Müslüman Kardeşler'in bilinç gaspı

Forum Haberleri —

Müslüman Kardeşler / foto:AFP

Müslüman Kardeşler / foto:AFP

  • Toplumlar, yalnızca orduları yenildiğinde düşmez; bilinçleri kaçırıldığında da düşebilir. Bu yüzden toplumu aşırılıktan koruma, siyasetin sınırlarında başlamaz.

* SERVET EL-HARBAOUI / Çeviri: Yeni Özgür Politika

Siyasi veya ideolojik güçlerin insanların zihinlerini kontrol altına alma çabası, yeni değil. Zira fikirleri kontrol etmek, davranışları ve dolayısıyla bütün toplumu kontrol etmenin en kestirme yoludur. Bu süreç tarih boyunca farklı adlarla anılmış olsa da özü hep aynı kaldı: Bireyin bilincini karıştırarak toplumun neyin kendisini koruduğunu, neyin tehdit ettiğini ayırt etme yeteneğini kaybetmesini sağlamak.

Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvân-ı Müslimîn), özellikle 1970'li yıllardan itibaren, doğrudan örgütsel çalışmadan çok kitlelerin psikolojisini yönetmeye dayanan bir siyasi-ideolojik model olarak öne çıktı. Teşkilat, o dönemde ne kadar genişlerse genişlesin katı bir örgütlenmenin, üye sayısıyla sınırlı olduğunu; gerçek proje ise yalnızca örgütlenmeyle değil, teşkilatın taşıdığı fikirleri benimseyen geniş bir toplumsal iklim yaratarak, toplumun bizzat kendisinin bu fikirlerin kucağı haline gelmesiyle mümkün olduğunu fark etti. İşte bu noktada “İslamcı akım” (et-teyâr el-İslâmî) olarak adlandırılan kavram ortaya çıktı. Bu, yalnızca teşkilat üyelerinden ibaret olmayan; teşkilata örgütsel olarak bağlı olmamakla birlikte bazı sloganlarını benimseyen ya da söylemine sempati duyan toplumun geniş kesimlerini kapsayan sosyal bir akımdır.

Çekirdek örgüt ve toplumsal havza

Bu kavram sayesinde teşkilat aynı anda iki farklı seviyede hareket edebildi: Sayıca sınırlı, disiplinli bir çekirdek örgüt ve buna karşılık fikirlerin yayılması ile yeni unsurların kazanılması için uygun ortamı yaratan geniş bir toplumsal akım. Zamanla bu akım, teşkilatın hareket ettiği doğal yaşam alanı haline geldi. Böylece teşkilatın fikirleri toplum hayatının doğal bir parçasıymış gibi algılanmaya başladı. Bunu gerçekleştirmek için birbiriyle uyumlu bir dizi araç kullandı. Bunların başında mazlumiyet söyleminin üretimi geldi. Teşkilatın ilk dönemlerinde zulüm ve baskı teması merkezi bir yer tutmazken, 1970'li yıllardan itibaren propaganda faaliyetlerinin temel direklerinden biri haline geldi. Kurucusu Hasan el-Bennâ ve Seyyid Kutub, büyük bir dava uğruna 'şehit edilmiş kişiler' olarak sunuldu; 1960'lı yıllardaki tutuklamalar ve hapishaneler etrafında uzun anlatılar oluşturuldu; bunlar kitaplar, hatıralar ve kurgu hikâyelerle abartılarak yaygın biçimde yayıldı. Bu anlatılar, İslam’ın kendisine karşı sürdürülen devamlı bir savaşın kanıtı olarak sunuldu. Zamanla bu söylem, halk arasında sempati yarattı ve bazı kesimlerde teşkilatın iktidar tarafından sürekli mağdur edilen bir taraf olarak algılanmasını pekiştirdu.

Biçimsel İslamileştirme

Bunun yanı sıra teşkilat, içeriğe fazla önem vermeksizin toplumsal alanın biçimsel olarak İslamileştirilmesi üzerinde çalıştı. Günlük bazı ifadelerden başlayarak tesettürün (hicâb) farz ve zorunlu bir dini vecibe olarak sunulmasına kadar pek çok dini görünüm, sosyal ve siyasi kimlik işaretleri olarak vurgulandı. Zamanla bu biçimler yaygın toplumsal âdetler haline geldi; kamusal alanda varlıkları, toplumun dini yaşayışının doğal bir parçasıymış gibi görünmeye başladı. Bu görünüşlerin yaygınlaşması, toplumun yeni bir dini yöne doğru hareket ettiği izlenimini yarattı ve bu dönüşümü yöneten akımın teşkilat ile bağlantılı olduğu algısını güçlendirdi.

Kitle etkileme ağları

Teşkilat ayrıca camilerden ve dini vesilelerden yararlanarak kitleleri etkileme ağları kurdu. Teravih namazları arasında dini dersler yaygınlaştı; bazı camiler farklı dönemlerde İslamcı akımla ilişkili dini söylemin yayıldığı merkezler haline geldi. Zamanla Ramazan ayı, büyük dini toplanmaların yaşandığı en önemli dönemlerden biri oldu; vaazlar, hutbeler ve davet faaliyetleri yoluyla geniş kitleler üzerinde etki kuruldu.

Aynı dönemde teşkilat, geniş kitlelere hitap edebilecek dini ve medya liderleri yetiştirmeye çalıştı. Bu kişilerin teşkilatın resmi üyesi olması şart koşulmadı; İslamcı akımın yayılmasına hizmet eden genel dini atmosferin oluşmasına katkı sağlamaları yeterli görüldu. Bazı vaizlerin ve kamuoyunda tanınan şahsiyetlerin kitleler üzerindeki etkisi, bu söyleme sempati duyan toplumsal tabanı genişletti; teşkilata fikirlerinin rahat hareket edip yayılabileceği daha geniş bir ortam sağladı.

Kolektif hafızayı şekillendirme

Paralel olarak teşkilat, Mısır milli bilincinin parçası olan bazı siyasi ve kültürel sembolleri zayıflatma yoluna gitti. Tarihi ve fikri şahsiyetler sert eleştirilere veya bazen karalamalara maruz kaldı; bazı milli siyasi deneyimler hakkında şüpheler uyandırıldı. Amaç, kolektif hafızayı yeniden şekillendirerek teşkilatın kendi ürettiği yeni sembolleri ahlaki ve siyasi alternatif olarak sunma imkânı yaratmaktı.

Teşkilatın kullandığı diğer araçlardan biri de “paralel toplum” ya da “alternatif toplum” olarak nitelendirilebilecek yapının oluşturulmasıdır. Farklı dönemlerde İslami kimlik taşıyan eğitim ve hizmet kurumları yaygınlaştı; hayır dernekleri, hastaneler, sosyal merkezler, hac-umre şirketleri ortaya çıktı. Bu kurumlar, gerçekten birçok vatandaşa sosyal hizmet sundu, ancak aynı zamanda İslamcı akımın etrafında dönen sosyal, ekonomik ve kültürel bir ağ oluşturdu. Bu da akımın toplumun geniş kesimlerinin günlük hayatındaki varlığını güçlendirdi.

Örgütsel büyüklükten fazlası

Zamanla bu geniş akım, teşkilatın hareket ettiği asıl ortam haline geldi. Teşkilatın çekirdek örgütü toplumun büyüklüğüne kıyasla sınırlı kalsa da etrafında şekillenen toplumsal akım çok daha genişledi. Bu durum, teşkilata örgütsel büyüklüğünden çok daha fazla siyasi ve toplumsal etki imkânı tanıdı.

Bu olguyla mücadelede temel sorun şudur: Karşı koyma genellikle doğrudan teşkilatlara yönelip ürettikleri fikirlere karşı ciddi bir mücadele yürütülür. Teşkilat güvenlik veya hukuki kararlarla dağıtılabilir fakat topluma yayılmış fikirler, bunları ortaya çıkaran teşkilat zayıflasa dahi varlığını sürdürür ve etkilemeye devam eder. Bu nedenle fikir, ancak karşı fikirle yenilebilir. Toplum ancak eleştirel bilincini yeniden inşa ederek dini, ruhi ve kuşatıcı bir inanç sistemi olarak görme ile onu siyasi bir araç olarak kullanma arasındaki farkı ayırt edebilme yeteneğini kazanarak korunabilir.

Eleştirel aklın önemi

Gerçek mücadele bu yüzden yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlı değildir; ondan önce toplum içinde eleştirel aklın yeniden değer kazanmasıyla başlar. Eğitim, kültür ve medya kurumlarının, dini siyasi amaçlar için kullanan ideolojik söylemi parçalayabilecek genel bir bilinç inşa etmesine katkı sağlaması gerekir. Ayrıca dini kurumların, dini söylemi yenileme ve fikri mirası aşırı yorumlardan, tarihi ve siyasi çatışmaların yansıması olan katı ve uç okumalardan arındırma konusunda daha etkin rol üstlenmesi zorunludur.

Toplumlar yalnızca orduları yenildiğinde düşmez; bilinçleri kaçırıldığında da düşebilir. Bu yüzden toplumu aşırılıktan koruma, siyasetin sınırlarında başlamaz; ondan çok önce fikri alanda, toplumun hangi yolu seçeceğine ve hangi geleceği kendisine biçeceğine karar verecek aklın şekillendiği yerde başlar.

* Gazeteci-yazar Servet el-Harbaoui'nin El-Watan'daki makalesi çevrilerek düzenlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.