulursam bu beni çok sevindirir.

Therese Koppe

1985 yılında Doğu Berlin’de doğdu. 15 yaşından itibaren analog fotoğrafçılık eğitimi almaya başladı. Greenpeace, Dünyanın Dostları (Friends of The Earth),  Heinrich-Böll Vakfı ve Strahlendes Klima e.V. isimli sivil toplum kuruluşlarında çalıştıktan sonra sosyoloji ve film çalışmaları eğitimi aldı.
Bir dönem Güney Kore, Japonya, Rusya, Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelerde yaşadı, çalışmalar yürüttü. 2013 yılında Londra’da ki Brunel Üniversitesi’nde Belgesel Yönetmenliği üzerine yüksek lisans eğitimi aldı. 2007-2013 yılları arasında Hans-Böckler bursu aldı. Bağımsız bir sinemacı olarak yaşamını Londra’da sürdürmektedir.
 


SUNA ALAN/LONDRA