Bazı atasözleri sanki cumhurun başı R. Tayyip Erdoğan için söylenmiş. Sanki atalarımız gece-gündüz demeden, bıkıp usanmadan düşünüp Erdoğan anormal tavırları, ruh halini ifade eden bazı sözleri dile getirmişler. Zaten bu atasözleri olmamış olsaydı TC’nin reisi cumhuru Erdoğan’ı ‘hakkıyla’ tanımlamamız mümkün olmayacaktı. 

Mesela “hem suçlu hem güçlü”, “yalancının kızaracak yüzü yok” sözleri, muhteşem sözlerdir. Biliyoruz k, suçlu ve günahlı konumunda olan birisinin göstereceği ilk refleks karşı tarafa saldırmaktır. Bir suçlunun en etkili savunma aracı karşı tarafa bağırıp çağırmak, tepki göstermek, deyim yerindeyse ortalığı velveleye vermektir. Çünkü elinde başka bir savunma, karşı tarafı püskürtme, çevreyi ikna ederek yanına çekme aracı yoktur.

Utanma duygusu, toplumsal değerlere sadık kalan insandaki hala var olan damarın kıpırdanış halidir. Hata yapan, günah işleyen kimselerin hissettikleri insani duygudur. Bu nedenle utanma duygusu anlamlıdır. Ancak atasözünde de vurgulandığı gibi yalanı bir yaşam biçimi haline getirmiş olan birisinde ne utanma duygusu olur, ne de onun yüzü kızarır. Zaten kızaracak yüzü de yoktur.Kendilerini hem suçlu hem güçlü görenler ve yalanı yaşam biçimi haline getirenlerin bir de narsist ruh dünyasına sahip oldukları söylenir. Bu da doğrudur.

Narsist kişilik özelliklerine sahip olanlar kendilerini kusursuz, başkalarını ise basit ve sıradan insanlar olarak görürler. Kendilerinin yaptıkları her şeyi doğru, başkalarınkini ise hep yanlış görürler. Kendilerini dünyanın merkezi olarak gördükleri için sürekli ilgi odağı olmak, herkes tarafından pohpohlanmak, etrafından fır dönmek isterler. Yapmış oldukları işleri muhteşem gördükleri için mütevazı değiller, hep kazanmak, ne pahasına olursa olsun egemen olmak, başkalarına boyun eğdirtmek, herkesin onların kölesi olmasını isterler. Yenildiği, daha doğrusu egemen olamadığı zamanlarda adeta çıldırırlar, ruhsal ve düşünsel bunalımlara girerek tehlikeli olabilecek kadar saldırganlaşırlar. Eğer bunlar yetki sahibiyse bulundukları mevkilerini kendi bireysel çıkar ve hırsları için kullanabilecek kadar insan olma halinden çıkarlar. Hitler, Mussolini gibilerinin dünyayı nasıl bir felakete sürüklediklerini hepimiz biliyoruz.

Eleştirilmek, bu kişiler için ölümden beterdir. Bu nedenle her eleştirildiğinde mutlaka intikam alma peşinden koşarlar. Bu intikam bazen tehdit, bazen şantaj, bazen de ölüm biçiminde olabilir. Ukala, gösterişli, popilist, kendini dev aynasında gören bu kişiliğin en büyük özelliğinden birisi de insanları kendilerine bağlamasıdır. Bu ortamı görmediği zaman müthiş derecede öfkelenir, kendini boş, anlamsız, işe yaramaz olarak, büyük bir aşağılık kompleksi ve utanç içerisinde görür. İşte bu andan itibaren adeta tahrip gücü oldukça yüksek bir bombaya dönüşüverir.

Sizce bu kişilik ‘cumhurun başı’ Erdoğan’a uymuyor mu? Elbette ki uyuyor. Elbette ki Erdoğan hem suçlu hem güçlü görünmeye çalışıyor. Elbette ki Erdoğan’ın kızaracak yüzü yok, elbette ki Erdoğan narsist bir kişiliktir. Bu nedenle her gün onlarca kez bağırıp çağırıyor, öfkeleniyor, küfür ediyor, ağzından tükürükler saçarak hakaretlerde bulunuyor. Yüzü olan, suçlu ve narsist olmayan bir cumhurun başı böyle yapar mı?

Örneğin Erdoğan bu kişilik özelliklerine sahip olmasaydı, savaş gerekçesi olan Güvenlik Yasası çıkartılmazdı. Demokratik çözüm ve siyasete inanılsaydı İç Güvenlik Paketi yerine demokratik bir anayasa çıkartılırdı. Valiler ve kaymakamlar OHAL valilerinin yetkileriyle donatılmazdı. Barış ve müzakere sürecinin kritik aşamasında özel savaş timleri gerillanın üzerine sürülmez, Ağrı’da çatışma çıkmaz, ölümlere neden olmazdı. Sınır boylarında askeri operasyonlar yapılmaz, gerilla noktalarına hücum edilmez, aralıksız kobra saldırılarına devam edilmez, ateşkes sürecinde baraj, karakol-kalekol yapımına hız verilmezdi. Çocuklar ve gençlerin kurşunlanmasına olanak verilmez, cezaevlerinde bulunan hasta tutsakların tahliye edilmesine olanak verilirdi. Yeniden orduya sarılmaz, gladyo ve özel savaş birlikleri yeniden inşa edilmez, Ergenekon ve Balyoz davasında yargılanan kontrgerilla elemanlarıyla uzlaşılmaz, Doğu Perinçek’le kirli anlaşmalar yapılmazdı… 

Bunun önüne geçmek için tek yol var: 7 Haziran seçimlerinde Erdoğan’ın karargahı olan AKP’nin daha önce çalmış olduğu oyları geri almak ve HDP ile barajları aşmak...