İngiltere Gündemi


NATO üyesi 28 ülkenin lideri, bu hafta Galler'in Newport kentinde toplandı. 1990’dan beri ilk defa İngiltere NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Zirve için geniş güvenlik önlemlerinin alındığını da ayrıca belirtelim. 10 bin polis tarafından zirvenin gerçekleştiği bölge korunmaya alındı. Yine de toplantı savaş karşıtı protestolarla karşılandı. Son yirmi yıl boyunca yapılan zirveler arasından bu yılki zirvenin en önemlisi olduğu düşünülüyor. Sebebi de Ukrayna’daki kriz. Ancak zirvenin temel amacı Afganistan’ın konuşulmasıydı aslında. Zira yıl sonuna kadar Afganistan'daki askerlerin geri çekilmesi planlanıyor. Ancak ülkede barış halen yok. Daha geçen gün Taliban’ın hükümet binasını hedeflediği intihar saldırısında 10 kişi hayatını kaybetti. NATO kendi askerlerini orada bulundurmak yerine Afgan askerlerini yetiştirecek.
Ancak Afganistan meselesi, Ukrayna krizinin gölgesinde kaldı. Doğu ve Batı'nın tam sınırında bulunan Ukrayna’da refahın ve istikrarın sağlanması NATO ülkelerinin çıkarları için önemli. Rusya ise Batı için hep yola gelmez bir ülke olarak kaldı. Zaten Rusya da şu ana dek NATO ülkelerinin isteğine rağmen İttifaka katılarak belirli anlaşmalar içerisinde yer almak istemedi. Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna ve Rusya yanlısı isyancılar arasında bir barış anlaşması yapıldığı haberini paylaşmıştı. Anlaşma olmaması durumunda ipler iyice gerileyecek ve soğuk savaş döneminin tekrar başlama ihtimali söz konusu olacak.
Zirvede Rusya’ya yönelik kısıtlamaların da gittikçe artacağı söylendi. Örneğin Rusya Devlet başkanı Putin’in yakın çevresinden daha fazla kişiye seyahat yasağı konacak, ayrıca mali piyasalara girişleri yasaklanan Rus bankalarının sayısı da artacak.
Zirvede IŞİD de konuşuldu. NATO’nun IŞİD’e yönelik aldığı kararlardan önce ABD Başkanı Obama ve İngiltere Başbakanı Cameron’ın birlikte kaleme aldıkları ve İngiliz gazetesi Times’a yayınlanan makaleden bahsetmek gerekiyor. Bu yazıda kısacası IŞİD örgütüne karşı iki ülkenin ortak hareket edeceği belirtildi. Irak’tan ziyade Suriye’yi de örgütten kurtarmak gerektiğinin altı çizildi. Obama ve Cameron, Irak ve Suriye’deki örgüt üyelerinin güç kazanmasının hem Amerika hem de İngiltere için ulusal tehdit teşkil ettiğini belirtti. İngiltere bu tehlikeyi yok etmek için yüzlerce pasaportu imha etti, onlarca kişiyi mahkum etti. Geçen seneden beri Suriye’deki savaşa ilişkin tutuklamalar 5 kat arttı. İngiliz resmi görevlisi David Haines’in rehin alınması ülkede IŞİD’e karşı tepkileri artırdı öyle ki askeri bir müdahale için hükümete baskı bile oluşturulmaya başlandı. Tepkilerin iki Amerikalı gazeteciyi öldüren İngiliz aksanlı 'cihatçı John'a’ indirgenmesi çok çelişkili. Başbakan Cameron meseleyi kişileştirmiş durumda.
ABD ve İngiltere'de, Avrupa ülkelerine karşı IŞİD’e yönelik yeterince politika geliştiremediklerine dair bir veryansın var. ABD ve İngiltere dışında hiç bir NATO üyesi IŞİD’e karşı çok sert bir tavır almış değil henüz. Geçen hafta Hollanda’da şüpheli bazı kişilerin pasaportlarına el konuldu sadece. Fransa ve İtalya’nın ise ABD'nin aksine bazı rehineler için IŞİD'e fidye ödediği söylentileri var.
ABD, NATO üyelerinden bir koalisyonun oluşmasını istiyor. Şimdilik 10 üye ortak bir toplantı yaptı. Kısa zamanlı bir plan yok. Ay sonunda bazı planlar netleşecek. Amerika’nın Suriye için planı ise Esad ve IŞİD’ten aynı anda kurtulmak. İki taraftan karşı gruplarda bir askeri güç oluşturmak. Obama, IŞİD'e karşı El Kaide ile savaşma taktiklerinin kullanılacağını belirtti; önce geriletip sonra yok etmek. Bundan önce finansal desteği kesmek gerekmez mi? IŞİD’e Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerden giden finansal destek gözden kaçıyor nedense. Ancak öncelikle yapmaları gerekenleri unutuyor ABD. Bir numaralı NATO üyesi ve müttefikleri Türkiye’den IŞİD’e olan katılımları engellemek. Sinek öldürmekle bataklık temizlenmez!