Seçim süreçleri her toplumda yeni bir heyecan yaratır. Zira her seçim bir yenilik demektir. Ancak bizim topraklarda bu durum çok farklı yaşanmaktadır. Bizde (Anadolu’da), birey veya toplumun siyasi anlayışı handikaplıdır. Bize yakın olan partinin, daha evvel desteklediğimiz herhangi bir partinin neler vaat ettiği, neleri programına koyduğunu asla düşünmeyiz. Düşünmeden, takım tutar gibi siyasi parti tutuyoruz. Her seçimden sonra yaşantımızda herhangi bir değişiklik olmadığı halde, her seçimden sonra sorunlarımız katbekat arttığı halde, nedense aynı partiye oy vermeyi tercih ediyoruz. Bağışlayınız ama biraz da balık akıllıyız aynı zamanda. Bize seçimlerden önce vaat edilen her şeyin seçimlerden hemen sonra rafa kaldırıldığını bir kez olsun aklımızdan geçirmiyoruz. Tek bildiğimiz, “vatan-millet-hizmet” gibi kulağa hoş gelen ancak fiiliyatta hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan demeçlerdir. Demem o ki, çabuk inanıyoruz. Çabuk kanıyoruz. Çabuk unutuyoruz. Asla hesapkar davranmıyoruz. Oysa gelişmiş toplumlarda bu durum çok farklıdır. Halklara, topluma verilmiş her sözün bir hesabı vardır. Toplum adına muhalefet eden siyasi partiler, iktidar olanın yakasını bırakmaz. Muhalefet, halk adına halklar adına davrandığından; iktidar partisinin tutuculuğuna karşı direnç gösterir. Muhalefet, iktidarın icraatlarını denetler. Yanlış gördüğü, yetersiz gördüğü icraatları halka şikayet eder.
Oysa, Anadolu halklarının siyaset olarak yaşadığı tam bir politik erezyondur. Yedi yüz yıllık bir imparatorluğun dağılması üzerine şekillenen ve aynı etnisiteden olmayan halkların zoraki beraberliğinden bahsediyoruz. Geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren, Cumhuriyet’in ilanından bu yana, kitlelere halklara askerler tarafından şekillenmiş olan totaliter bir sistem dayatılmaktadır. Daha sonraları dışarıdan dayatmalarla (İngiltere ve Fransa’nın) sözümona çok partili sisteme geçilmiştir. “Çok partili” deyimi yapmacıktır, sahtedir. Dışarıdan bakılınca farklı görünen, ancak özünde aynı damardan beslenen bir sistemin politik entrikalarıyla karşı karşıya olduğumuzu yaşayarak görmekteyiz. Anadolu’daki siyasi partilerin, parti temsilcilerinin zaman zaman birbirlerine fanatikçe karşıtlık gösterdiğine sakın aldanmayalım. Onların her birisi, 1924 darbesiyle şekillenmiş olan yapının (Altı Ok’un) birer mızrağını oluşturmaktadır. Adına “vatan” denilen toprakların dışarılardan gelen işgalcilerden arındırılması için, Kürtlerden, Çerkezlere kadar, kimden ne kadar yararlanmışlarsa yanlarına alarak savaştırılmışlardır. Ta ki birgün sıra onlara gelene kadar... Yeri geldiğinde halkları bibirlerine karşı kullanmışlardır.
Ancak o süreçler artık tarih oldu. Uyanan halklar, kökenleri ne olursa olsun kucaklaşmaktadırlar. Toplumun üzerine çöreklenmiş olan totaliter sistem sarsıldıkça, halkların birbirlerine yakınlıkları daha da açığa çıkacaktır. Sistemin partilerini doğru irdelemek gerekmektedir. Dikkat edilirse, düzen partilerinin yaklaşımı kitlelerin uyanmasını engellemektir. Halkların birbirlerine yakınlık duymasını sabote etmektir. Bu nedenle son dönemlerde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hedef tahtasına oturtulması bir tesadüf değildir. Zira yepyeni bir proje ile tarihin karşısına çıkan HDP, sistemin hem iktidar partisini hem de sözümona muhalefet partilerini ürkütmektedir. Kısacası sistem, halk yığınlarının gerçekle buluşmasından ürkmektedir.
Sonuç olarak Anadolu halklarına şunu önermek istiyorum: Görünürde “cumhuriyet” süsü verilmiş olan bu mevcut sistemin, dünden günümüze kadar halklara ne vaat ettiği üzerine biraz düşünelim. Halkların inançlarına etnik farklılıklarına nasıl yaklaştıklarını görerek, halklara dayatılan tekçi zihniyeti doğru irdeleyelim. Ve bu zihniyete karşı gelen kesimlerin başına nelerin geldiğini asla unutmayalım. Aksi taktirde, dün oltadan kurtulan balığın bugün yeniden oltaya takılan yeme atıldığı bir konuma düşeriz. Unutmayalım; yanlış bir davranışın birincisi komedi, tekrarı trajedidir. Anadolu halkları yeterince trajedi yaşamıştır. Tarihin bizlere sunduğu bu ortak fırsatı doğru değerlendirelim. Mevcut siyasi partilerin mantalitelerini anlamak için fazla uzağa gitmeye gerek yok. 1915’te Ermeni halkına karşı işlenmiş olan insanlık suçu soykırımı kabul etmek yerine; neredeyse katliamdan geçen kesimleri suçluyorlar. Bundan öteye yorum yapmaya gerek var mı?
Gerisini sizlere bırakıyorum...
HDP’nin tüm halklarımızı barış ve kardeşlik şemsiyesi altında buluşturacağını düşünüyorum. Anadolu’da yaşayan bütün ötekileştirilmiş kitlelerin doğru adım atacağına inanıyorum... Ben Türk’üm, Kürd’üm, Laz’ım, Abhaza’yım, Suryani’yim, Arap’ım, Êzîdî’yim, Ermeni’yim... Uzatmaya gerekyok. Ben insanım… İnsanca yaşamak istiyorum.