Başbakan Tayyip Erdoğan “Bu sorun çözülecek, çözeceğiz” dedi. Gerçi “Bu sorun” deyimi biraz muğlak. İnsanın aklına “Hangi sorun?” sorusunu getiriyor. Kürt sorunu mu, terör sorunu mu? Başbakan işleri muğlaklaştırmayı ve sulandırmayı biraz seviyor.

Tayyip Erdoğan’ın söz konusu konuşmasının tümü okunduğunda “Bu sorun” deyimi ile Kürt sorununu kastettiği rahatlıkla anlaşılıyor. Konuşma içerisinde “Kürt sorunu” deyimini de kullanıyor. Fakat Başbakan’ın “Benim için Kürt sorunu artık bitmiştir” sözü hatırlandığında, insan ister istemez şüpheye düşüyor.
Sözler o kadar muğlak ki, istediği zaman rahatlıkla “Ben terör sorununu kastetmiştim” diyebilir. O nedenle, öncelikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hangi sorunu çözmeye talip olduğunu netleştirmek gerekiyor. Çözümsüzlük esas itibariyle buradan kaynaklanıyor. Neden? Çünkü Tayyip Erdoğan Kürt sorununun varlığını kabul etmiyor.
Bu konuda da Başbakan Tayyip Erdoğan ilginç bir çizgi izliyor. Artık Kürt sorununun olmadığını söylüyor. Bununla “AKP’nin Kürt sorununu çözdüğünü” iddia ediyor. Ama aslında Kürt sorununun varlığını kabul etmiyor. Çünkü Kürtlerin bir halk olarak varlığını kabul etmiyor. Kürt halkı olmazsa Kürt sorunu da olmaz!
Tayyip Erdoğan eskiden Kürt sorununun varlığını kabul ediyordu. Hatta sorunun “Kürdistan sorunu” olduğunu rapor etmişti. “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyordu. O zaman sorunun çözümüne gerçekten de yakındı. Çünkü Kürt halkını ve Kürdistan’ı kabul ediyordu.
İktidar koltuğu ve iktidarda kalabilmek için resmi ideoloji olan ve Kürdü inkar eden Türk milliyetçiliği ile uzlaşması Tayyip Erdoğan’ı değiştirdi. İktidar nimetlerini elde tutabilmek için “Kürdü inkar ve imha çizgisi”ni benimsedi. Mevcut muğlaklık ve yalpalama burdan ileri geliyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, üstüne basa basa ve Kürt sorununu kastederek “Bu sorunu çözeceğiz” diyordu. Halbuki daha önce “Artık sorun bitmiştir” diyordu. Bittiyse, yani yoksa, o halde hangi sorunu çözecek? Olmayan sorunun nesini çözecek? Başbakan’ın sözlerini anlayabilmek ve ciddiye alabilmek için, önce bu hususun netleşmesi gerekiyor.
Tabi ardından da “Sorunu nasıl çözeceği” geliyor. Bir sorunu çözebilmek için önce onu doğru tanımlamak gerekir. Bu şarttır. İkinci olaraksa çözüm yöntemini doğru belirlemek gerekir. Bu da şarttır. Bir sorun ancak bu koşullarda çözülebilir.
Peki Başbakan Tayyip Erdoğan Kürt sorununu doğru tanımlıyor mu? Hayır, doğru tanımlamıyor. O halde Kürt sorununu çözemez. “Çözeceğim” demesi yalan ve aldatmaya dönüktür.
Peki Başbakan Tayyip Erdoğan Kürt sorununun çözümü için doğru tarz ve yöntem geliştiriyor mu? Hayır, geliştirmiyor. Tayyip Erdoğan, Kürt sorununu doğru tanımlamadığı gibi, doğru çözüm yöntemleri de geliştirmiyor. O halde sorunu çözemez ve “Çözeceğim” demesi bir şey ifade etmez.
“Kürt sorununu çözeceğiz” derken bile Başbakan’ın ve hükümetinin yaptıklarına bir bakalım. İmralı’daki PKK Lideri üzerinde her türlü tecrit ve baskı sürüyor. Herhangi bir diyalog ve görüşme yok. KCK tutukluları bırakılmadığı gibi, yeni gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Kürtlere karşı polisin baskısı devlet terörü ve faşist uygulamalar düzeyinde. Ortada bir ateşkes görüntüsü yok, Kürt savaşı devam ediyor.
Bunlara eklenen yeni baskı yöntemleri de var. AKP Hükümeti Kürtlerin Suriye’de herhangi bir statü elde etmesini engellemek için var gücüyle çalışıyor. Bir yandan çeteler besleyip Suriye Kürtlerine saldırttığı gibi, diğer yandan iktidar ve muhalefetin Kürtlerle sağlıklı bir ilişki içine girmesini engellemek için de onlar üzerinde her türlü baskı ve denetimi uyguluyor.
Benzer bir baskı Irak Kürtleri üzerinde de var. En önemlisi ise BDP ve PKK üzerinde geliştirmeye çalıştığı yeni baskı uygulamalarıdır. PKK’ye yönelik her türlü hakaret içeren sözü söylediği gibi, savaşı tırmandırabilmek için de her türlü çabayı harcıyor.
BDP’ye gelince, hükümetin söz ve uygulamaları artık AKP tabanını bile rahatsız ediyor. Nitekim aykırı söz söyleyenler oluyor ve anında Tayyip Erdoğan’ın emriyle görevden atılıyor. Tutuklanmayan BDP yöneticisi ve belediye başkanı neredeyse kalmadı. Şimdi de milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılıp, ardından da tutuklanmak istiyor. Bunları yaparken bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan BDP’ye yönelik her türlü hakareti etmekten de geri durmuyor.
Peki durum buyken Kürt sorunu nasıl çözülecek? BDP tümden yok edilirken, Kürt sorununu kim çözecek? BDP’yi yok eden AKP Kürt sorununu nasıl çözecek? Bir yandan başta BDP olmak üzere Kürt iradesine ve varlığına yönelik her türlü baskı ve saldırı yapılırken, diğer yandan “Kürt sorununu çözeceğiz” demenin bir anlamı ve inandırıcılığı var mı?
Bu nedenle Başbakan’ın sözleri artık hiç kimse için pek inandırıcı gelmiyor. Bol bol konuşuyor, herkese saldırıyor ve hakaret ediyor, böylece toplumu aldatabileceğini sanıyor. Hâlbuki toplum artık bilinçli ve bunlara inanmıyor.
İnandırıcılığını kaybettiğini Başbakan Tayyip Erdoğan da anlamış olacak ki, “PKK ve BDP Kürtleri temsil etmiyor” diyor. Kürtlere dönük çözümsüz kalan politikalarını böyle maskelemeye çalışıyor.
PKK ve BDP Kürtleri temsil etmiyorsa peki kim temsil ediyor? BDP otuzaltı bağımsız milletvekilini nasıl seçtirdi? Bu vekillere kim oy verdi? Kürtler desteklemiyorsa, o halde PKK kırk yıldır nasıl var oluyor ve direniyor? Bu gücü nerden ve kimden alıyor?
Tayyip Erdoğan’a göre Kürtleri de AKP temsil ediyor! Peki bu görüşün Kemalist resmi ve tekçi ideolojiden ne farkı var? AKP içindeki Kürdün Demirel’in AP’si ve Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinde olandan farkı ne? AKP içinde ciddi bir Kürt varlığından söz edilebilir mi?
İnsan soruları daha da çoğaltabilir. CHP ya da Demirel çizgisi Kürt sorununu çözmüş olsaydı, o durumda PKK ortaya çıkmazdı. O halde Tayyip Erdoğan’ın CHP ve Demirel çizgisini cilalayarak “Ben Kürt sorununu çözeceğim” demesi boş ve aldatıcı laftan başka bir şey değildir. Artık biraz ciddi olmanın zamanıdır. PKK Lideri ve BDP ötelenerek Kürt sorununu çözmek mümkün değildir.
Başbakan Tayyip Erdoğan mevcut sözleriyle eğer “Terör sorunu” demek istemişse, bunun da mümkün olmadığı kanıtlanmıştır. PKK ile birlikte geçen kırk yıl içinde kaç hükümet kuruldu yıkıldı?! Evren’ler, Çiller’ler gelip geçti. Hiç biri de “Terörü bitireceğim” iddiasında başarılı olamadı. Nitekim AKP Hükümeti de bunu başaramadı. Sonu olmayan, ülkeye ve millete zarar veren politikalarda daha fazla ısrar etmemek gerekiyor.
Eğer Başbakan “Kürt sorununu çözeceğim” diyorsa, o zaman bu iş PKK Lideri dıştalanarak, PKK ezilerek, BDP tasfiye edilerek olmaz. Geçmişten ders çıkarmak lazım. Yok eğer Başbakan “Kürt direnişini çözeceğim” diyorsa, onun da başarılamadığı ortada. Ondan fazla hükümet bunu yapamadı. AKP’nin de başaramayacağı son yılda kanıtlandı.
O halde artık yeni ve çözümleyici politikalar üretmek lazım. PKK Lideri için “Kürt Mandelası” deme erdemi artık gösterilmeli. Bu yaklaşım Kürt vatandaşları çok onurlandıracağı gibi, tüm Türkiye toplumunu da yüceltecektir. Barış ve çözüm ülkeyi ve toplumu rahatlatacaktır. İşte Hamas Lideri Halit Meşal de yaklaşık elli yıllık sürgünün ardından Gazze’ye döndü! Türkiye çok eleştirdiği İsrail kadar da olamayacak mı? Gazze’yi dilinden düşürmeyen AKP, Gazze gerçeğine ulaşamayacak mı?