AKP iktdarının ilk etabında, başına kuzu postu geçirmiş kurttu. Asık yüzlü Kemalist bakış ile duruş çöpe atılmış, yerine İslamcı güler yüz zuhur etmişti.
Şimdi ise, Saddam Hüseyin’in boş bıraktığı "Savaşların Tanrısı" tahtını doldurup, kan havuzlarında yüzmek için, bir oraya, bir buraya boynuz sallayan deli tosun…
Oysa, Recep bey bir zamanlar, kıpırdayıp yürüyen hiç bir yaratığa, böceğe, karıncaya, solucana da zararı olmayan küt gagalı güvercin benzeri bir barış kuşuydu. İçeride, hoş görünün okşayıcı yellerini estiriyor, sağa sola seğirtip "yurtta sıfır, komşuda sıfır sorun" sloganıyla dünyaya açılıyor, dünün Engizisyon cehennemi İspanya’da "medeniyetler ittifakı"nın temel çukurunu kazıyordu.
AKP, bu haliyle dinci, ırkçı köklerinden ayrık, bütünüyle kopuk görünüyordu. Irkçılığa tükürüp, insani öze demirlemiş, "medeni" olmuş…
Medeniliği söyleyiş tarzı o kadar içten ve öylesine inandırıcıydı ki, rejimin yüz yıllık korku rüzgarı bile tersine dönmüş, ılımanlaşmıştı. Yalnız komşu ülkeler değil, uzak diyarlar bile, sıcak ilişkiler geliştirmek için kucak açmış, Avrupa Birliği ise TC’yi üyeliğe kabulün kapısını aralamıştı.
Ancak, bütün bunlar, iyi niyetli saflık tuzağına düşmekti. İçeride, pek çok aydın da bu tuzağın esiriydi.
Türk-İslam’ın, yer yüzünde bir başka benzeri olmayan, kendine has gerçekçiliği vardı. O gerçek yadsınıyordu. "Kırk yıllık Hani’nin Kani olmayacağı" hakikati gözden uzak tutuluyor, unutuluyordu:
Burası, hakikatin suç olduğu bir diyardı. Kral çırıl çıplak dolaşıyordu, burada ama bakan herkes, "ne kadar da şık" demeye alışıktı. Burada, her şey yapay, duruş ve davranışlar roldü. Hiç bir şey, kimlikler, kişilikler bile gerçek, vurgulu söylemle kendisi değildi.
O nedenle, söylenen sözün, atılan sloganın hiç bir kalıcı değeri, geçerli anlamı yoktu. Çünkü, bu yalanlar maratonu düzeniydi. Birini dolandırma sapağında, şu an "öyle" olan gerçek, bir dakika sonra "böyle" oluyordu.
AKP, tarihin kaydettiği en büyük yalanlar dolambacıydı. Hayır Kemalistler bu kadar değildi. Onlar utanmayı da biliyorlardı.
AKP’nin ilk yalanı, Avrupa Birliği ile ses verdi: Fransa Cumhurbaşkanı Japues Chirac, "imdat, kandırıldık" anlamında, "önce nezaket bilmek lazım" demesiyle… AKP’nin bundan sonra Davos'ta, Yahudi düşmanlığı ile bozuldu.
Kürdistan, 17 bin 500 "faili meçhul" cinayet ile kan içinde, dört bin köyü yanık ve yıkım yaralısıydı. Recep Erdoğan, Davos'ta karşı karşıya oturduğu İsrail Cumhurbaşkanına "siz öldürmeyi iyi biliyorsunuz" diyerek, tarihin ikiyüzlülük oyununda "iyi oğlan" rolü oynuyordu.
Bu olayla "Türk- Ilımlı İslam" müsameresinin dekor ve ezberi bozuluyordu.
Ermenistan, "komşu ile sıfır problem" yalanının ilk kurbanı olarak karşımıza çıkıyordu. Yüz yıllık savaş haline son veren, sınır kapısının açılmasını da öngören anlaşma bozuluyor, düşmanlık baki kalıyordu
Osmanlı ruhunu diriltme programının bir başka adımıydı, "dost ve kardeş Irak" planı. Alevilerğin iktidarına karşı, sünni Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık Haşimi, Saddam ruhunun temsilcisiydi. Ona gereken destek verildi. Yardım ve yataklık edildi. IŞİD ortaya çıkınca da yanına gönderildi.
"Komşularla sıfır problem" ve kulağa hoş gelen yalanlar rüzgarının "medeniyetler ittiffakı" esintisi günlerinden kalma dostluklar, tek tek düşmanlığa dönüşüyor, Recep Erdoğan, savaşların hayaleti gibi esiyordu.
Libya devlet başkanı Kaddafi’den şeref madalyası aldıktan bir kaç gün sonra, ezrail gibi kapısına dayanıyor, cellatları çanta dolusu parayla ödüllendiriliyordu.
Suriye devlet başkanı Esad, "sıfır problemli" günlerde, Recep Erdoğan’la ailecek tatil yapıyor, ortak Bakanlar Kurulu düzenliyordu. Fakat, Müslüman Kardeşler'e iktidarı bırakmayınca, kardeşlik hissi, bir anda kara, kanlı kine dönüşüyor, Erdoğan Şam’da Cuma namazını kılma yeminiyle, teröristleri üstüne salıyordu. Ölümler ve harabiyetlerden de onu sorumlu tutarak…
Rusya, "sıfır problemli komşuların en haslarından" biriydi. Devlet Başkanı Putin, "stratejik dost"tu. Erdoğan, Avrupa'ya bozuk attığında, "sizin şu Shangay beşlisine bizi de alsanıza" diyor, Moskova’da birlikte cami açılışı yapıyorlardı.
Rusya, Suriye’de İslamcı teröristlere füze atana kadar, dostluk kaviydi. Sonra, Rus uçağı düşürüldü. Erdoğan bu olaya, "kollarını kestik" adını verdi. Putin buna çok kızdı. Askerlerine, İstanbul boğazında omuzdan fırlatılan füze gösteri yaptıracak kadar kinlendi…
Öteki komşu İran, Erdoğan için, zaten "haddini bil, hizaya gel" deyip duruyor.
Bu durumda, "sıfır sorunlu" olarak sevgiye mahsar, ayrıcalıklı tek komşu, Kürtlerin Güney Kürdistan dedikleri diyar. Erdoğan’ın söyleminde, "ikinci yavru vatan" anlamında, Kuzey Irak diyor.
Erdoğan’ın daha çok sahip kesildiği bu ülkede, yoğun bir Kürt nüfusu yaşıyor. Bu kalabalık, bir kaç yıl öncesine kadar, bir nefes özgürlük için, yağmurda ıslanarak, karda donarak, açlıktan can vererek ve Enfal seferlerinde kırılarak savaşıyordu.
Ama bugün, bir kaç hakim tepede konuşlanan askeri güçle, Türk devletinin gizli işgalinde. En büyük yığınak, Musul kapılarında. İşgal gücü, şimdilik, 8 bin asker, 32 zırhlı araç, 25 tanktan oluşuyor. Asker sayısı yakında 30 bine çıkarılacakmış…
Bir günlük özgürlük uğruna açlıktan ölen, soğukta donanlardan arka kalanlarla, kurşuna dizilmiş 280 bin kişinin yaşayabilen çocukları, torunları işgalden haberdar bile değil.
AKP bugün kadar adım attığı her yere faleket getirdi. Rusya'ya bile kazık attı. Özgürlük için hayatlarını feda edenler ne yapacaklar bilemam ama, Cumhurbaşkanı Barzani, Başbakan, Genelkurmay başkanı, gizli polis şefi, zaptiye komiseri ayrı ayrı birer Barzani'dir…
AKP medyasının haberlerine göre, Barzaniler vaziyetten memnun. Çünkü, her biri, ayrı birer petro-dolar zengini…