Savaş karşıtlığı ya da barış yandaşlığının anma tarihidir Hitler askerlerinin Polonya’ya saldırdığı 1 Eylül tarihi. Bir ironidir: Emperyalistler arası 2. Paylaşım Savaşı’nın başlangıcı diye tanımlanır Dünya Barış Günü. Ve ünlü "kurtarıcılar” öyküsü: "Kötü emperyalist” Almanya’yı durdurmak için "iyi emperyalistler” Avrupa halklarının yardımına koşarlar. Sonuç: 8 Mayıs. Almanya kurtarılır. Mutlu son: Hitler belasını bulur. Dünya ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB sayesinde özgürlüğe boğulur.

Oysa bu tarih bilinçleri bulandıran yani avcıların yazdığı düzmece bir tarihtir.
Aynan dünya ekonomik krizinin halkların yaşam olanaklarını iyice daraltıldığı; emperyalizmin, dünya halklarının ve emekçi sınıfların sefaleti üzerinde sınır tanımaz kar hırsıyla büyümeye çalıştığı ve Suriye’de kimyasal gaz tartışmalarının saldırgan amaçlara zemin yapılarak manipüle edildiği bir dönemde bu tarihi yeniden irdelemek gerekir. Emperyalist güçler birbirleri arasında zaman zaman çıkar çatışmaları yaşasalar da, nihai yaklaşımda bu çatışmalar kendi aralarında oluşturdukları birlik ve yaşam ilişkilerini asla zedelemez. İşte, bir avuç Alman devrimcisi ve emeğin özgürlüğü mücadelesinin siper yoldaşları bunu yapmak için düşüyorlar yollara. Bu yazı onlara adanmıştır.
***
Çekoslovakya’nın Südetler bölgesinin Almanya’ya verilmesini öngören Münih Antlaşması, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya arasında 29 Eylül 1938 tarihinde karar altına alınarak, 30 Eylül tarihinde imzalandı. Südet bölgesi, Avrupa emperyalistleri arasında sıkça çatışma konusu olmaktaydı. Bu anlaşmazlıkları "kendi aralarında barışçıl yöntemlerle çözme” kararında olan emperyal güçler Çekoslovakya’yı parçalayıp Südet bölgesini Alman emperyalizmine teslim etmekte bir sorun görmediler. Öncesinde Çekoslovakya’nın toprak bütünlüğünü savunan ve bu konuda bu ülke ile antlaşmalar yapmış olan emperyalistlerin, çıkarlarına denk geldiğinde bir ülkeyi nasıl rahatça bölebileceklerine ilişkin önemli bir örnektir bu. Hitler, Mussolini, Neville Chamberlain ve Fransız başbakanı Edouard Daladier arasında düzenlenen bu Konferans’a, toprakları üzerinde paylaşım projeleri yapılan Çekoslovakya adına temsilci katılamadı. Çekoslovakya adına iki devlet memuru konferansın gerçekleştirildiği salonun yanındaki bir odada ve söz hakkı olmaksızın toplantıda yer aldılar. Anlaşma sonunda Südet’ler Çekoslovakya halkının karşı iradesine rağmen, Alman emperyalizminin eline geçmiş oldu.
***
29-30 Eylül’ün tarihsel önemi barış içerisinde bir dünya isteyen insanlık açısından çok büyük öneme sahiptir. Çağımızda emperyalistler arası bir savaş olasılığının ortadan kalktığını söylemek, tam anlamıyla "eşyanın tabiatına aykırıdır.” Nitekim CDU’lu Alexander Gauland’ın "büyük sorunların sadece ‘kan ve silah’ ile çözülebileceği”ne ilişkin sözleri bu saptamanın cesur bir ikrarı değil de nedir? Zaten dünya emperyalizminin bütün üyeleri tarafından kuşatılmış olan DDR’in BRD’ye "katılımını” da "halkların özgür iradeleriyle aldıkları birlikte yaşam kararı” olarak tanımlayabilmek için de o tarihsel süreçten ve yaşanandan bir şey anlamamak anlamına gelir. Ve bu tarih bize hep Bertolt Brecht’in düşüncesini hatırlatıyor: Egemenler ne zaman barıştan söz etseler, halklar savaş olacağını bilmektedirler.
***
1 Eylül’leri anıyoruz savaş karşıtları olarak. 29-30 Eylül’leri de unutmamak gerekir ama. Örneğin çevresindeki her ülke için "toprak bütünlüğü” tezini savunan ama elinden hiç düşürmediği makasla ülkeleri parçalamaya, bölmeye uğraşan bir Türkiye’nin çirkinliğinin dünya emperyalist-kapitalist sistemiyle olan gen bağını da buradan açıklamak mümkündür.
Almanya için de aynı şeyleri söyleyeceğim elbette. Ciddi bir Amerikan gazetesi olan Weekly Standart şöyle yazmaktadır. "Alman bütçe disiplini (ya da gerçekte Avrupa ülkelerine dayatılan hırsızlık paketleri), 70 yıl önce silahlı kuvvetlerin iktidarının başaramadığını başarmıştır.” Alman emperyalizminin hızla güçlendiğini günü gününe izleyebilmekteyiz. Bugün gördüklerimize dünden hatırladıklarımızı da ekleyerek geleceğe yönelik politikalar üretebiliriz. İki dünya savaşını çıkarabilmiş güçlü Almanya’nın "barış” sözünün bile bir savaş anlamına geldiğini söylemek için elimizde Halepçe’de kullanılan kimyasal gazın üretiminden, bugün fiilen denetlediği Hollanda ordusu ya da gelecek için düzenlediği Çek polis güçleriyle ilişkisine kadar yeterince kanıta sahibiz.
***
Birlikte "dur” demeliyiz yükselen emperyalist saldırganlığa karşı. Bu yıl, çok sayıda örgüt ve kurumun oluşturduğu bir Platform, Münih Antlaşmasının 75. Yılı vesilesiyle "Dünya Savaşı Yerine Sınıf Savaşı” adlı savaş karşıtı ciddi bir etkinlik düzenledi. "Almanya‘dan Çek Cumhuriyeti’ne Bir Yolculuk” adıyla sürdürülecek olan eylem 29 Eylül’de Münih’ten başlayacak ve 8 Ekim’e kadar sürecek. 30 Eylül’de Münih’den Ingolstadt, Kelheim, Regensburg‘a; 1 Ekim’de Regensburg’dan Nürnberg‘e; 2 Ekim’de Nürnberg‘den Bayreuth‘a; 3 Ekim’de Asch; 4 Ekim’de Cheb‘den Pilsen‘e; 5 Ekim’de Pilsen‘den Prag‘a; 6 Ekim’de Prag‘dan Lidice‘ye; 7- 8 Ekim’de Prag’da bitecek.
Bu savaş karşıtı eylemi desteklemeli ve egemenlerin hilelerine inat, biz kendi şarkımızı söylemeli, emek ve özgürlük için kendi kavgamızı sürdürmeliyiz. ( http://www.himmlischevier.de/ )