Bir yandan kendi müziğini sergilerken öte yandan göçmenlerin kendi tınılarını sahnede çalmalarının imkanlarını yaratıyor.

Etnomüzikolog Ed Emery, son iki yıldır Londra'da bulunan SOAS Üniversitesi (Doğu ve Afrika çalışmaları Okulu) bünyesindeki 'Ceilidth' adlı grubun üyeleriyle birlikte, Fransa'nın kuzeyindeki Calais liman şehrinde etnomüzikolojik çalışmalar yapıyor. 

Calais, kıta Avrupası'nın Kuzey'deki çıkış kapılarından biri. Bu nedenle, farklı halklara mensup çok sayıda göçmen, Birleşik Krallığa geçme umuduyla bu küçük şehirde toplanıyor. Bu göçmenlerin bazıları sığınmacı, bazıları ise ülkelerinde yaşanan savaşlar ve felaketlerden kaçarak kendilerine daha güvenli bir yaşam kurmaya çalışan insanlardan oluşuyor. Şu anda Calais'de 500 ila 700 arasında göçmen, kıyının öte yakasına geçmek için bekliyor. Emery ile bu liman kentinde mültecilere yönelik gözlemleri ve müzikal çalışmalarını konuştuk.


Bize Calais'teki göçmenlerden kısaca bahsedebilir misiniz? Kimler bunlar?

Calais'de bekleyen insanlar arasında  Kürtleri, Suriyelileri, Filistinlileri, Mısırlıları, Eritrelileri, Arnavutları, Afganları ve Sudanlıları ve saymak mümkün. Bu liman şehrinde biraraya gelen insanlar arasında geçmişte Britanya'ya gelmiş ama daha sonra farklı nedenlerle (hapis cezası aldığı, vize süresi geçtiği, gönüllü dönüş programından yararlandığı için vs.) sınırdışı edilmiş önemli sayıda insan da mevcut. Bu yasadığı geçişler genelde bir TIR'ın arkasına istiflenmiş bir şekilde binerek gerçekleşiyor. 


Fransız otoritelerinin ya da halkının buradaki göçmenlere yaklaşımı ne düzeyde? 

Calais, endüstrisi ortadan kalkan, buna bağlı olarak hem işsizliğin, hem de korkuların ve paranoyaların giderek arttığı bir liman şehri. Göçmenlerin varlığıyla birlikte kentteki aşırı sağcı görüşler de güçlenmeye başlamış. Yakın dönemde yapılan seçimler kent halkının sol ile sağ arasında oyları yüzde 50 oranında paylaştırdığını göstermekte (Merkez sağ gücünü korurken sol ise Komünistler ve Sosyalistler olarak ikiye bölünmüş durumda) Göçmenlerin çoğu, Fransız toplumunu genel olarak ırkçı ve toleransı olmayan bir toplum olarak gördüğü için Fransa'da yerleşmeyi düşünmüyor ama aralarında Fransa'ya yerleşenler de var. Çok yakın bir dönemde Fransa çok sayıda Suriyeliye oturum hakkı sağladı mesela. 

2013 yılında hem göçmenleri, hem de onlara destek olan 'No Borders- Sınırlara Hayır' aktivistlerini buradan uzaklaştırmak için 'Calais'i Koruyalım' adında yerel bir eylemci grup oluşturulmuştur. Bu grup yangın bombası da kullanmak suretiyle göçmenlerin de yaşadığı işgal evlerine saldırılar düzenlemeye başlamıştır. Grup içinde Nazi yanlılarının önem kazanması sonrasında grup dağılmakla yüz yüze kalmıştır. Ancak grubun yakın dönemde yeniden harekete geçmesiyle birlikte sivil çatışmaların yeniden başlaması ihtimali söz konusu. 


Calais'e yönelik çalışma yürütme fikriniz ve sonrası nasıl gerçekleşti?

2013 yılının Şubat ayında Paris yolculuğumuz sırasında Calais'de mola verdik ve gördük ki, buradaki göçmenlerle müziğimiz aracılığıyla dayanışma sağlayabiliriz. Her gün hem polisin, hem de yerel yetkililerin ırkçı muamelelerine maruz kalan bu göçmenlere ne merkezi hükümet, ne de yerel yetkililer herhangi bir yardım sunmuyor. Kendilerine sadece her gün akşam 18:00' de yiyecek dağıtan ve zaman zaman onlara yıkanma imkanı sağlayan yerlere götüren bir grup gönüllü insan, kararlı bir şekilde yardım ediyor. Bunun dışında göçmenlerin günlük olarak limanın etrafında dolaşmak, zaman zaman aslında hiç de iyi karşılanmadıkları şehir merkezine inmek dışında pek fazla bir şey yapmadıklarını söyleyebiliriz. Havanın çoğu zaman rüzgarlı, yağmurlu ve soğuk olduğunu da unutmamak lazım. Göçmenler onlara yaptığımız bu kısa ziyareti büyük bir memnuniyetle karşıladılar. Onlara hem müziğimizi dinlettik, hem de sohbet etme imkanı bulduk. O ilk seferde bundan daha fazlası gerçekleşmedi. 2013 yılının Ekim ayında Calais'e bu sefer yerel müzisyenlerin düzenlediği bir festivale katılmak için tekrar gittik. Calais'de yaşayan müzisyenler şehrin insanları ile göçmenlerin hafta sonunda biraraya gelebileceği bir müzik festivali düzenleyerek aradaki sosyal engelleri kaldırmayı amaçlıyorlardı. Ancak kendisi de göçmen kökenli olan, ataları Ermenilere dayanan Belediye Başkanı Natalie Bouchart bu festivali yasakladı. Bu kararı protesto için düzenlenen yürüyüşe biz de katıldık. Ekim ayındaki bu festivalin iptal edilmesi bize Calais'deki en temel sorunun bu tür gösterimler için yer verilmemesi ve insanların sosyal etkinlikler için biraraya gelme imkanı bulamaması olduğunu fark ettirdi. Belediye binaları, okullar, tren istasyonları, boşaltılmış fabrikalar ve özellikle de kiliseler, göçmenlerin erişimine kapalı mekanlar haline gelmiş. Bu gerçeği aklımızda tutarak gelecekte düzenleyeceğimiz müzik etkinlikleri için özellikle Calais liman bölgesinde bulunan belediye, dini kurum ve özel sektöre ait uygun mekanları araştırmaya başladık. Bölgede endüstrinin çökmüş olduğu dikkate alındığında bu türden çok sayıda mekanın olduğunu fark ettik. Ancak bunların da önemli bir kısmı bizim kullanımımıza kapatılmıştı. En sonunda Calais'deki arkadaşlarımız bir yerel kültür derneğinin kullanımında olan bir belediye salonu tespit etti. Bu sayede 2014 yılının Şubat ayındaki konserimiz için bu mekanda yer ayırtmayı başardık. 


Bu konser sürecinden bahseder misiniz?

Müzisyenlerin yol giderini karşılayabilmek için Londra'da para topladık. Planımız İskoç ve İrlanda müzikleri yapan kendi grubumuz Ceilidh'in yanı sıra Kürtlere ve Afganlara hitaben SOAS ve çevresinde müzik yapan ikinci bir grubu, bir Kürt müzik grubunu bu konsere götürmekti. Konseri Calais'de göçmenlerin toplandığı limana yakın bir yerde düzenleyecektik. Bir yandan biz kendi müziğimizi sergilerken öte yandan kendi tınılarını çalmak isteyen göçmenler de çıkıp sahnede çalsınlar istiyorduk. Böylece biz de onların müziği hakkında bilgi sahibi olabilirdik. Bunu sağlayabilmek için belirgin bir şey yapmamız gerekiyordu. Bu sebeple Londra'da müzik enstrümanları satan bir dükkandan darbuka satın alıp yanımızda Calais'e götürdük. Vurmalı çalgıları kamptaki göçmenlere verdik. Buna ek olarak şehirdeki ulusal tiyatro 'Le Channel', kapılarını dünya müziğinin toplanma merkezi olarak Calais konulu bir seminer için bize açtı. Bu seminere yerel aktivistler ve kamptaki göçmenlerde katıldı. 

Iraklı bir Kürt şair ve müzisyene şarkılarını sergilemesi için imkan sağladık. Bu kişi kampa gelmeden önce ne şiir yazıyormuş ne de müzisyenmiş. Yaşadığı tecrübelerden ve başından geçenlerden sonra göçmen arkadaşları için şarkılar yazmaya başlamış. Biz ona bu yazdıklarını ve bestelediklerini sahnede sergileme imkanı sunmuş olduk. 


Aynı zamanda politik bir duruş da sergilediniz ve Kürt müzisyenler  çalışmada var...

Bir süre için de olsa müziği yasaklanan bir faaliyet olmaktan çıkartmıştık. Taktiksel de olsa müzik direnişin yerleşmiş şekillerini yani protesto, gösteri, karşı karşıya gelmeyi bir köşeye bırakmıştı. Müzik göçmenlerin sosyal açıdan bir araya gelmesi konusunda da bu diğer direniş formlarından çok daha etkili birşeydir. Ayrıca evrensel bir dili olan müzik sayesinde diller ve kültürler arasında ki farklarda kaybolup gider. 

Bu sayede grubumuz değişken, sürekli hareket halinde olan, hem siyasal hemde müzikal anlamında müdahalelerde bulunabilen bir yapı haline geldi. Bizi sıklıkla gösterilerde ön sıralarda müzik yaparken görebilirsiniz. 

Öte yandan insanlara dayanışma duygularımızı birebir taşıyabileceğimiz yerlere de gidiyoruz. Grubumuzun pek çok üyesinin farklı akademik uzmanlık alanları (Ortadoğu dilleri, hukuk çalışmaları, toplumsal cinsiyet, etnomüzikoloji) var ve bu da onlara Calais'i ziyaret etmek için daha fazla gerekçe sunuyor. Şimdi bir ileri adım daha atarak 'radikal etnomüzikologlar' yaklaşımı fikrini geliştirmeye, diğer arkadaşlarımızın bu modeli örnek alarak geliştirmesini ve yaygınlaştırmasını sağlamayı arzuluyoruz çünkü özellikle müzik öğrencilerinin siyasal bilinçten uzak, politik gelişmelere kapalı olduğu düşünülür. 


Provokatif sözcük: Sınırları aşmak

Calais konserimize 'Sınırları Aşmak' adını bilerek koyduk. Amacımız provoke eden bir söylem ortaya atmaktı. Burada iki noktaya gönderme yapıyorduk, bir tanesi müziğin sınırlarını aşmak, diğeri de Fransa ile İngiltere arasındaki bu fiziksel sınırı bir gecede aşmaktı. Bu geriye doğru göç hikayesi aslında bizim ilgimizi çeken bir şey. SOAS bünyesindeki Kürt Müziği grubu ile yaptığımız ortak çalışmalar sırasında müzisyenlerden bir kısmının gerçekten de Calais'de ormanlar arasında saklanarak ve o yollardan geçerek buraya gelmiş olduğunu öğrendik. Şimdi ise burada yasal oturumları var. 

Gelecekte yapacağımız konserden amacımız bu müzisyenleri Calais'e geri götürmek, onların liman boyunca kamplar kuran Kürtlere ve Afganlara konser vermesini sağlamaktır. Bu çok sembolik bir an olacaktır. 

Oturumları olduğu halde Kürtlerin Britanya sınır bölgesinde yaşadığı tacizlerin farkındayız. Bu durum özellikle Britanya'da yaşayan Kürtlerin yakın dönemde Paris'e yapmak istedikleri bir yolculuk sırasında yaşanmış, insanlar yetkililer tarafından taciz edilmiş, paralarına el konulmuştur. Bu olay hakkında şimdi hukuki girişimler başlatılmıştır. 


SUNA ALAN/LONDRA