Nazilerle yüzleşme…

Dünya Haberleri —

Nazi kurbanları anma/foto:AFP

Nazi kurbanları anma/foto:AFP

  • Niko Karsten, Susanne Beyer, Olaf Köndgen ve onlarca Alman, ailelerinin Nazi bağlantısıyla hesaplaşıyor… Birçok Alman ailede kalan sırlar, bugün torunlarda kaygı, belirsiz bir kimlik duygusu ve bilinçdışı bir sadakat hissi bırakıyor.  

Olaf Köndgen, 64 yaşında ve Alman vatandaşı. Uzun yıllardır Fransa’da yaşayan kıdemli bir Avrupa insan hakları uzmanı olan Köndgen, geçen ay bir Nazi’nin oğlu olduğunu öğrendi. Tarihe yoğun ilgisine rağmen, ailesinin Adolf Hitler rejimiyle bağlantısını bilmiyordu. Aslında Almanların çoğu bunu bilmiyor.

Ancak bu durum, Nisan ayı başında Die Zeit gazetesinin Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin (NSDAP) devasa arşivleri için bir çevrimiçi arama motoru hizmete sunmasıyla değişmeye başladı. Böylece bireylerin Nazi üyeliğine ilişkin bilgiler ilk kez kolayca erişilebilir hale geldi. Die Zeit gazetesi, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden yaklaşık sekiz yıl sonra, onlarca kişinin aile sırlarının ortaya çıkmasını istediğini belirtti.  

 Aile bağları sorgulanıyor

Gazetenin tarih editörü Christian Staas, arama motoruna “milyonlarca kez erişildiğini, bazı belgelerin binlerce kez paylaşıldığını ve sitede binden fazla okuyucu yorumu yapıldığını” söyledi. The Guardian’a konuşan Straas, 1945’ten sonra Almanların çoğunluğunun kendilerini “mağdur” olarak gördüğünü ifade etti.

“Tanık nesli artık aramızdan ayrılırken, pek çok kişi eleştirel sorular sormayı ve ailelerinde nesilden nesile aktarılan hikâyeleri doğrulamayı daha kolay buluyor.” 

Kişisel ve duygusal yüzleşme

Köndgen için bu bilgi, onu ülkesinin karanlık geçmişi ile ailesinin eylemleri arasında kişisel ve duygusal bir yüzleşmeye götürdü. Babası Ernst, Köndgen henüz bir gençken yaşamını yitirdi. Geride, bir ölçüde efsaneleştirmeyle doldurulan bir boşluk bıraktı. “16 yaşında babanı kaybettiğinde, elinden geldiğince onun hakkında olumlu bir imaj oluşturmaya çalışırsın” dedi. Ancak öğrendiği gerçek, bundan çok daha karmaşıktı.

Ernst, Birinci Dünya Savaşı’nda cephede savaşmış, sert ve mesafeli bir babanın oğlu olarak, orta sınıf, eğitimli bir Katolik ailede büyüdü. Köndgen, dedesi Ludwig’in, Hitler’in istismar ettiği Versay Antlaşması’nın getirdiği “büyük aşağılanma” duygusunu paylaşan birçok gazi gibi, Nazi Partisi’ne katıldığını söyledi. Ludwig, Nazilerin iktidara gelmesinden sadece dört ay sonra, Mayıs 1933’te parti üyesi oldu. Köndgen, babasının İkinci Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak savaştığını da önceden biliyordu.

Ancak Ernst’in, savaşın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinde parti üyesi olduğunu öğrenmesi için çevrimiçi arşivi incelemesi gerekti. “Onun Wehrmacht’a (Nazilerin silahlı kuvvetleri) katılarak bu otoriter evden kaçmak istediğine kendimi hep inandırmıştım” dedi Köndgen.

“Şimdi anlıyorum, asıl nedeni belki de ideolojikti. Belki de 17 yaşındayken, bunun Almanya ve insanlığın iyiliği için adil bir savaş olduğuna gerçekten inanıyordu. Bu da benim bakış açımı tamamen değiştirdi.”

foto:AFP

AfD çizgisi korkutuyor

1925 ile 1945 yılları arasında yaklaşık 10 milyon 200 bin  Alman, NSDAP’ye katıldı. Kadınlar partide her zaman azınlıkta kalmıştı ancak 1939’da savaşın başlamasının ardından sayıları hızla arttı. Bunlardan biri de Niko Karsten'in anneannesi Irmgard Rossberg'di. Karsten, geçen ay öğrendiğine göre, Rossberg 1 Mayıs 1937'de NSDAP'a katılmıştı. 56 yaşındaki çevre mühendisi Karsten, Rossberg'i ve onun sert tavırlarının aile içinde yarattığı gerginliği çok net bir şekilde hatırlıyor. “Annem onunla hep kavga halindeydi. Annem, anneannemin otoriter, baskıcı tavırları ve ırkçı sözleri yüzünden onu sevmezdi” dedi.

Karsten, ailenin tarihine olan ilgisinin, Almanları Nazi geçmişiyle bir çizgi çekmeye çağıran aşırı sağcı AfD partisinin şu anki gücüne duyduğu endişelerden de kaynaklandığını söyledi: “Bu beni gerçekten üzüyor. Çünkü tarih bize o ırkçı düşünce tarzını izlediğimizde, sonunda yıkıma uğrayacağımızı gösteriyor.”

Nazi Partisi'ne üye olmanın nedenleri, çoğunlukla erken dönemde üye olanlar arasında görülen “ideolojik inançtan, kariyerinde ilerleme fırsatı gören geç katılanların sergilediği fırsatçılığa” kadar uzanıyordu. Ancak, savaş sonrasında pek çok kişinin iddia ettiği gibi, Almanların parti tarafından üye olmaya zorlandıklarına ya da haberleri olmadan üye kaydedildiklerine dair hiçbir tarihsel kanıt bulunmamaktadır.

Arşivler artık erişilebilir

Parti, son derece titiz kayıtlar tutuyordu ve savaşın bitmesinden hemen önce, üye dosyalarını (tahmini 50 ton kâğıt) Münih’teki genel merkezinden, yıkılmış şehrin dışındaki bir kâğıt fabrikasına gönderdi.  Fabrikanın müdürü Hanns Huber, fişlerin imha edilmesini son anda engelledi. O sonbaharda, Amerikan kuvvetleri bu fişleri savaş sonrası denazifikasyon (Nazilerden arındırma) sürecine katkıda bulunmak amacıyla Berlin Belge Merkezi'ne götürdü. 1990’larda fişler Alman Federal Arşivleri’ne teslim edilirken, mikrofilm kopyaları ABD Ulusal Arşivleri’ne gönderildi. Bu kurum, koleksiyonunu Şubat ayı sonlarında çevrimiçi olarak erişime açtı.

Almanya’nın katı veri koruma yasaları, ailelerin federal arşivlere başvuruda bulunmasını gerektiriyor. Bu engel, uzun süredir ilgilenen pek çok kişinin önünü kesiyordu. Ancak Die Zeit’ın geliştirdiği araç sayesinde artık ABD kayıtlarına kolayca erişilebiliyor.

Geçmişle hesaplaşma

Spiegel dergisinin editörlerinden Susanne Beyer, geçen yıl Nazi döneminde büyükbabasının nesli hakkındaki gerçeği araştırmayı konu alan Kornblumenblau (Mavi Papatya) adlı kitabı yayınladı. Beyer, Almanya’nın “Erinnerungskultur”u, yani Nazi geçmişiyle hesaplaşma kültürünün yeniden değerlendirilmesinin zamanının geldiğini söyledi. Beyer, “Çoğu Alman, aileleri hakkında hayallere kapılıyor. Hafıza kültürü, insanlara başlıca savaş suçlularının neler yaptığını öğretti. Ancak konu kendi ailesine geldiğinde, bu birçok insan için hâlâ çok kişisel bir mesele” dedi.

Nazilerin kasıtlı olarak olabildiğince geniş bir taban oluşturmaya çalıştığını ve bunun bir nedeninin de Alman halkını bir ulus olarak suçlarına ortak etmek olduğunu belirten Beyer, şöyle devam etti: “Bunun amacı, Almanların savaşa devam etmelerini ve yenilgiye ve intikamdan korkmalarını sağlamaktı. Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesinin nedeni de buydu. Bu bakımdan, Nazi döneminde yaşamış Alman kökenli hemen hemen her Alman, ailesinin bu olaylara bir şekilde karıştığını varsaymak zorundadır.”

Belirsiz kaygı, bilinçsiz sadakat…

Holokost’un hayatta kalanlar ve onların torunları üzerindeki uzun vadeli etkilerini araştıran psikolog Louis Lewitan, birçok Alman ailesinde saklı kalan sırların çoğu zaman görünmez izler bıraktığına inandığını söyledi. Die Zeit'e konuşan Lewitan, “Belirsiz bir kaygı, belirsiz bir kimlik duygusu ve bilinçsiz sadakatin psikolojik mirası kök salabilir. Sessizlik, bedelini ödemeye devam eden sessiz bir zehirdir. Ne kadar uzun süre devam ederse o kadar zorlu olur” dedi. HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.