Murat Saat kentlerin sokaklarını, dağ başlarını, ovaları 1992 yılında gerisinde bıraktı. Her şeye rağmen 'içeri'den 'dışarı'ya öykülerini gönderdi, hayatlara, yüreklere dokunmaya devam etti. Murat Saat hemen yanı başımızdakini, yüreğimizdekini, bir tebessüm kadar bize yakın olanı en iyi şekilde bize gösteren bir yazar oldu.

 

Ercan Jan AKTAŞ

Hayatımıza anlam katan, bizi biz yapan kimi sözcükler, cümleler, dokunuşlar, soluklandığımız kimi adresler, içinde yürürken kaybolduğumuz sokaklar vardır. En sıkıntılı anında bile haykıran yürekler ile birlikte kimi de kalemler vardır. Murat Saat kalemi ile hayatlara dokunmaya devam edecektir. Murat Saat ile voltaları, aynı ranzayı paylaşan biri olarak diyeceklerim biraz daha başka olabilir. Kimi insanlar sadece yazdıkları, satırları ile değil kederi, özlemi, hasreti ile bütün bir hayat yüreğinde, yürüdüğün yolda olur, işte Murat Saat da benim için öyledir.

Sen yeni adımladığın bir sokağın içinde kaybolmanın heyecanını yaşarken bir sözcük ararsın yaşadığını anlatan, bir kelime peşinde nasıl koşman gerektiğini bilmezsin ama yüreğin sıkışır, sesin titrer, buğulanan gözlerin, yaşadığın o girdabı en iyi şekilde anlatır. Ancak yüz yüze olman, göz göze olman lazım. İşte senin o nasıl arayacağını dahil bilmediğin sözcük var ya, bir satır okur ve için rahatlar, ferahlar, işte tam da aradığın budur, senin içinde ses verdiğini o bulmuştur: "yoksa sen benim en iyi arkadaşım mısın?"

İşte bu satırı okuduğumda ne keyif almış ne mutlu olmuştum, benim aradığımı Murat Saat bulmuştu. Murat Saat ve de onun gibileri özel kılan da bu olmalı.

   

Murat Saat kentlerin sokaklarını, dağ başlarını, ovaları 1992 yılında gerisinde bıraktı. Her şeye rağmen 'içeri'den 'dışarı'ya öykülerini gönderdi, hayatlara, yüreklere dokunmaya devam etti. Murat Saat hemen yanı başımızdakini, yüreğimizdekini, bir tebessüm kadar bize yakın olanı en iyi şekilde bize gösteren bir yazar oldu.

***

Öykü kitabı için Dedalus Yayın Yönetmeninin:

 

"Sevgili murat saat,

öykülerinizin yayımlanması ve geniş kitlelerce okunması konusunda editörümüzün olumlu isteğini dinlerken gözlerindeki heyecanı gördüm. benden onay aldığında ise yüzündeki sevinci. ben sadece bir okurum, sizin öykülerinizi ilk okuyanlardan biri olmanın ayrıcalığını yaşıyorum. öykülerinizde gözüme ilk çarpan unsur, daha önce hiç bu denli peşinden gitmediğim bir üslup. ne diyorlar ona, özgün. cümlenin uzunluğu konusunda düşüncelerimi değiştiren öykülerden çokça vardı dosyanın içinde. bir solukta okunan ifadeler, bu anlamda, kısa cümlelerin etkisini taşıyordu. ayrıca sizin bu denli keyifli öyküler, daha doğrusu neşeli, burayı nasıl dillendirsem bilmiyorum, birçok özgür hayatın içinde kendi gereksiz hüzünlerinin içinde boğulan metinlere oranla, bizi, evet bizi yaşama bağlıyor. estetik, anlam, farklılık vs. bir yana, ya da bunlarla birlikte yaşam sevinci var onlarda edebiyat adına, bir okur olarak size teşekkür ederim. hüzünle gülümsüyorum" cümleleri bu dediklerimi ne de güzel anlatıyor.

***

Müebbete mahkum bir insan nasıl bu kadar heyecan, sevgi ve umut dolu dokunabiliyor yazdıkları ile. F tipleri sistem tarafından 'dışarı'sı olmamak üzere inşaa edildi. Senin dört duvarlara esir edilmen ile yetinmeyen sistem, seni bir bütün heyecan, umut, sevgi, sevda adına ne varsa hepsini elinden almak istedi. Yaprağın düşmesi, rüzgarın ise ancak uğultuları ile inebildiği, gökyüzünün demir perdelere bölündüğü o koşullarda o duyguları yasamak, kaleme dökmek, 'dışarı'dakilere aktarmak soluksuzca bir yaşam heyecanı ile ancak mümkün olabilir.

İnce bir zeka, estetik ve zengin bir bakış ile 'Yoksa Sen Benim En İyi Arkadaşım mısın' kitabı, o koşullarda yazıldı. 2014 Ankara Öykü Günleri Ödülü'nü de alan kitap, üç bölüm ve 14 hikayeden oluşan başka bir dünyayı anlatır bize.

Murat Saat’ın kitaptaki "Biri Baksın" öyküsündeki bu cümle beni alıkoyan cümlelerden biri oldu, bunu yaşarsan anlarsın, biri sana ancak bu kadar güzel anlatırsa anlarsın; "bir şeye yeterince bakarsan, bir gün, bir ay, bir yıl... o da sana bakar." Murat Saat yarattığı bütün karakterler için 'ben'im veya 'onlar' olacak kadar çok düşündüğüm kadınlar, erkekler.

Onlarla biraz özgür oldum, onlar da benim yüzümden biraz hapsoldular. Belki de bu yüzden iki dünya arasında süreklileşmiş sınır ihlalleri buluyorum yazdıklarımda. Sınırları tanımamak, onları umursamamak ve her fırsatta çiğneyip geçmek, yazmaktan aldığım zevke de zaten çok benziyor diye ifade edecektir.

Murat Saat niye yazdı? Bunun cevabını kendisinden okuyalım: "12 Eylül’ün yarattığı ve bugün de çok daha yoğunlaşmış olarak var olan siyasal sistem dillere, kimliklere, inanç gruplarına ve toplumun tümüne ağır bedeller ödetti. Üniversite yıllarım, yani 90’ların başları yoğun çatışmalı yıllardı. Özgürlüklerin ve toplumun savunulması gerektiğine inandım. Aktif siyasal mücadele verdim. Hapishaneyle tanıştım. 2000’ler sonrası, 19 Aralık’la hayatımıza sokulan F Tipi sistemle yoğun baskı ve tecrit hapishanelere hakim oldu.

Bu yıllarda yazılı boyutuyla edebiyat benim için tam bir zorunluluk oldu. Herkesin yazım serüveni başkadır şüphesiz. Yaşadıklarınız, tanık olduklarınız, estetik beğenileriniz, okuduklarınız, dertleriniz, kaygılarınız ve daha birçok şey sizi yazıya, edebiyata yöneltebilir. Bunlar şüphesiz benim için de geçerli. Ama daha önce içinde bulunduğum mekânın, hapishanenin bunda etkili olduğunu söylemeliyim. Hapishane türlü mekanizmalar yoluyla iktidar uygular size. Dahası, zamanla bu mekanizmaları unutturmak ister. Bunu başarırsa bu mekanizmaları ve içinde bulunduğunuz mekânı karakteriniz addetmeye başlayabilirsiniz. Sanırım ben yazarak ilk önce, buraya ait olmadığımı söylemeye çalışıyorum. Bu mekânın benim karakterim olmayacağını, bunu kabul etmediğimi ilk önce kendime tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum. Bu şekilde başka hayatları yazarken kendimi var ediyorum aslında." Cezaevinde unuttuklarımız olur, ancak onlar hiç bir zaman dışarıyı/bizleri unutmazlar.

Öte yandan Murat Saat, sekizi kendisi gibi tutuklu dokuz kişinin kaleminden çıkan öykülerden oluşan 'Kıyıya Vuran Dalgalar' kitabının yazarlarından biriydi. 'Kıyıya Vuran Dalgalar'da Murat Saat’ın yanı sıra hepsi en az 10 yılını cezaevinde geçirmiş ve geçiren Dilek Öz, Sami Özbil, Edip Yalçınkaya, Naif Bal, Diyadin Turhan, Nibel Genç, Mustafa Ağcakaya ve dışarıda olan Sibel Öz’ün öyküleri bulunuyor.

İkinci kitabı 'Ters Kule'de de insanın içindeki yolculuğuna devam eder Murat Saat. İnsanın içine, daha içine, zihninin ve benliğinin derinliklerinde yakaladıklarını okuyucuları ile paylaşır. Aramızdan ayrılmadan yazdığı ve ölümünden sonra yayınlanan son dosyası olan 'Ters Kule' kendisinin bize bir vedası oldu.

"Dağın doğusuna yürümeye başladım. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum. Bir amacım yoktu. Oraya, doğu denilen yere varabileceğime inanmadan vadi sakinlerinden ayrılmak tek bir anlama geliyordu: Geri dönemeyecektim bir daha. Giysimdeki hava bir yerden sonra dönmek istesem de bunu imkansızlaştıracak kadar sınırlıydı. Öyle de olsa bir karar almıştım. Başka bir benlikten hüzünlü, kederli sözcükler sızdı sanki o an canıma. Ürperdim. Vazgeçecek oldum, bir an vazgeçtim sandım. Geri geri yürüdüğümü hayal ettim, hatta gördüm. Bunu yapmadığımı anladığımda ardıma dönüp baktım. Hiçbir şey kalmamıştı görülecek. Vadim, kubbem, dağım yok olmuştu."

Sevgi ile Murat Saat”