Kapitalist modernitenin gelişimiyle birlikte halklar için açık cezaevlerine dönüştürülen ulus devlet sistemi mantar gibi çoğalmaya başladı. Bu sistemin ayakta durmasının temel ilkesi gücün bir zümrenin elinde toplanmasıydı. Gücü elinde bulunduranlar halkları yönetmek ve kendi otoritelerini kalıcılaştırmak için yasa ve anayasalarla tek bir ırk yaratmayı esas aldı. Bunun için birçok kültür, dil ve toplum tarihte silindi. Paylaşım savaşlarıyla soykırımlar derinleştirilirken, evrenin de dengesi tahrip edildi. 

AKP, 2002 yılındaki seçimlerde görücüye çıkarken temel argümanı demokrasi ve biriken sorunların çözümüydü ve buna talip olduğunu belirttiği için iktidara geldi. İktidardaki ilk dönem demokratikleşme konularında beli adımlar atarak AB’ye yönünü çevirdi. Bu yaklaşımları toplum tarafında karşılık bulduğu için iki defa daha kendisine şans verildi. AKP’de, demokrasi adına verilen desteği kendini sağlama almak için ele alıp yasal ve anayasal değişikliklere gitti. Özelikle 2011 seçimlerinden sonra da güç zehirlenmesi yaşadı. İktidarını sağlamlaştırdıktan sonra kendisine muhalif olan kesimlere yönelik gerçek yüzünü göstermeye başladı. Hükümet olmayı hedeflerken, iktidar olmanın sarhoşluğuna girdi. Bu sarhoşluğun yarattığı fütursuzlukla toplumun her kesimi hakkında karar vermeyi kendisine hak gördü. Kaç çocuk yapılacak, nasıl doğum yapılacak, nasıl giyilecek, hangi inanca göre yaşanacak, ekoloji nasıl olmalı gibi fetvalar havada uçuşmaya başladı.

Ülke içinde geliştirdiği baskıcı zihniyeti ve hakim olma çabasını komşu ülkelerde de uygulamanın şuursuzluğuna başladı. Halbuki daha önceki dış ilişkiler politikası sıfır sorun üzerine inşa edilmişti. Özelikle Ortadoğu politikası tek iktidar olma hayalleri üzerine kurgulandığı için çöktü ve bölgede izole oldu. Dış politikada yalnızlaşınca içerideki iktidarını kaybetmemek için diktatörlüğü aratmayacak baskıcı bir sisteme gitmenin arayışı içine girdi. Kendi sistemini ve iktidarını korumak için mutlak gücü elinde bulundurması şarttı. 

Erdoğan, cumhurbaşkanı olduktan sonra Türkiye’nin tek hâkimi olmak için Anayasayı ihlal ederek halklara karşı savaş açtı. Katıldığı toplantılarda, açılışlarda, kendisinden olmayan her kesimi tehdit ederek düşman ilan etmekte hiç sakınca görmedi. Yeşil faşizmi inşa etmek için sarayda akademisyen, gazeteci, sanatçı ve muhtarları toplayıp özel savaş kurumları gibi çalıştırarak toplumu psikolojik bombardımana tabi tutmakta. Her fırsatta halktan 400 milletvekili isteyerek halifeliğini ilan etmenin hayalini kurmakta. Bunun için ‘savcısı’ olduğunu ilan ettiği Ergenekonculardan özür dilemeyi ihmal etmedi. Gezi direnişi ve 6-8 Ekim direnişini manipüle ederek Kürt ve demokratik güçleri etkisiz kılmayı hedefine aldı. Buna benzer demokratik tepkileri örnek göstererek toplumda bir algı yaratıp mutlak gücü elinde bulundurmayı hedeflemekte.

Halen başbakanlık formatıyla hareket ettiği için tarafsızlığını yitirmiştir. Cumhurbaşkanı olmasına rağmen AKP’nin mutlak hakimi olduğunu pratiği ve söylemiyle yansıtmakta hiç sakınca görmemektedir. AKP de tüm çabasıyla cumhurbaşkanın mutlak gücünü güvenceye almanın uğraşı içindedir. Meclise getirilen güvenlik paketinin ana nedeni tek adamlık iktidara karşı çıkacak ve direniş gösterecek halkları baskı cenderesinde tutmaktır. Söylendiği gibi ne toplumu tehdit eden bir durum var ne de toplumun güvenliğini sağlayacak güvenlik paketi. 

Dolmabahçe deklarasyonundan sonra çözüm sürecine dönük yaptığı açıklamalara, yol arkadaşı ve sırdaşı olan Arınç bile isyan emek zorunda kaldı. Tek adam olma hırsı AKP’nin de huzursuz olmasına neden olmuş gibi. AKP’yi rahatsız eden bu siyasi anlayış halkı daha çok rahatsız edeceğe benziyor.  

Mutlak güç olma hırsı toplumu yozlaşmanın pençesine getirmiş durumda. ‘’Bendendir’’ ve ‘’benden değildir’’ yaklaşımı toplumu kamplara bölmüş halde. Gün olmuyor ki bir kadının öldürülme haberi duyulmasın. Hele Özgecan’a uygulanan vahşet toplumun nasıl bir yozlaşmanın pençesinde olduğunu izah etmeye yetmektedir. Ulus devlet yapılanmasını açığa çıkaran iktidar hastalığı, mutlak güç olma ve erkek egemenlikli zihniyetin bir zaafıdır.

 Bu da mutlak yozlaşmanın ta kendisidir…