
Polis muhbiri gazeteci Ercan Gün abuk sabuk yorumlarla babama hakaretler içeren cümlelerle kitabını doldurmuş ve babamın morgda çekilen bir fotosunu da kitabında yayınlamış. Demek ki morga girilmiş ve babamın fotoları çekilmiş. Gün’ün kitabıyla Miroğlu’nun kitabı bir yerde birbirleriyle örtüşüyor. Her iki kitap da Musa Anter’in itibarsızlaştırıldığı, tehdit edildiği konusunda hemfikirler. Miroğlu’nun kitabı zaten tek kelime ile bir facia. Devamlı tekrar ve alıntılar. Kitapta yeni bir şey yok. Tutturmuş Hogır neden infaz edildi, PKK niçin ifadesini almadan öldürdü. Şimdi Hogır’ın bildiği ve Aygan’ın bilmediği bir şey mi var ortada? Bu ikisi o dönemde devamlı beraberler.
Bu, cinayeti PKK’ye yüklemenin başka bir şeklidir. 102. sayfada Miroğlu şunu yazmaktadır: “Çünkü hiç kimsenin bu cinayet hakkındaki bilgisi PKK’den daha fazla olamazdı. Ama PKK’yi yönetenler hep sustular ve gerçeği gizlediler. Musa Anter’i görünürde sahiplendiler ama onun düşürüldüğü bu tuzağın nasıl mümkün olabildiği konusunda kamuoyuyla herhangi bir şey paylaşmadılar”. 103. sayfada ise “Bu cinayetin JİTEM tarafından planlandığı artık çok açık. Ama bu cinayetin, Musa Anter’e karşı PKK eliyle girişilen bir itibarsızlaştırma ve kuşatma safhasından sonra mümkün olduğunu görmezlikten gelemeyiz.” Ayrıca TEM komiseri Ömer beyle olan diyaloğunda komiserin bu cinayeti PKK-JİTEM işbirliğine bağladığı yazılı. Yine “kafa adamın” Yeşil tarafından söylendiğini biliyoruz, ama yetkili hiçbir ağız bildikleri halde o ismi açıklamadılar. Ömer beyin dediğine göre de bu kişi halen PKK’de görev başında. O zaman aklımıza şu geliyor: geçmişteki ve şimdiki hükümetler korkularından olayın üstüne gidemiyorlar. Etrafta o kadar sorumlu varken devamlı PKK üzerinden konuya yaklaşmak ne kadar doğrudur? Mesela Ünal Erkan hakkında Miroğlu ve Gün hiçbir şekilde yorum yapmıyorlar, acaba neden? Askerlerin ifadeleri alınmıyor, neden? Varsa yoksa PKK ve ondan ayrılan itirafçılar… Peki, Kutlu Savaş’ın raporunu bildiğiniz halde neden o konuda daha araştırmacı olmuyorsunuz?
Miroğlu ve Gün’ün başka bir ortak yanları da Musa Anter’in siyaseten çok zayıf olduğu hakkındaki görüşleri. Babamın Miroğlu’nun kendi kitabında Fırat Cewheri ile yaptığı söyleşide, “Ben siyasi bir yazarım. Hatta elimden geldiğince istedim ki bir biçimde mizahi bir siyaset yapayım…” diyor. Babam 1965’te bağımsız milletvekili adayı oldu. Bu da onun siyasetle ne kadar içli dışlı olduğunun bir göstergesi değil midir? Kitabının 241. sayfasında “Musa Anter’in zorlu geçen yaşamı, aktif bir siyasi önderliğe ait düşlerini, beklentilerini daha baştan sona erdirmiş, orta yaşlarından itibaren, siyaset alanında herhangi bir örgütsel faaliyet ya da parti tercihiyle değil, sadece yazıları ve fikirleriyle var olmak istemiştir” deniliyor. Miroğlu kendi dünyasında bir senaryo kurmuş, onu da kaleme almış. Hangi hakla babam hakkında bu kadar kendinden emin ve onu çok iyi tanıyormuş gibi yazmayı kendine vazife edinmiş anlayamıyorum.
Biraz samimi olsaydı bu davanın avukatı olan Selim Okçuoğlu ile bir fikir alışverişinde bulunurdu. Biz bu davanın ilk gününden beri takipçisi olmuşuz ve bazı bilgiler elimizde olmasına rağmen savcılığa verdiğimiz söz doğrultusunda basına konuşmamışız. Miroğlu en ufak bir haberi sansasyonel bir biçimde basına aktarıyor sanki her şeyi kendisi yapmış gibi. İnsan biraz saygılı olur. Sen Musa Anter cinayeti ile ilgili bilgiler mi paylaşacaksın yoksa magazinle mi uğraşacaksın?
1989 senesinden 1992’ye kadarki zaman birimi içinde babamın kuşatma altında olduğunu söylüyor. 1988 senesinde askerlik için geldiğimde köyde babamla birlikte bir hafta boyunca kaldım. Bir gün şubat soğuğunda erkenden kalktım babamın yanına gittim. Kendisi mutfakta mercimek çorbası pişiriyordu ve “gençler gelirler çorba içmeye” dedi. Kışın o soğuğunda sitem etti ve serzenişte bulundu. Ben de bu durumu ağabeyime dönüşümde bildirdim ve ağabeyim hemen kendisine Dragos’daki evi aldı. Bu arada PKK tarafından gelen bir tehdit yoktu, yani babamın köyden çıkışı bizim kararımız ile oldu. Doğrudur, ERNK mühürlü vergi istenmiştir, ama bu olayı biz çoktan kapattık ve çözdük, kimin ne için yaptığını da çok iyi biliyoruz. Bundan evvel babam yazılarına yeniden başlamıştı ve “Vaka-i Name” o zamanlar çıktı. Arkasından “Hatıralarım ve Fırat Marmara’ya Akar” devam etti. Vaka-i Name’deki yazıları 1987 ile 1992 senesinde yazılmış yazılarıdır. Miroğlu, Öcalan ile Musa Anter’in telefon görüşmelerinden bahsediyor, umarım bu konuda da Öcalan yaşananları aktarır…
Feridun Yazar’ın hatıralarını kaleme alan Hasan Kaya’nın biraz daha duyarlı olmasını beklerdim ama hayal kırıklığı yaşadım. Feridun Yazar’ın babama hakaret içeren yazısı oldukça çirkindir ve Miroğlu da bu anının üzerinden kendine pay çıkartmaya çalışmıştır. İbrahim Gürbüz’ü Miroğlu ne kadar tanır? Bilmediği kişi hakkında nasıl böyle yargısız bir infaz yapabilir? Oradan yola çıkarak kendi kurduğu kurguya destek aradığı belli.
Miroğlu kitabının 211. sayfasında şunları yazmış: “Şükrü Gülmüş’ün yazdığı gibi, Anter’in Diyarbakır’a gitmesini isteyen kişi, o dönem gazete çevrelerinde çalışanlardan biri de olabilir siyasetin içinde olan biri de. JİTEM’in isteğiyle değil PKK’nin çağrısı ve isteğiyle gitmiş olması kuvvetle muhtemeldir. JİTEM’e inanıp Diyarbakır’a gitmesi için hiçbir sebep yoktur ama PKK’ye inanması ve istendiğinde görev alması için epey neden vardır.” Miroğlu’nun senaryosuna göre babamı devlet ile PKK birlikte planlayıp öldürdüler. O zaman PKK bu teze acilen cevap vermelidir. Bunu PKK’den istemek en doğal hakkımızdır. Çünkü bu sorular cevaplanmadığı müddetçe bu konuda devamlı yorumlar yapılacak ve bilgi kirliliği devam edecektir…
Miroğlu’nun sayfa 277’deki yorumları da Musa Anter’e yapılacak en büyük hakareti içeriyor. Babam o kadar aciz biri mi ki mücadelesinden vazgeçsin ve o acıyla ölsün. O yaşında bile gençler ölmesin diye Süleyman Demirel’i Cudi’de düelloya davet eden babamın kendisidir. Miroğlu babamın kendini PKK’ye affettirmek için elinden geleni yaptığını söylüyor. Hayatı boyunca kimseye boyun eğmeyen, korkmadan mücadelesini veren ve inandıkları uğruna her şeyi göze alan Musa Anter’den bahsediyor, babam kimden af dileyecek? Af dileyen kişi bellidir ve o tehdidi yapanların infazı çıkmasına rağmen babam tarafından engellenmiştir. Miroğlu, ailece senden ricamız, bilmediğin konular hakkında konuşma ve ailemizin yakasından bir düş, kendini yaşatacak başka bir alan bul.
20 sene evvel katledilen Kürtlerin bilgesi için yazılanlar maalesef bunlar. Üstelik bu kitapları yazanlardan Miroğlu Mardinli, Gün Batmanlı ve Yazar Urfalı. Babam bir Kürt tarafından öldürüldü. Ama bu yazar takımı da babamı Kürtler olarak öldürmeye devam ediyorlar. Erdoğan Diyarbakır konuşmasında “Musa Anter’in acısını kalbinde hissettiğini” söylemişti. İşte bunların acıları da başbakanları kadardır.
Umudum, cinayeti kimin işlediği belli olan bu olayın somut olarak aydınlatılmasıdır. Ucu kime dokunursa dokunsun bilgi kirliliğiyle bu işin çözülmeyeceği ortada.