Ed Emery, Londra’da yaşayan bir etnomüzikolog. Ya da kendisini tanımladığı haliyle, “militan müzikolojist”...

Emery, uzun yıllar içinde yer aldığı, menajerliğini üstlendiği SOAS(Doğu ve Afrika Çalışmaları Yüksek Okulu) Rebetiko Band isimli grup çalışmasıyla Rum ve Türk müziğinin birbirine karışmış haline yoğunlaştı. Şimdiki Maqam Projesi’yle ise Kürt müziğine, onun tarihsel ve müzikal serüvenine yoğunlaşıyor.
İlginç bir hikayesi var Emery’nin. 66 yaşındaki Emery, annesi Yunan olmasına rağmen, sıradan bir İngiliz olduğunu düşünürmüş, 20 yaşına kadar. Ancak 1968 yılında, 20 yaşındayken, bir anda aklına, annesinin köklerine doğru yolculuk yapmak düşmüş. Delikanlılığın verdiği cesaretin de yardımıyla, Yunanistan’a çevirmiş rotasını. Yunanistan’da, annesinin eski adıyla karşılaşınca ise, işler biraz daha karmaşık bir hale gelmiş: Eleni Bostancıoğlu... Ed Emery, bir sürgün hikayesinin ortasında bulmuş kendini. Bu durumu başka bir röportajında, “Tüm bunları öğrendikten sonra ne tam İngiliz, ne yarı Yunan, ne de biraz Türk olmanın mümkün olduğunu anladım” cümlesiyle anlatıyor.

Müziğin göçü...

Ed Emery, İstanbul ve Atina arasında mekik dokuyup köklerini ararken, müzikler çalınmış kulağına. Ve o zaman, mübadelenin insanlarla birlikte müziği de göç ettirdiğini fark etmiş. İstanbul sokaklarında duyduğu müziklerle Atina sokaklarında duydukları arasındaki akrabalık şaşkına çevirmiş onu. Ve bu akrabalık üzerine çalışmaya başlamış. Rebetiko tarzında müzik yapan SOAS Rebetiko Band de, işte böyle bir yoğunlaşmanın ürünü olarak kurulmuş.
Yaklaşık 45 üyesi olan grubuyla, şimdi de, başka bir ilginç müzikal dünyaya yolculuk yapıyor, Emery. Halkların müzikal akrabalıklarıyla ilgilenen Emery’nin son keşfi, Fars ve Kürt müzikleri arasındaki ortaklık olmuş. Bu keşfin ardındansa Kürt ve Fars müziğinin dünyasındaki yolculuğu başlamış.
Emery’yle Londra’da, işte bu proje üzerine konuştuk. Sorularımızı yanıtlayan Emery, 15 Aralık Pazar günü, Londra Doğu ve Afrika Çalışmaları Yüksek Okulu’nun Lucas Lecture Tiyatrosu’nda gerçekleşecek “Kahire, İstanbul, Atina ve Kürdistan’dan Direniş Şarkıları Konseri”ni anlattı bize.

Maqam Projesi’yle başlayalım. Nedir projenin hikayesi?

2010 yılında Londra Doğu ve Afrika Çalışmaları Yüksek Okulu’nda Al-Endülüs’ün Arap ve Yahudi müzikleri üzerine doktora çalışması yaparken, Maqam Projesi’ni başlatma kararı aldım. Araplar ve Yahudiler arasında ortak bir müzikal miras var; Rumlar ve Türkler arasında da. Daha sonra Londra’da İranlı ve Kürt müzisyenler ile karşılaşmaya başladım. Onların arasında da müzikal bir akrabalık olduğunu gördük. Maqam Projesi’nde de, müziğim makam sistemindeki gibi, tüm bu müzisyenlerin ortak müzikal mirasını görmek, kutlamak istedik. Bunun için de onları bir araya getirmenin harika bir fikir olduğunu düşündüm.

Peki, hangi makamları işiteceğiz, bu projeyle?

Her bir konseri başka bir makama dayalı olarak yapmaya karar verdik. Çeşitli kültürlerden müzisyenler davet edeceğiz. Şimdiye kadar hicaz, rast, saba ve hicazkar makamlarında konserler yaptık. Muhtemelen bir sonraki konserimiz de segah makamında olacak.

Programınız da çok zengin görünüyor. Neler var programda?

Bu yılın son programı benim için en önemli etkinlik olacak, diyebilirim. Kahire, İstanbul, Kürdistan ve Atina... Tüm bu coğrafyalardan müzisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek bu konseri önemsiyorum. Kahireli görme engelli ney müzisyeni Muhammed Antar, mükemmel bir müzisyen olmasının yanında, 2010 yılından bu yana Kahire’de gerçekleşen protestolarla ilgili de devrimci müzikler yapmıştır. Yine santur virtüözü Peyman Heydarian’ı ve ağırlıklı olarak kadın mücadelesi konulu Kürtçe şarkılar yapan Grup Awaz’ı ve diğer ülkelerden başka pek çok müzisyeni dinleyeceğiz. Bu final programı, 11, 13 ve 14 Aralık’ta yaptığımız zengin programların devamı olacak.

Konserde ‘direniş şarkıları’ yer alıyor. Neden ‘direniş şarkıları’?

Herkesin bildiği gibi, Yunanistan, Mısır, İran, Türkiye ve Kürdistan’da son zamanlarda gelişen sosyal protesto hareketleri, insanların özgürlük, demokrasi ve baskıdan arınmış yaşam arzularını ifade eden birçok yeni şarkı ortaya çıkardı. Bazı durumlarda, müzikal yaratıcılık özellikle dikkat çekici olur. Gezi Parkı’nda olduğu gibi... Bizler bu canlı enerjiyi temsil edecek bir konser yapmak istedik; çünkü müzik birliği ve büyümeyi yaratmanın yoludur.

Temel müzik alanlarınız rebetiko ve ‘ceilidh’ ama Kürtçe müziğe de özel bir ilginiz olduğunu görüyoruz. Bu ilginiz nasıl gelişti?

Özce, diyebilirim ki, Kürtçe müzikte, derinden gelen, keyifli bir öz buluyorum. Bunu tam olarak tanımlayamıyorum; ama içinde mücadelelerden doğmuş bir enerji ve kararlı bir iyimserlikle birleşen bir şıklık var. Kürtler çok şey yaşadılar ve bunu şarkılarla ifade ettiler. Bunu görmek güzel. Özellikle de kadınların şarkılarında...


SUNA ALAN/LONDRA