Savaş politikaları, silahlanma ve militarizm

Dosya Haberleri —

Dr. Ulrike Guérot/kaynak:https-/www.ulrike-guerot.de/mediathek/fotos

Dr. Ulrike Guérot/kaynak:https-/www.ulrike-guerot.de/mediathek/fotos

Almanya’nın 200 milyar euroluk silah yatırımı ve savaş hazırlıklarının gölgesinde, sosyal devletin fişinin çekildiği değerlendiriliyor

  • Sızdırılan gizli bir belgeye göre engellileri, çocukları, gençleri ve aileleri hedef alan kesintiler yılda yaklaşık 8,6 milyar euro. Federal hükümet ortakları CDU ve SPD silahlanma ve kemer sıkma hedeflerinde tamamen mutabık; aralarındaki kavga yalnızca kesintilerin nasıl paketleneceği.
  • Guérot, Alman siyasetindeki tabuları üç kelimeyle özetliyor: “Almanya’da hakkında konuşamayacağınız üç şey var: kapitalizm, Amerika ve İsrail. Bunlar tartışmaya kapalı. Savaş zamanında, ABD’nin savaşında ya da İsrail-İran çatışmasında, bu çerçeveden kurtulmak özellikle zor.” 

Derleme ve çeviri: Yeni Özgür Politika

Almanya dört bir koldan savaşa hazırlanıyor. Geçen yıl %24 artarak 97 milyar euroya ulaşan askerî harcamalar, şimdi GSYİH’nın %5’ine -yılda 200 milyar euronun üzerine, yani federal bütçenin yaklaşık yüzde 40’ına- çıkarılıyor. Bu devasa silahlanma programının faturası ise doğrudan işçi sınıfına kesiliyor: Sağlık sigortası fonlarından 20 milyar euro kesinti, yaşlılık güvencesinin “en iyi ihtimalle temel bir destek” düzeyine indirilmesi, işsizlik yardımlarının yerine konan ve insanları herhangi bir işe zorlamayı mümkün kılan “Yeni Temel Güvence” sistemi. Paritätischer Gesamtverband’ın sızdırdığı 108 sayfalık gizli belgeye göre engellileri, çocukları, gençleri ve aileleri hedef alan kesintiler yalnızca sayısallaştırılabilen kısmıyla yılda 8,6 milyar euro. Belgenin üçte ikisinde ise maliyet hesabı bile yok. 

Federal hükümet ortakları CDU ve SPD silahlanma ve kemer sıkma hedeflerinde tamamen mutabık; aralarındaki kavga yalnızca kesintilerin nasıl paketlenip seçmene satılacağına dair. Bu arada anketlerde AfD yüzde 25’le CDU ile başa baş gidiyor, SPD ise yüzde 12-14 bandında eriyor. Tam da bu ekonomik ve siyasi çöküş atmosferinde, Bonn Üniversitesi’nden barış yanlısı görüşleri nedeniyle ihraç edilen siyaset bilimci Prof. Dr. Ulrike Guérot, Neutrality Studies kanalından Pascal’la konuştu. Yeni çıkan Deutschland neutral – Sicherheit für den Frieden (Tarafsız Almanya: Barış İçin Güvenlik) başlıklı kitabın editörlerinden olan Guérot’ya göre işin ucu çoktan kiliseye, üniversiteye, gündelik dilin içine kadar sızmış durumda. 

Guérot’nun program boyunca paylaştığı gözlemler şöyle: 

Savaş hazırlığı artık somut: Kiliseden dron fabrikasına 

Guérot, Almanya’nın içine girdiği ruh halini gündelik örneklerle betimliyor. Deutschlandfunk haberlerinde duyduğu bir ifade tüylerini diken diken etmiş: “Bundeswehr (Federal ordu) bütün bu paralarla yeniden savaşa hazır hale getiriliyor. Ama ne yazık ki genç erkeklerimiz henüz savaşa pek hazır değil,” denmiş haberde. 

Bu küçük dil sürçmeleri, ona göre artık kanıksanmış bir savaş beklentisinin dışa vurumu. Durumun vahametini asıl gösterense Protestan Kilisesi’ne ait 26 sayfalık bir belge: “Bu belge, tehdit durumunu tamamen Batı perspektifinden, hiçbir özeleştirel bakış olmadan anlatıyor. Ardından da Protestan kilisesinin ekümenik birliği sağlamak ve ülkenin güvenle savunulmasına yardımcı olmak için özel bir sorumluluk taşıdığını söylüyor. Bu ne demek? Kilise daha fazla askerî papaz almayı düşünüyor, çünkü savaşta kayıplar olacağı öngörülüyor. Hayatını kaybeden askerlerin ailelerine özel destek verilmesi gerekecek. Bu papazların özel eğitim alması planlanıyor. Doğrusu bitiremedim bile. Böyle şeyler duyduğunda insanın midesi bulanıyor ve ‘bu gerçek olamaz, benim ülkem böyle olamaz’ diyorsunuz.” 

Mesele yalnızca kiliseyle sınırlı değil. Guérot, Bavyera’da bir Alman-Ukrayna ortak dron fabrikası kurulmakta olduğunu hatırlatıyor: “Ruslar bunu biliyor ve hangi parçaların hangi Ukrayna dronuna gittiğini de tam olarak biliyorlar. Alman bileşenleri taşıyan tek bir dron bile Rus topraklarına düşerse, Ruslara ‘kendinizi tutun’ demek için ne söyleyebiliriz ki? 27 bin ölüden sonra?” 

Barış seslerinin dışlanması: İhraçlar, yaptırımlar, sansür 

Guérot’nun kişisel hikâyesi, Almanya’daki barış hareketinin başına gelenlerin somut bir özeti. 2023’te yayınladığı, Ukrayna savaşının 2014 Maidan’dan itibaren nasıl bir vekâlet savaşı olarak hazırlandığını anlatan “Endspiel Europa” kitabı nedeniyle üniversitedeki kürsüsünden ihraç edildi: “Kitap çıktıktan yaklaşık bir hafta sonra üniversite tarafından bir basın açıklamasıyla alenen cezalandırıldım ve ardından üniversiteden atıldım. Bugün, 23 Nisan’da anayasa mahkemesine şikâyette bulunuyorum.” 

Kendisi yalnız değil. Aynı kitapta yazısı bulunan Jacques Baud ise AB yaptırım listesine alındı. Papaz Jürgen Fliege barış görüşleri nedeniyle kilise içinde çalışamaz hale geldi. Guérot Almanya’daki mevcut atmosferi şöyle özetliyor: “Almanya’da bugün barışı savunursanız sistemin dışına itiliyorsunuz; kiliseden, makamdan, profesörlükten… Jacques Baud AB yaptırım listesine girdi, o da bu kitabın yazarlarından.” 

Tersine çevrilen tarafsızlık ve bağımsızlık fırsatları: Stalin Notası ve Élysée Anlaşması 

Kitabın en önemli katkılarından biri, Almanya’nın tarafsız kalabildiği tarihsel uğrakları hatırlatmak. Guérot, Heidelberg Üniversitesi’nden Prof. Michael Gehler’in 1.200 sayfalık araştırmasına atıfta bulunarak bunlardan ilkini örnek veriyor: 1952'de Sovyetler Birliği'nin önerdiği Stalin Notası (Stalin-Noten): birleşik, bağımsız ve tarafsız bir Almanya teklifi. 

“Gehler, diğer Avusturyalı araştırmacıların aksine, Stalin Notası’nın -birleşik ve tarafsız bir Almanya fikrinin- ciddi olduğu sonucuna varıyor. Bu, Sovyetlerin Finlandiya'dan başlayıp Almanya, İsviçre, Avusturya üzerinden Yugoslavya'ya uzanan cordon sanitaire’ini (tampon bölge hattını) tamamlıyordu. Bir hile değildi, nihai bir saldırı için ön hazırlık hiç değildi." 

Aynı şekilde 1963 Élysée Anlaşması da bir dönüm noktası. De Gaulle’ün istediği bağımsız Fransız-Alman savunma ittifakı, Federal Meclis’in anlaşmanın başına bir gece önce NATO yanlısı bir giriş eklemesiyle anlamını yitirdi. 

Guérot’nun çıkardığı ders net: “Kitabın gösterdiği şu: Almanya’da ve Avrupa’da transatlantik olmayan bir yol denemek isteyen ciddi siyasi güçler her seferinde engellendi. Her seferinde Amerikan kontrolü, Alman ve Avrupa siyaseti üzerinde kendini dayattı.” 

foto:AFP

Bütün Avrupa aynı cam fanusun içinde: Stockholm Sendromu 

Guérot’ya göre sorun sadece Almanya’ya özgü değil. Bütün Avrupa ülkeleri Amerika’yla ilişkilerinde bir tür psikanalitik yüzleşmeye ihtiyaç duyuyor. 

Guérot Avrupa’daki durumun tekdüze olmadığını da not ediyor: “İspanya’da şu anda belki de Avrupa’daki tek makul pozisyon var. İrlandalılar da öyle ama kendilerini kabul ettiremiyorlar. Yunanistan, İtalya hep bir tür kültürel direnişe sahipti. Ama 1970’lerden itibaren bu kültürel direniş elimizden kayıp gitti. Kendimizi giderek Amerikan kültürünün bir yorumu olarak görmeye başladık ve bütün bu şeye ‘Batı’ adını verdik. ‘Ben Batı’danım’ dendiğinde Avrupa kastediliyor. Bu anlamsal olarak gerçekten sorunlu. Batı artık sadece NATO mu?” 

Rusya’nın sabrı taşıyor: Karaganov ve Dugin hattı 

Guérot’nun Moskova Ekonomi Forumu’ndaki gözlemleri, Rusya’daki ruh halinin değişmekte olduğunu gösteriyor: 

“Moskova’ya Alman olarak gittiğimde hâlâ ‘Almanca konuşmak istiyorum’ diyen Ruslarla karşılaşıyorum. Dört yıllık savaştan sonra Almanya’ya duyulan o sevgi hâlâ orada. Ancak Putin’in sesi gibi ılımlı sesler Rusya’da öyle bir köşeye sıkıştırıldı ki artık Karaganov, Dugin gibilerin ‘öyleyse karşılık verelim’ diyen sesleri devasa bir destek buluyor. Çünkü sonuçta Rusya’nın Avrupalılarla gerilimi düşürme konusundaki hiçbir çabası işe yaramadı. Bir tanesi bile. Putin sürekli duvara tosladı. Ve şimdi Rus meslektaşları onu sabrından dolayı eleştiriyor. Geçtiğimiz yıllarda Ruslardan gördüğümüz o nezaket, o sabır – teklifler, saldırmazlık paktı, Leurov’un belgeleri – hepsi masadaydı. El hep uzatıldı.” 

Bu gidişatın doğal sonucu, sertlik yanlılarının güç kazanması. Guérot Moskova’da defalarca “neden Putin bir şey yapmıyor, neden bu iş daha hızlı ilerlemiyor?” serzenişlerini duymuş. 

Alman siyasetinin üç tabusu ve AfD içi çekişme 

Guérot, Alman siyasetindeki tabuları üç kelimeyle özetliyor: 

“Almanya’da hakkında konuşamayacağınız üç şey var: kapitalizm, Amerika ve İsrail. Bunlar tartışmaya kapalı. Savaş zamanında, ABD’nin savaşında ya da İsrail-İran çatışmasında, bu çerçeveden kurtulmak özellikle zor.” 

Popülist partiler de bu tabuların dışına çıkamıyor. Guérot, Fransa’daki Ulusal Cephe ile Almanya’daki AfD’yi karşılaştırıyor: “Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen 70’lerde ve 80’lerde anti-kapitalist, anti-Amerikancıydı. Bugün Bardella olabildiğince Amerikancı, Siyonist, Avrupacı ve kapitalist. AfD’de de bir çekişme var. Doğu AfD’si, yani diplomasi ve Rusya’yla anlaşmadan yana olanlar, daha az liberteryen, daha mavi yakalı zihniyette olanlar, Trump uluslararası sahnede böylesine kötüledikçe yükselişe geçiyor.” 

Fakat Guérot uyarıyor: 2029’da AfD iktidara gelse bile Alice Weidel’in NATO ve yüzde 2’lik savunma harcaması taahhüdü verdiğini unutmamak gerek. “Yani temelde hiçbir şey değişmez.” 

NATO’suz bir Avrupa hayali ve 9 Mayıs Barış Eylemi 

Hem kitabın hem de programın sunduğu sorgulayıcı ufuk şu: NATO çökerse Avrupa ne yapar? 

“Eğer NATO bittiyse, belki biz Avrupalılar NATO olmadan ne yapacağımızı düşünmeye başlayabiliriz. Ama Almanya’da bundan çıkan tek şey, ‘NATO giderse Rusya’yla kendi başımıza savaşırız’ gibi saçma bir tartışma. Bu kadar aptallık olmaz! Oysa tarafsızlık fikri burada devreye girebilir: savunmaya evet, saldırıya hayır.” 

Bu vizyonu hayata geçirmek için Guérot ve ekibinin Avrupa Barış Projesi (europeanpeaceproject.eu) kapsamında 9 Mayıs Avrupa Günü’nde küresel bir eylem çağrısı var. İran ve Ukrayna-Rusya için iki manifesto, 30 dilde çevrildi. Herkes saat 17:00’de bulunduğu yerde metni yüksek sesle okuyabilecek: 

“9 Mayıs’ı yeniden bir barış günü haline getirmek istiyoruz; yoksa Sayın von der Leyen’in hayal ettiği gibi Avrupa Birliği’nin savaşa gitmek zorunda olduğu bir gün değil. Geçen yıl Roma’da Kolezyum, Atina’da Akropolis, Eyfel Kulesi ve Moskova’da Kızıl Meydan’da insanlar okudu. Kaliningrad’da Kant Üniversitesi’nde okudular.” 

Umutsuzluk strateji değil

Guérot program boyunca yer yer sesindeki çaresizliği gizleyemiyor. Yıllarca akılla, aklı başında tartışmalarla barış gösterileri düzenlediklerini, fakat artık önünde durulamayacak bir çığla karşı karşıya oldukları hissine kapıldığını itiraf ediyor. Yine de pes etmiyor: “Umutsuzluk strateji değildir. Devam etmek zorundayız. Çünü buzdağını net bir şekilde görüyorsak, belki de onun etrafından dolaşmanın bir yolunu bulabiliriz.” 

Programın bittiği ilginç not ise 19 Mayıs’ta Berlin’deki kitap tanıtımının biletlerinin şimdiden tükenmiş olması. Guérot’nun kitaptaki yazısının başlığı programın da son sözü niteliğinde: 

“Tarafsız Avrupa: Almanya tek başına yapamaz.” 

Kaynak: Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies kanalında 1 Mayıs 2026’da Dr. Ulrike Guérot ile gerçekleştirdiği röportaj 

“Europe is LOST: War Preparations on Every Level” 

https://www.youtube.com/watch?v=Nlsw64AOHp4

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.