Rusya Pazartesi 7 Mayıs’ta devlet başkanı yemin töreniyle yeni bir döneme geçmiş oldu. Ama herkesin sorduğu soru bunun ne kadar yeni bir dönem olduğu çünkü devlet başkanı da başbakan da eski. İktidarın iddiası ise her şeye rağmen yeni reformların yapılacağıdır. Ve bu reformların özelikle de ülke içine yönelik olacağıdır. Öyle ki, bu reformları hem siyasi, hem toplumsal hem de ekonomik alanda yapma iddiasındalar. Ama bu iddiaya rağmen yeni hükümetin tekrar eski başbakan Medvedev’in başkanlığında toplanacağı açıklanır açıklanmaz toplumda güvensizlik tavan yaptı. Bunun ana nedeni de Medvedev’in eski bazı bakanların yeniden görevlendirileceğini açıklamasıdır. İsmi söylenen bakanlar eski pratiklerinden dolayı toplumun nezdinde iyice teşhir olan kişilerdir. Diğer yandan başbakan Medvedev’e olan güvensizliğin seçimlerden önce iyice artığını da hesaba katarsak ve yeni reformlar olarak ilk önce emeklilik yaşının yükseltilmesinin açıklandığını düşünürsek, o zaman toplum içindeki rahatsızlığın daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Medvedev 2012-2018 arası devlet başkanlığı döneminde Rusya’nın alt yapısının Sovyetlerden kalma olduğunu ve eğer en geç yirmi yıl içerisinde yenilenme yapılmazsa çökeceğini söylemişti. Şimdi toplumda sorulan soru madem bunu biliyordunuz ve 2000 yılından bu yana hep iktidardasınız niye o zaman gereken yenilenmeleri yapmadınız?
90’lı yıların sonlarına doğru uzun süre Moskova’da ABD basın kuruluşları için çalışan Michael Davidoud’un 1993 yılında yayınlanan “Nereye varıyorsun Rusya?” kitabını okumuştum. Yazar SSCB dönemini, Perestroyka’yı bir de Sovyetlerin çözülüşünü değerlendirerek Rusya’yı nasıl bir gelecek beklediğini öngörmeye çalışıyordu. Son dönemde yaşanan gelişmeler ve Rusya’nın ulaştığı sosyal, ekonomik ve politik düzey bu soruyu tekrar güncel kılıyor. Tabi ki SSCB sonrası çağdaş Rusya tarihi Putin öncesi ve Putin dönemi olarak kalacak gibi gözüküyor bu yüzyılda. Rusya’nın giderek otoriterleşmesi ve bağımsız olmaya çalışan her türlü sesi bastırma girişimi bunun göstergesi. Son bir ayda Telegram’a karşı sistemin en üst seviyeye ulaşan mücadelesi muhalif medyanın kalmadığının da bir göstergesi. Telegram ve benzer sosyal ağların toplumsal örgütleme alanlarına dönüşerek “Arap Baharı”ndan tutalım da Kafkaslara ve Orta Asya’ya kadar aktif olarak kullanıldığına şahit olduk. Bu sürecin sosyal, ekonomik ve politik boyutları iç içedir. Yaşanan gelişmeler toplumda büyük bir rahatsızlığın giderek yükseldiğini ve sistem dışı muhalefetin kendini denetim dışı olan Telegram gibi sosyal ağlar yoluyla örgütlemeye çalıştığını gösteriyor.
Tabi ki bu örgütlenmenin temelinde toplumun yaşadığı ve giderek daha da derinleşen sosyal-ekonomik kriz vardır. Bu krizin politik bir örgütlenmeyi de beraberinde getirmesi Bolşevik Devrimi örneğinde de görüldüğü gibi gayet doğaldır. Toplumun refah seviyesinin düşmesi ve bu düşüşün ortaya çıkardığı tepkilerin enformasyon yoluyla yayılımı Telegram yasağında da görüldüğü gibi iktidarı çok zorlamaktadır.
1 Mayıs İşçi Bayramı (Rusya’da resmi olarak Bahar ve Emek Bayramı) vesilesiyle başlayan miting ve kutlamalar toplumun yaşananlara karşı bir tepkisini ifade etme fırsatına dönüştü. Bu tepkinin yayılması da tüm baskı ve şiddete rağmen giderek büyümekte. Sistem dışı muhalefetin belirlemeleri ve bazı istatistiksel veriler Rusya’daki sosyal-ekonomik durumun vahametini gözler önüne sermektedir: 2005 yılından bu yana 35 binden fazla büyük ve orta sanayi işletmesi (fabrika) kapatılmış. Son 20 yıl içerisinde 38 bin büyük hayvan ve tarım işletmeleri iflas etmiş. Sosyal alanda ise 15600 eğlence kurumu (kulüp, tiyatro ve sinema salonu), 4300 kütüphane, 22 bin çocuk kreşi ve 14 bin okul kapatılmış. 2000 yılında toplam 10700 hastane çalışıyorken, şu an yaklaşık 4000 kalmış. Toplumun refah düzeyi sıralamasında dünyada 91’inci sırada. Toplumun yüzde 16’sının kazancı yoksulluk sınırının altında. Rusya’nın üretim seviyesi AB’den 8 kat düşük. Son verilere göre sadece 2017 yılında Moskova okullarında 80 ilkokul birinci sınıfı iptal edildi. Yani öğrenci eksikliği yüzünden sınıflar tamamlanamayıp birleştirildi. Eğer son 20 yıl içerisinde Rusya Güvenlik Konseyi’nin ilk gündem maddesinin demografi olduğunu göz önünde bulundurursak ve tüm önlemlere rağmen bu sorunun bile halledilemediğini hesaba katarsak, o zaman Rusya’daki sosyal-ekonomik durumun ne kadar ciddi bir kriz içerisinde olduğunu anlayabiliriz.
Bu süreç içerisinde iktidarın Rusya’nın tekrar Sovyetler dönemindeki gibi uluslararası bir süper güç olmayı başarma adı altında ülkenin içerisinde herhangi ciddi bir başarı elde edememesi bundan sonra nasıl bir gerekçeyle izah edilecek? Toplumdaki rahatsızlık giderek artmakta ve eğer bu yeni süreçte eski kadroyla bir yenilenme yaşanmazsa, o zaman bu rahatsızlığın tüm baskılara rağmen örgütlenerek daha ciddi bir boyuta ulaşması kaçınılmaz olacak. Ki son bir-iki yılda bu trend giderek güçlenmekte. Önümüzdeki dönemde toplum lehine herhangi ciddi adımlar atılmazsa o zaman Rusya’yı 90’lara benzer yeni bir kriz döneminin beklediğini söyleyebiliriz.
Rusya’nın nereye varacağını kestirmek halen de zor olsa gerek ve önümüzdeki bir-iki ay, gelecek 6 yıllık politikanın gidişatının netleşeceği süreç olacak.