Türkiye'de oldum olası ne çektiysek paketlerden çektik. 1980'lı yıllarda ekonomik kalkınma paketleriyle, geri kalmış bölgelerin kalkındırılacağı "kalkındırma"ma paketleriyle tanıştık. Her siyasal iktidar döneminde açılan bu paketlere rağmen bölgesel gelişmişlik farklılıkları azalmadı, aksine derinleşerek kangren haline geldi. 1990'lı yıllarda AB ile devam eden Gümrük Birliği müzakere dönemlerinde, AB müzakare paketleriyle tanıştık. Türkiye 1996 yılında Gümrük Birliği'ne girdi fakat AB ile ilişkiler gelişeceğine aksine geriledi. 1990'lı yıllarda Sovyetler'in dağılmasıyla kendi başlarına hareket eden Romanya, Macaristan, Bulgaristan ve çok sayıda ülke AB üyelik sürecini tamamlayarak AB üyesi oldular.
Sonra 1990'lı yıllarda iç güvenlik paketleriyle tanıştık. OHAL ve askeri cunta dönemlerini aratmayan bu paketler döneminde İHD verilerine göre, 3.500 köy ve mezra boşaltıldı, 17 bin faili meçhul ve yargısız cinayet yaşandı. Köyler yasaklandı, dağlar, yaylalar yasaklandı, askeri güvenlik bölgeleri ilan edildi, dönemin başbakan yardımcıları Amed'in Lice İlçesi'ne giremedi.
Anasol-M Hükümeti döneminde demokratikleşme paketleri açılmaya başladı birbiri ardında. Anasol-M Hükümeti'nin demokratikleştirme paketini açtığı dönemlerde 19 Aralık ezaevleri katliamı yaşandı. HADEP Silopi İlçe Teşkilatı'nı kurdukları için Serdar Tanış, Ebubekir Deniz kaybedildi. Gözaltında kayıplar, işkenceler, kötü muameleler devam etti.
Ardından 2002 yılında iktidara gelen AKP hükümeti bu paketleri 2004 yılına kadar devam ettirdi. Bu dönemde Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz Kızıltepe'de öldürüldü. 12 yaşında Uğur, 13 kurşunla öldürüldü. 2004 sonrasında duraklamaya giren güvenlik paketleri AKP hükümetinin dönemsel politikalarıyla sürekli meclis gündemine taşındı. Demokratikleşme adı altında yapılan her düzenleme sonrasında bu paketler yeniden tartışılır hale geldi. Türkiye AB sürecinde bir ilerleme kaydedilmedi. AB'nin hazırladığı İnsan Hakları ve Demokratikleşme raporlarında bu konular her yıl yeniden gündeme geldi. Bu dönemde 2 yaşından yaşından 70 yaşına kadar insanlar yaşamlarını yitirdiler. Enes, Ceylan Önkol, Aydın Erdem, 18 aylık Mehmet Uytun, Medeni Yıldırım, Ümit Kurt, Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Ali İsmail Ali Korkmaz ve isimlerini daha sayamadığımız onlarca insan...
Son olarak Kobanê eylemlerinde 42 kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce yaralı bulunmaktadır. Yine gezi protestolarında yaralıların sayıları yüzlerle ifade edilmektedir. Ne gezi, ne de Kobanê için TBMM'de bir Araştırma Komisyonu kurulamadı. Yine Aralık ayından bu yana Cizre'de meydana gelen ölümler "Çözüm süreci" görüşmelerini zorlar hale geldi. Tüm bunların üzerine Meclis'e getirilen İç güvenlik yasasıyla 12 Eylül'e dönüşün özlemini görülmektedir.
Barolar, insan hakları örgütleri, STK'lar, siyasal partiler ile paylaşılmadan, görüş alışverişinde bulunulmadan Meclis'e getirilen bu yasa ile demokratik kazanımlar ve haklar yok edilmek isteniyor. Kısacası, Yeni İç Güvenlik Yasa Paketi'yle AKP hükümeti kendisinden olmayan, kendisini eleştiren, eleştirirken demokratik tepkilerini dillendiren herkesi sindirmeyi ve yok etmeyi hedefliyor.