
İletişim yüzyılında yaşıyoruz. En klasik yaklaşımla bilgiye ulaşmak artık hem kolay hem ucuz. Oysa ilkel komünal toplumlarda… Tamam tamam, hemen korkmayın. Oradan başlamayacağız, ben Suriye iç savaşı ile birlikte değişen, iç içe geçen sosyal medya ve gazetecilik arasındaki ilişkiden ve gazeteciliğin değişen doğasından bahsetmek istiyorum.
Eskiden sadece televizyondan ve gazete köşelerindeki afili fotoğraflarından ancak yüzünü görebildiğimiz anlı şanlı muhabirler artık parmak mesafesinde. Teneffüste ilkokul bahçesine girmiş gibiler. Ceketlerinden, kollarından, eteklerinden habire çekiştirilen, itilip kakılan ve bunun şaşkınlığı ile afallayanlar olduğu gibi durumun üstesinden gelip, işi kıvıranlar da var.
Okuyucu da, izleyici de garipleşti. Hiçbir şeyi beğenmeyenler çoğunlukta. En güzelleri hiçbir şeye inanmayanlar. Muhabir ateş altındayken video koymuş, haber veriyor. Kurşunlar havada uçuşmuş. Okuyucu/izleyici yer mi? Yemez. Hemen parmakları çalıştırıyor.
“Şöyle böyle demişsin ama orada bugün çatışma yok”
“Ben oradaydım, sen nerden biliyorsun?”
“@yuregimdaglara_bedenimsanayiye_21 daha yazmamış öyle bir şey.”
“O kim yaw?”
“O bizim Hasip Abê, sanayide otogaz dönüşüm bayii.”
Bir de sağlamcılar var. Muhabir kan ter içinde yazmış; “stratejik Beroşkê Kera köyü, stratejik Husekur tepesi ve stratejik Mişko mezrası kurtarıldı.” Altı üstü yedi karakter, bir gönder tuşu değil mi? Okuyucu soruyu yapıştırır; “kaynak?” Bu soruyu okuduğu anda muhabirin yüz ifadesini görmek isterdim.
Stratejik deyince madalyonun öbür tarafına bakmak lazım; sahadaki muhabirler ve gazeteciler. Onların işi artık hiç kolay değil. Her meslekte olduğu gibi gazetecilikte de rekabet var ve muhtemelen diğerlerinden daha yoğun. Atlatma denen bir kavram var. Üstelik sadece birbirleri ile rekabet yetmiyor, Hasip Abê ile de rekabet etmek zorundalar. En zoru bu. Hasip Abê be! 12 zibilyon takipçisi onay vermese boş, CNN kim?
O yüzden her muhabirin haber geçtiği köy, en stratejik köy olmak zorunda. O tepe düşmese savaş kazanılamıyor olmalı. O koca ovanın ortasındaki iki ev alınmasa, Halep’i alsan boş. İlle o iki tek katlı toprak ev.
Okuyucudaki yeni model tatminsizlik, muhabiri de olmadık işlere zorluyor. O haddinden fazla stratejik iki toprak ev ele geçtikten sonra geçilen haber; “15 çete öldürüldü, aha bu emirin kafası, bu ötekinin kolu, aha şu çatıdan sarkan emirin yardımcısının bacağı, diğerlerini koymuyorum, şiddete prim vermeyelim.” Bundan bile tatmin olmayan var. “Heval 15 demişsin ama ben kafaları, kolları, bacakları topladım, 12 ediyor, öbür 3 kişi nerede?”
Haberden ziyade siyasi yorum, askeri analiz yazanlar kurtuluyor sanmayın. “Marslıların DAİŞ’e silah indirdiği bilinen bir gerçek.” “Marslılar? Abi onlar TC Tırları değil miydi?” “Yok, araçlar yukarıdan gelmiş, Mars plakalı, yerel kaynaklardan teyitli.” Haa tamam o zaman, yerel kaynak, teyit varsa olay bitmiştir.
İddialı başlıklar meselesine hiç girmeyelim isterseniz. Mesela başlık şöyle; “Esat Ölmüş!” Fatiha’yı zor bitirip hemen sayfayı açıyorsunuz. “Geçen hafta başının ağrıdığı tahmin edilen Beşar Esad’ın bu dertten öldüğü öne sürülüyor.” İnsan bu dertten zaten ölür, ölmüyorsak daha çekeceğimiz var diyedir.
Öne süren, belirten haber kaynakları da uyku kaçırmaya birebir. “SDF’nin Rakka üzerinden hoop! diye atlayarak Deyr Zor’a gireceğini belirten kaynaklar, durumun kesinleştiğini öne sürdüler hatta ‘quran hakkı” yemin ettiler.” Benim uykum kaçıyor. Kim bunlar? Meraktan ölüyorum. Bu gizem neden? Öyle birilerinin olmadığını asla ve kat’a aklıma getirmiyorum, kesin vardır. Uyduracak değiller ya. Yine de bazen, her zaman değil bazen, Hasip Abe’nin Facebook sayfasına gidip kontrol ediyorum. Onun dayıoğlu YPG’de alay komutanıymış, WhatsApp’tan sorup, doğruyu öğrenip yazıyormuş.
Suriye iç savaşının akıl almaz vahşeti ahlaki değerleri çürütmekle kalmıyor, aynı zamanda kabullenme eşiğimizi düşürüyor, algımızı değiştiriyor. Ölümler rakamlara, vahşet sıradanlığa dönüşürken, sahadaki muhabir bizi inandırmak için zaten zalim olan gerçeğin ötesine geçmek zorunda hissediyor. Oysa sorun bizde. Karmaşık ilişkiler ağı komplo teorilerine kapı aralıyor. Çoğu zaman okuyucu muhabir hep beraber, elele o kapıdan giriyoruz, kafamızda kırmızı huniler ile…