Toplumun ahlaki politik kimlik sorunlarını sanat, sinema ve müzik ile estetizme kavuşturmak, sanat ve sanatçının temel görevidir. Bu görevi bir nebze de olsa yerine getirenler toplumun gönlünde taht kuranlardır. Aramızdan ayrılsalar bile yaptıkları şarkılarla oluşturdukları algı ile hep yaşıyorlar ve yaşayacaklar. Bu tanımlamalar en çok Kazım Koyuncuyu anlatıyor.
Müziğin Sade Siması
Kazım Koyuncu Laz kökenli Karadeniz müziği ile Rock'n'Roll müziği sentezleyerek kendi tarzını oluşturan Türk müzisyen, söz yazarı, oyuncu ve aynı zamanda aktivisttir. 2004 yılında ilk defa “Hayde” sonrasında 2006 da çıkan “Dünyada Öyle Bir Yerdeyim” albümleri çok beğenildi. Lazca, Gürcüce Hemşince ve Megrelce söylediği anonim parçalarla Karadeniz’in tüm kültür öğelerini yansıtmaya çalıştı. Üniversite gençliği ve bütün muhalif kesimler arasında büyük ilgi ile karşıladı. "Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim, ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim. Ve gerçekten doğru bildiğim bir şeyi en azından çok zorlanırsam ortaya koymaktan çekinmem" diyordu bir röportajında Kazım Koyuncu.. Verdiği birçok röportajlarında büyük bir sempati toplayan Kazım Koyuncu aynı zamanda sade ve mütevazi kişiliğiyle de bir çok kitleye hitap etti. Müzikte ve normal yaşantısında değişimci bir kişiliği ile tanınıyordu. Kendisini devrimci olarak tanımlıyordu. Kazım Koyuncu, çevre sorunlarına karşı da duyarlılığıyla da dikkat çekiyordu. Karadeniz sahil yolu inşaatına Rize İlinin Fındıklı ilçesinde düzenlenen eylemlerde destekte bulunmuştur.
"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."
Öldürülen dillere can
Kazım Koyuncu Anadolu Kültürü müziğinden uzaklaşan ve giderek batılılaşan batıya özenen ucube müzik tarzlarına da bir eleştiri ve alternatif bir stil yarattı. Zuğasi Berepe (Denizin Çocukları) isimli yeni bir grup kuran Kazım Koyuncunun müzik yaşamında olduğu kadar Lazca söyleyen bir rock grubu olarak da Türkiye'de önemli bir adımdır. Kazım Koyuncu bir gösteride gözaltına alındığında Emniyette polisin ağzından laf almak için Lazca konuşmasıyla "Lazlığının" farkına vardığı hikayesini birçok sohbetinde dile getirmişti. Diller en iyi sanatla müzikle yaşatılır. Müzik öldürülmeye çalışılan dillere yaşam verir. Her ne kadar Faşizm, tek dil zihniyetinden yola çıkarak bıçaklasa da bir çok dili müzik dili ahengi ve ritmi sahibiyle de buluşunca hiçbir dili yok edemeyecekleri de Kazım Koyuncu şahsında açığa çıkmıştır.
Gerçek Devrimciler ve Sanatçılar Unutulmaz
Kazım Koyuncu’yu İstanbul'dan uğurlamak üzere Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda bir tören düzenlenmiş ve çok kısa sürede duyurusu da yapılamamıştı ama 26 Haziran 2005 günü binlerce kişi gözyaşları içerisinde gelmişti. Genç yaşlı, iş adamı, işçi, öğrenci, sanatçı, toplumun tüm kesimlerinden gelip Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nu dolduranları acılarını isyana dönüştürmüş Çernobil kazasından sonra kayıtsız kalan devlet, hükümet yetkililerinin tutumlarını sorgulamıştı. Binlerce kişi Kazım Koyuncu’yu taşıyan aracın arkasından Taksim'e kadar yürüdü, sloganlarını kesmedi.
Şarkısında söylediği gibi işte gidiyorum arkamı dönmeden, şikayet etmeden…..