‘Üçüncü Dünya Savaşı” ile ilgili analiz, PKK Önderi Öcalan’a ait.  Rusya’nın Suriye’de açık bir cephe açmasıyla birlikte “Üçüncü Dünya Savaşı”nın bütün unsurları ortaya çıktı. Türkiye ise Rusya uçağını düşürerek, savaşa resmen girdi.

Savaşın kendine özgü yanı, süper güçler arasındaki “nükleer denge” ve kapitalizmin artık o eski “çelik putrellerle korunmuş” kalelerde değil, “sırça köşklerde” oturuyor oluşu tarafından belirleniyor. “Nükleer denge” devletlerin birbirleriyle “dünyanın bütün kıtalarında” savaşmalarını “önlüyor.” Böyle bir savaş gezegenimizin sonu olur. “Yeni kapitalizm” ise, savaşı “kendi topraklarında” kabul edemeyecek kadar “nazik”… Ölmeye hazır “asker” varsa da, artık ölmeye hazır halklar yok. Paris Katliamından sonra Brüksel’de gördüğümüz “dehşetin ıssız sokakları resmi” bu “nazik” hali ortaya koyuyor.    

Batılı insanların “barışsever” hale geldiğinden söz etmiyorum. Böyleleri elbette var. Ama çoğunluk bilgisayarlarında “savaş oyunlarına” bayılıyor. Ve işte şimdi bir iki DAİŞ’çi rahatlarını bozsa da, Suriye ve Irak’da süregiden “konsantre edilmiş Üçüncü Dünya Savaşını” tıpkı bilgisayar oyunu gibi rahat koltuklarında izlemekteler.

Yalnız onu değil. Aynı zamanda “Üçüncü Dünya Savaşının” en kanlı cephelerinden birisi olan Kuzey Kürdistan’daki savaşı da “oyun” sanmaktalar. Sözünü ettiğim “Batılıların” içine, bizim Fırat’ın Batısındakiler de giriyor.

Yaşadığımız, eğer “aşırıya” gidilmezse, “kapitalist toplumlar için kabul edilebilir bir dünya savaşıdır”. Dikkat ederseniz, dünyada tek bir ciddi “savaş karşıtı” gösteri bile yok. Yani bu savaşa, savaşın cereyan ettiği Irak, Suriye ve Türkiye halkları dışında herkes “razı”.

Irak, Suriye ve Türkiye halkları dediğimiz zaman, burada Kürdistan halkı ayrı bir yere sahip. Çünkü savaş alanındaki halklardan farklı olarak Kürdistan halkı, yalnızca “savaşın mağduru” değil, aynı zamanda bu savaşa karşı biricik “üçüncü güç”.

Ne demek “üçüncü güç”.

Üçüncü güç demek, “ne Amerika ne Rusya” demek. Ortadoğu Ortak Evi için demokratik uluslaşma sürecinde halkları “emperyalist hegemonyacılara” karşı birleştirmek demek.

Ama bu yönelim “ultra devrimci” bir maceracılık da değil.

Üçüncü Güç demek, “hem Amerika, hem Rusya” demek. Bu güçlerle DAİŞ’e ve DAİŞ’in suç ortaklarına karşı koalisyon kurmak ve barış masasına, halkların ortak çıkarlarını savunan bir güç olarak oturmak demek.

Eğer Kürdistan’ın bütün parçaları ulusal demokratik birliği gerçekleştirirse, bilelim ki, Üçüncü Dünya Savaşı sona erdiğinde, tüm Ortadoğu’nun kaderinde işte bu “Üçüncü Güç” belirleyici rol oynayacaktır.

Sınırlar değişmeksizin “birleşen” Kürdistan, doğası gereği, içinde yer aldığı ülkelerin tam merkezinde, onları birbirine doğru çeken muazzam bir magma gibi mıknatıs etkisinde bulunacaktır. Kürdistan parçalarının bulunduğu ülkelerin barışçı bir merkez tarafından birleştirilmesi demek, Ortadoğu’da “üçüncü alternatifin” doğması demektir. Yani ne Amerika, ne de Rusya egemenliği, hem Amerika’yla, hem AB’yle, hem de Rusya’yla barışçı, karşılıklı egemenlik haklarına saygılı, ortak çıkara dayalı ekonomik, sosyal, politik ve kültürel işbirliği…

“Üçüncü güç” hayal değil. Şu anda birbirleriyle “vekalet savaşı“ halindeki güçler, hem ABD, hem AB, hem de Rusya bir tek ortak noktaya sahipler: Kürtsüz olmaz!

Ben tereddüt etmeden iddia ediyorum: Şu anda AKP Hükümeti Kuzey’deki savaşa son versin…Ardından PKK Önderi Öcalan İmralı’dan çıkıp, Amed’e gelsin. O gün tüm Kürdistan birleşir… Irak ve Suriye’deki tüm halklar Ortadoğu Ortak Evi etrafında toplanır. Savaş sona erer…

“Ne Amerika ne Rusya” diyerek Ortak Evi kurmak ve “hem Amerika hem Rusya” diyerek DAİŞ ve suç ortaklarına karşı Ortadoğu Barış masasında Üçüncü Dünya Savaşına son vermek…

Üçüncü Dünya Savaşından halklar yararına tek çıkış budur.

İyi de bu iktidar hem Kuzey savaşını sürdürür, hem de Tahir Elçileri öldürmeye devam eder, Öcalan’a derin tecrit uygularsa ne olur?

Birinci Dünya savaşında ne olduysa ondan da beter olur.

Türkiye’ye Sevr’i aratırlar…