”Tecridin Sayın Öcalan üzerinde kalkması demek, faşizmin, faşist saldırganlığının da bir biçimiyle geriletilmesi kapısını aralayacak. Bu sadece süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan yoldaşların direnişiyle elde edilemez. Bu anlamda halkımızın bu direniş etrafında kenetlenmek gerekiyor.”
SELMA AKKAYA / PARİS
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AVEG-Kon) üyesi Özkan H. Özdemir 1 Nisan’da Köln’de başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevini Paris’te devam ettiriyor. Avrupa ülkelerinin sessizliğiyle Türkiye’ye destek olduğunun altını çizen Özdemir, ”Onbinler olup direniş etrafında kenetlenelim” diyor.
Özdemir ile 12 Nisan’dan itibaren açlık grevini sürdürdüğü Paris’teki ACTIT dernek lokalinde görüştük. Köln’de dayanışmayla başlayan açlık grevinin süresiz dönüşümsüze nasıl evrildiğini Özdemir şöyle anlattı: ”Direnişin geldiği aşamada sessizlik, aslında bu direnişin daha da güçlendirilmesi gerektiğini öne çıkardı. Bu aşamada hem bireysel olarak hem de AVEG-Kon olarak destek açlık grevimizin yeterli olmayacağı bunun süresize dönüştürülerek daha güçlü bir direnişe katkı sağlayacağını düşündük. Bu kararla destek açlık grevimizi süresiz açlık grevine dönüştürdük.”
Faşizmin ilk hedefi hem öncüler oldu!
”Uzun süredir Avrupa’dayım. 15 yaşında Avrupa’ya geldim. O gün bugündür de bir biçiminde mücadelenin içerisinde yer aldım” diyen Özdemir, 96 yılında ve devamında 2000’li yıllarda sürdürülen ölüm oruçları vb süreçleri yakından takip eden bir devrimci. 80’li yıllardan bu yana Türkiye zindan tarihinde çeşitli periyotlarda açlık grevleri ve ölüm oruçları arasında paralellikler olduğunun altını çizen Özdemir şunları belirtti: ”Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecridin toplumun diğer kesimleri üzerinde de uygulanan bir tecrit olduğunu görmek gerekiyor. Çünkü tarihsel olarak egemenlerin kapsamlı saldırılarını başlattığı ilk dönemler esas olarak onların öncü politik güçlerine yönelirler. Ve dolayısıyla politik tutsaklar üzerinde, önderlikleri üzerinde oluyor. Bu 96’da da böyleydi. 2000’de de böyleydi. Yani devrimciler, yurtseverler bu toplumun öncü kuvvetleri olarak vicdanı, onuru ve aynı zamanda faşizm bakımından en birincil tehlikeyi temsil ediyorlar. Bugün 7 Haziran sonrası sürece baktığımızda özellikle katliamlar, Suruç, Ankara, dışarıya dönük özellikle Rojava devrimine dönük alabildiğine askeri operasyonların başlangıcı sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan 20 yıllık tecridin mutlak tecride dönüştürülmesi ile olmuştur. Dolayısıyla önderlikler, öncüler tutsaklık koşullarındakiler faşizmin ilk hedefleri arasında olur. Buradan bakıldığında da bir paralellik var. Fakat aynı zamanda diğer süreçlerden farklı olarak daha kapsamlı bir süreç diyebiliriz.”
On binler olup kenetlenmeliyiz!
Eylemini Paris’te sürdürecek Özdemir’in Türkiyeli ve Kürdistanlılara çağrısı ise şöyle: ”Direniş benden önce sürece başlamış olanlar kendi sorumluluklarının bilinci ile bu eylemi başlattılar. Ancak talebin sonuçları itibariyle baktığımızda tecridin Sayın Öcalan üzerinde kalkması demek faşizmin faşist saldırganlığının da bir biçimiyle geriletilmesi kapısını aralayacak. Bunu sadece süresiz açlık grevinde olan yoldaşların mücadelesiyle elde edilebilecek bir mücadele ve durum değil. Bu anlamda sürgünde olan halkımıza çağrım şu olur; bu direniş etrafında kenetlenmek gerekiyor.”
Avrupa ülkeleri sorumluluk çağrısı
Avrupa devletlerinin tutumuna da tepki gösteren Özdemir son olarak şunları belirtti: ”Avrupa devletlerinin de bir sessizliği var. Bu sessizlik aynı zamanda destektir. Egemenlerin Türkiye’ye desteğini unutmamak gerekiyor. Bu destekler hem Avrupalı yerli işçi ve emekçiler hemde göçmen işçi ve emekçilerin vermiş olduğu vergiler üzerinden veriliyor. Dolayısıyla bizim burada Fransa devletine; ‘Hayır bunu yapamazsın, sorumlulukların var. Türk devletinin bu adımı atması, tecridi ortadan kaldırması için üç maymunu oynayamazsın. Bu sorumluluklarınızı yerine getiriniz’ demek için de on binler olup kenetlenmemiz gerekiyor.”