Çınar gibi bedeni, kökünden koparılmış gibi yuvarlanıp toprağın rengine bulanmış. Kinden ve nefretten kararmış yüzü, o sıfatsız, o zalim, önce tekme sallamış sırtına yavrucağızın, sonra da büyük bir keyifle silahını ona doğrultup basıvermiş tetiğe, demir dişli azgın köpekler delik deşik etmiş gencecik bedenini."


Hatırlarım dün gibi. Ben daha çocuktum o zamanlar. Tüm bu olan bitenden, bir gece yarısı yalnız başınayken karanlık bir odada gacır gucur eden bir somyada uzanırken son bir aydır devamlı gördüğüm kabustan uyanınca haberdar olmuştum. 


Babam, yine yeşil üniformalı asık suratlı adamlar tarafından evden zorla götürülüyor, annem ise evin önünde dizleri üzerine çökmüş feryat figan çığlığı basıyordu o kabusta. Bense anneme koşup sarılmaya çalışıyor, bir türlü bulunduğum yerden bir adım dahi öteye gidemiyordum.
En sonunda da kan ter içinde uyanıp, yerinden fırlayacakmış gibi olan kalp atışlarımın yavaşlaması için biraz bekliyor, sonra da aynı kabusa dönmekten korktuğum için sabaha kadar gözümü kırpmadan, öylece uzanıp kendimden geçiyordum. Ama bu sefer başkaydı. Yine kan ter içinde yataktan fırlamıştım, fakat annemin çığlığı bir türlü dinmiyordu. 


Bir süre bekledikten sonra sabırsızlanıp somyadan kalktım ve tahta kapının aralıklarından içeri süzülen cılız ışığı elimle kapattım. Kapının kilidini yukarı kaldırıp içeride neler olup bittiğini meraklı mahmur gözlerle izlemeye koyuldum. 


Annem tıpkı rüyamda olduğu gibi dizlerini dövüyordu, komşularsa onun kollarını sıkıca kavramış saçlarını yolmasına izin vermiyordu.
Kendimi doğrultup kapıyı aralayınca yerde yatan kızkardeşimin cansız bedenini gördüm. Bembeyaz teni, kana boyanmış kefenin içinde huzur içinde yatıyor, sanki ses çıkarsam dönüp bana sessiz olmamı söyleyecekmiş gibi geliyordu. Kimse farketmedi beni, kapının aralığında dikilip uzun uzadıya baktım ona. 


Sonra bir şeyler oldu; içimden bir şeyler koptu sanki. Adını hala koyamadığım o duygu, o iç sıkıntısı midemi bulandırmaya başladı.
Halen bir yerlerime sinmiştir o bulantı. 


O anı hatırlayınca bile halen bulanır midem duygularımla beraber. Sonra yanaklarımdan aşağı oluk oluk akmaya başladı sıcacık gözyaşım. Rahatlamıştım biraz, kendimi zorlamadan ağlamıştım, yine de kıpırdamadan öyle donakaldım, izledim olan biteni biraz daha. 


Ne ses ne seda kısık gözlerle sadece anneme uzun uzun baktım. İşte o zamandı en son ağladığım. Bugün tam otuz yıl geçti o aramızdan ayrılalı. 


O artık benimle değil. Ama inan ne zaman ondan bahsetsem, o kış aylarında buz kesen odada birbirimize sarılıp odanın ısınmasını beklerken, kerpiç duvarlarda yaptığımız gölge oyunlarını izler ve evimizin çatısına yuva yapmış güvercinlerin birbirine fısıldayarak anlattıkları o hikayeleri yeniden dinlerim.