• ABD ve İsrail'in, bölgeyi dizayn etme girişimi, hem devlet olarak TC’nin ve hem de Önder Apo öncülüğünde PKK’nin yeni politikalar üretmesine neden oldu.
  • Böylece müzakere ve silahlı mücadelenin stratejik olarak devreden çıkarılması, yerine demokratik siyaset stratejisinin konulması süreci başladı; 'çerçeve yasa' aşamasına gelindi.
  • Tom Barrack ve Ankara’nın politikası, devlet dışı aktörlerin tümden silahsızlandırılmasını öngörüyor. Bu nedenle de Federe Kürdistan'ın statüsünün gözden geçirilmesi gündeme gelebilir.
  • Rojava temsilcilerinin Şam ziyaretinin ardından işaret edildiği gibi askeri ve idari olarak tümden genel yapıya dahil olup QSD ve Özerk Yönetim sisteminin feshi gerçekleşebilir.

YASİN DOĞAN

Tom Barrack’ın görev süresinin Irak da dahil edilerek uzatılması ile NATO Ankara Zirvesi'nin ardından Kürdistan’ı merkezine alan önemli gelişmeler yaşanıyor.

Irak, kısa bir süre önce başta Şam yönetimi olmak üzere TC, Lübnan ve Ürdün ile enerji akışı ağırlıklı olmak üzere önemli ekonomik-siyasi ve güvenlik anlaşmaları imzaladı. Irak hükümetinin, İran destekli milislerin silahsızlandırılması kararını takiben ABD ve Suudi Arabistan, Haşdi Şabi merkezlerini bombaladı. Şii, Sünni ve Kürtlerin yer aldığı 'Irak Devleti Yönetme İttifakı', 30 Eylül’e kadar silahlarını teslim etmeyen gruplara yönelik 'Terörle Mücadele Yasası kapsamında işlem yapılacağını duyurdu. Federe Kürdistan Başkanı Nêçîrvan Barzanî de “mutlaka uygulanmalı” diyerek tam destek verdi.

İran ise Başûrê Kurdistan’ın çeşitli yerlerinde konuşlanan Rojhilatê Kurdistanlı örgütlerin yanı sıra ABD’nin Başûr'da ve bölgede bulunan askeri üslerine karşı saldırılarına devam etti. Bu saldırılar üzerine ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya, Hewlêr’deki güçlerini ve hava savunma sistemlerini daha güvenli yerlere çektiğini duyurdu.

Nêçîrvan Barzanî

Federe Kürdistan Başkanı Nêçîrvan Barzanî, Şam’a giderek  Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Şara ile görüştü. Hemen arkasından da Rojava heyeti, Şam’a giderek Ahmet El Şara ile 28 Ocak Mutabakatı ve entegrasyon çerçevesinde görüşmeler yaptı.

Suudi Arabistan öncülüğünde 43 Müslüman devletin yer aldığı 'Deniz Savunma İttifakı' oluşturuldu. İttifakta yer alan ve TC’nin de içinde olduğu 14 devlet, Suudi Arabistan'ın ittifakın kurucu ve öncü devleti olarak kalıcı ana merkezi olması, ortak komuta kurulması, komuta ve kontrol merkezleri, ortak deniz operasyonları ve genel sekreterliğin burada konumlandırılması konusunda anlaştı.

Suudi Arabistan’da yapılan Pakistan-Suudi ve TC üçlü görüşmesinde ise adına “Mekke Ortak Savunma Antlaşması” denilen bir belge imzalandı. Buna göre; üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlandı. Bu antlaşmaya başta Mısır olmak üzere bir çok bölge devletinin katılması da bekleniyor.

Bu son gelişmelerin en dikkat çekici yanı da İsrail’in bölge üzerindeki hareketliliğinin sınırlı olmasıdır. İsrail, daha çok Lübnan’daki İran bağlantılı Hizbullah’a ve Gazze’de de TC bağlantılı HAMAS’a saldırılarını sürdürüyor. ABD Başkanı Trump’ın, Hizbullah’a karşı savaşı Suriye’ye devretme, yani bu konuda da İsrail’i devreden çıkarma istemi rafa kaldırılmış değil. 

Öyle anlaşılıyor ki; sadece İran değil, Irak ve Yemen’deki İran bağlantılı yapıları tasfiye etmek için de İsrail’den çok Suudiler devreye girdi. Kızıldeniz üzerinden yapılan ulaşım güzergahında da Suudiler rol üslenmişe benziyor. Gerek Irak ve gerekse Suudilerin enerji hatları üzerindeki bu girişimleri, aynı zamanda İMEC’in bölgedeki güzergahının altyapısını oluşturma adımlarıdır. Bu koridorun güvenliği için Irak, Ürdün ve Suriye genelkurmay başkanları da bir araya geldi.

foto:AFP

Elbette ağırlıklı olarak siyasetçilerin/diplomatların muhataplığı ekseninde gelişen bu görüşme ve antlaşmalar, dünyanın herhangi bir yerinde olsa normal-rutin gelişmeler olarak değerlendirilebilirdi. Konu, zengin petrol kaynaklarının bulunduğu, büyük kara ve deniz ticaret yollarının kesiştiği Ortadoğu; halen devam etmekte olan İran savaşı ve bağlantılı yapılar olunca durum farklılaşıyor.

HAMAS'ın saldırısıyla başladı

Bu gelişmeler, HAMAS'ın 7 Ekim saldırısıyla başlayıp Suriye’de BAAS rejiminin yıkılmasıyla devam eden ve İran savaşı ile derinleşen süreç kapsamında ABD Başkanı Trump’ın NATO Ankara Zirvesi'nde üye ülkelere dayattığını kabul ettirmesinin ardından yaşandı. ABD, Trump'ın Özel Temsilcisi Tom Barrack öncülüğünde Kafkasya’dan Akdenize, oradan da Hint okyanusuna kadar uzanan alanda yeniden yapılanma sürecine hız verdi. NATO üyelerini de Ankara Zirvesi'yle bu yapılanma sürecine dahil etti.

Bu gelişmeler, II. Dünya Savaşı'nın hemen öncesi ve sonrası bölgede ve dünyada, bölgeler düzeyinde kurulan örgütlenmelerin dönemini hatırlatıyor. Sovyetler Birliği'nin özellikle de faşizme karşı mücadeledeki rolü, insanlığı önemli oranda etkisi altına aldı, dünyanın bir çok yerinde ulusal kurtuluş ya da sosyalist hareketler etkin mücadele hazırlıkları içine girdi. Bu nedenle Ortadoğu’da sosyalizmin etkisine karşı mücadele için resmi olarak İngiltere öncülüğünde Sadabat Paktı (1939 İran, TC, Irak ve Afganistan), Bağdat Paktı (1955 Irak, TC, İngiltere, İran, Pakistan), CENTO (1959, Irak hariç Bağdat Paktı’nın diğer üyeleri) kuruldu. Küba Devrimi'nden sonra Latin Amerika’da da benzeri örgütler kuruldu. NATO-AET örneğinde görüldüğü gibi Avrupa’da da aynı amaçlı ekonomik-siyasi-askeri örgütlenmelere gidildi. Asya ve Afrika’da da benzeri gelişmeler yaşandı.

foto:AFP

Öncü ABD, yükü dağıtıyor

Şimdi de bir farkla benzer durum yaşanıyor. ABD, II. Dünya Savaşı sonrası sosyalizme karşı her türlü öncülüğü üslenmişti. Dünyanın yeni efendisi olarak Marshall-Truman doktrinleri çerçevesinde öncülüğün gereği olarak askeri, siyasi, ekonomik yükün önemli bir kısmını kaldırmaya çalışmıştı. Şimdi ise Trump yönetimindeki ABD, bu politikayı terk edip yükü paylaşmak gerektiğini her vesileyle dile getiriyor.

NATO’nun bundan önceki toplantılarında Çin ve Rusya’yı stratejik düşman ilan etmesi ve İbrahimi Anlaşmalar'ın arkasından Ortadoğu NATO’sunun kurulmasından bahsedilmeye başlanmıştı. O nedenle de şimdi bölgede yaşananları tümüyle ABD öncülüklü NATO kararlarından bağımsız ele almamak gerekiyor. Her ne kadar TC, Pakistan ve Suudilerin, Çin ile ilişkileri güçlü olsa da böyle düşünmek için birçok neden sayılabilir.

Devlet dışı aktörlere yönelme

İran’ın bölge üzerindeki etkisinin kırılması mücadelesi, İran bağlantılı yapılanmaların hedef alınmasını da içeriyor. Bu durum, devlet dışı aktörlerin, ister müzakere isterse askeri seçenekler üzerinden olsun silahsızlandırılması politikalarını öne çıkarıyor. İsrail’in Gazze saldırısıyla bu politikanın hangi düzeylerde uygulanabileceğini de ortaya konuldu.

Devlet ve Önder Apo farkında

Zaten ABD ve İsrail'in, bölgedeki yerel aktörleri de yanına alarak neler yapabileceğinin ortaya çıkması, yani bölgeyi bu temelde dizayn etme girişimi, hem devlet olarak TC’nin ve hem de Önder Apo öncülüğünde PKK’nin yeni politikalar üretmesine neden oldu.  Böylece müzakere ve silahlı mücadelenin stratejik olarak devreden çıkarılması, yerine demokratik siyaset stratejisinin konulması süreci başladı. Dolayısıyla bugün bilinen 'çerçeve yasa'nın Meclis'ten geçmesi aşamasına gelindi.

Federe Kürdistan'a yansımaları

Irak’ta da içeriği farklı olmakla birlikte benzeri gelişmeler yaşanıyor. Suriye’de ABD-İsrail destekli TC öncülüklü HTŞ sadırılarıyla Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nin hedef alınması, bu gelişmelerden bağımsız değildi. Nêçîrvan Barzanî’nin hem ticari anlaşmalar hem de direkt Başûrê Kurdistan’ı da ilgilendiren entegrasyon çalışmalarına ilişkin görüşmesi, aynı zamanda Başûrê Kurdistan'ın statüsünün geleceğine ilişkin kaygılarını da ifade ediyor. Kerkük Valisi'nin hiç de görevi olmadığı halde Irak Anayasası'nın 140. Maddesini gündeme getirmesi, Başûrê Kurdistan’ın statüsünü de ilgilendiren bir konudur. Türkmen valinin bu açıklamasının arkasında sadece Bağdat hükümeti değil, Ankara da bulunuyor.

foto:AFP

Tom Barrack ve Ankara’nın politikası, devlet dışı aktörlerin tümden silahsızlandırılmasını öngörüyor. Bu nedenle de pêşmerge güçlerinin de Irak ordusuna dahil edilmesi ve Federe Kurdistan'ın statüsünün gözden geçirilmesi gündeme gelebilir. Ankara, her ne kadar KDP iktidarı ile iş birliği içinde görünüyor olsa da halen statü sahibi olan Kürt'ü kabul etmiyor. Bu iş birliğinin ana gündeminde PKK’nin tasfiyesi bulunuyor. 'Çerçeve yasa'nın uygulama sorunlarının aşılmasına bağlı olarak KDP-TC ilişkileri yeniden şekilleneceğe benziyor. Nêçîrvan Barzanî’nin ziyaretinin bir nedeni de bu çerçeveyi biraz anlamak ve mümkünse Başûr'da olası gelişmeye de yarayabilecek bir içerik katma amaçlı olabilir.

Rojava'da beklenen fesih

Rojava temsilcilerinin Şam ziyaretinin ardından Suriye Genelkurmay Başkan Yardımcısı Sipan Hamo, yakın gelecekte Rojava’da olası değişimleri gündeme getirdi. Askeri ve idari olarak tümden genel yapıya dahil olup QSD ve Özerk Yönetim sisteminin feshi gerçekleşebilir.