Acının en ağırını yaşayan, evladını kaybeden ailelerin bile Kürt sorununun barışçı çözümünde devletten ilerde olduğuna inanıyorum. Sorunların inkarla, imha ile çözülemeyeceğini görmek için devletin sahip olduğu bilgi ve istihbarat imkanlara sahip olmak gerekmiyor. Azıcık akıl ve vicdan sahibi herkesin insani çözümden yana olmasının doğallığı karşısında, siyasi hırs ve çıkarlar ekseninde yaklaşanların çözümsüzlüğü derinleştiren yaklaşımlarda ısrarları ortada.
Diyaloga dayalı çözüm için asgari ahlaki koşullar vardır. Karşınızdakine küfrederek sağlıklı bir iletişim kuramayacağınızın idrakinde olmak için büyük devlet adamı olmak gerekmez. Bırakın uluslararası boyut kazanmış tarihi bir sorunu çözmeyi, trafikte yaşanan basit bir kavgayı bile bu tarz tutumlarla çözmek mümkün değildir.
Mevsim koşullarına endeksli müzakere söylemleri elbette bir kalıcı girişime dönüşebilir. Ben sorunun müzakere yolu ile çözümü noktasında halkın, ülkeyi yönetenlerden daha ilerde olduğunu düşünüyorum.
Bir taraftan muhatabı imha arzusu, diğer taraftan müzakereye kapı aralıyor gözüken söylemler tipik siyasetçi kurnazlığından öte bir anlam ifade etmemektedir. Hem Kürtlerde umut ve beklenti oluşturmak, hem Türklerin öfkesini yönetmeye yeltenmek aşırı hesapçı bir tutumdur ve iki cephede birden kaybetme potansiyeline sahiptir.
Suriye konusunda evdeki hesap çarşıya uymamıştır. “Terörün kökünün kazınması” masalı ise artık sokakta inandırıcılığı kalmamış bir eski nakarat pozisyonuna düşmüştür.
Başbakan’ın iddia ettiği gibi, Kürt sorunu çözüldü ve sorun “terör” sorunundan ibaretse anayasa değişikliği ihtiyacı da bir “terörle mücadele konsepti” olarak ele alınacaktır.
Bu noktadan sonra, barışa dayalı ve birlikte yaşamın eşit, özgür koşulları inşa edilebilmesinin anahtarı Türkiye toplumundadır.
Türkiye toplumu sorunun muhatabı olarak kendini görür ve sorumluluk üstlenirse barış yolunda sahici adımlar atılabilir.
Türkiye’yi yönetenler kendilerini peşinen muhatap kabul edip karşı tarafta muhatap kaosu yaratma üzerine siyaset geliştirmeye çalışırken süreç tam tersine dönmüştür. Sorunu çözme noktasında mesafe alamayan muhataplık konusunda tek yetkili olmaktan çıkar.
Oslo ve diğer girişimler başarısız olmuşsa neticede bu durumun ortaya çıkmasında iktidarın payı göz ardı edilemez. Süreç yönetilememiştir ve kamuoyunda bu tablonun faturasını PKK ya da diğer Kürt aktörlerine kesmek bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Türkler, Türkiye toplumu içinde yaşayıp hakkaniyete, adalete dayalı çözümden yana olanlar, kendileri adına muhatap rolüne soyunan iradeyi yeniden sorgulamalıdırlar.
Daha ağır bedeller ödenmesi ya da mevcut kayıpların katlanılabilir görülerek çözümün ertelenmesi, Türk milletinin kırmızı çizgisi haline gelmedikçe, Anadolu halkları için barış, huzur ve güven mümkün olmayacaktır.
Askerde çocuğu olan analar sorunun gerçek muhatabı olarak sahaya inmezse onların çocuklarının kanı üzerinden siyaset yapılması kaçınılmaz olarak devam edecektir.