2013 yılı kadına karşı her türlü şiddetin en üst düzeyde geliştirildiği yıllardan biriydi. Savaşın getirileri olan toplu katliam, tecavüz, açlık, topraklarından kopma, ruhsal çöküntü gibi durumların dışında günlük yaşamın bir parçası haline gelen kadın cinayetleri, ruhsal ve bedensel saldırılar erkek egemen zihniyet ve uygulamalarının doruk noktasına işaret ediyor. Kuşkusuz her kadının kendisiyle sınırlı bıraktığı, dışarıya yansıtmadığı, fiziksel, ruhsal, düşünsel, duygusal baskılar ve saldırılar da vardır. Kadınların tek tek erkek egemenliğinde yaşadığı, kadın toplumsallığının atomize edildiği uygarlık sisteminde kadınların ne kadar şiddete maruz kaldığını kesin olarak bilebilmek zaten çok mümkün de olmuyor. Bu nedenle şiddet olgusunu tek tek olaylar bazında değerlendirmek yeterli olmayıp, ancak genel erkek egemen sistemin kaynaklık ettiği şiddetin somutlaşmış halleri olarak ele almak daha doğru ve açıklayıcı olur. Bunun çözüme katkısı da daha güçlü olur.


Toplum sorunu olarak şiddet

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak şiddete karşı temel mücadele yöntemimiz; ferdi olayların kurtarıcılığını esas almaktan çok, genel tabloyu görüp sistemsel değişimi sağlamaktır. Her bir kadının yaşadığı sorunları genel tablonun bir parçası olarak ele alıp çözüm yolarını bunun üzerinden geliştirmektir. Hiçbir kadının içinde bulunduğu toplumsal gerçeklikten tamamen bağımsız bir gerçeği olamaz. Kuşkusuz her bir kadının bireysel bir gerçeği de vardır ve kaba indirgemeci bir yaklaşımla genelleme yapılamaz. Kadın özgürlük sorunu toplumsal bir sorun olduğu gibi, kadına ve insanlığa karşı şiddet sorunu da toplumsal bir sorundur. Uygarlığın başından beri uygulanan ve kapitalist sistemde en üst düzeye ulaşan toplumsal cinsiyetçilik, fiziksel şiddetle birlikte düşünsel, ruhsal, duygusal boyutlarda da kapsam kazanan bir zor düzeninin altyapısıdır. Temeli şiddet üzerine kurulan kapitalist uygarlığa karşı mücadele ederken, tüm bu gerçekliği gözardı etmeden hareket etmek önemlidir.

Özgürlük bilincinin toplumsallaşması

Kadın özgürlük mücadelemiz uygarlığın özgürlüksüzlük, eşitsizlik yaratan gerçeğine karşı ideolojik, felsefik, siyasal, ahlaki örgütlü direnişi ve bunun alternatifini geliştirmekle birlikte, ulaşılabilen tüm kadınların öz gücünü açığa çıkarma, mücadeleye sevk etme, sorunlarının çözümünde altyapı oluşturma, dayanışma içerisinde olma gibi çok kapsamlı bir mücadele perspektifiyle hareket etmektedir. Kadın Özgürlük Hareketimizin en büyük başarısı; sistemin ve ataerkil egemenlik alanlarının dışında yaşam ve mücadele mevzilerini oluşturabilmiş olmasıdır. Bizim yaşam alanlarımız, şiddetin sıfır oranında olduğu, yaşamın merkezinde erkek egemen gerçeğinin değil, kadın özgürlük değerlerinin olduğu, erkeklerin beğeni ve estetik ölçülerini belirleyemediği, kadınların bütün yaşam ihtiyaçlarını öz güçleriyle karşıladığı, her türlü saldırıya karşı direnişe öncülük ettiği, yani erkeklere bağımlı olmadığı yaşam ve direniş alanlarıdır. Kürdistan dağlarında yeşeren bu özgürlük duruşu günümüze kadar dalga dalga tüm toplumsal yaşam merkezlerine ve bölge kadınlarına ulaştı, ulaşıyor. Somut bir yaşam tarzı olarak şekillendi, kadınların umudu haline geldi. Bu mücadele, kadınların “başka bir yaşam seçeneği de vardır” demesini sağladı, bu temelde bilince dönüştü. Kadın özgürlük bilincinin toplumsallaşması kendi başına bir devrim niteliğini taşıyor.
Şunu kesin olarak belirtmek yerinde olur; kadın özgürlük mücadelesinin örgütlü olduğu alanlarda kadına karşı şiddet, kadın katliamları ve tecavüz-taciz olaylarının oranı belirgin olarak düştü. Hatta mücadele bilincinin güçlendiği yerlerde kadına karşı şiddeti sadece kadınlar değil, tüm toplumsal kesimler lanetlemeye başladı. Bu, bir toplumsal refleks haline geldi. Toplumsal cinsiyetçiliğin körüklendiği topraklarda namus olgusuna karşı en azından soru işaretleri oluşmaya, bu kavramın kadın bedeniyle özdeşleştirilmesine karşı ‘acabalar’ gelişmeye başladı.

Heyelanın altındaki gerçek açığa çıkarıldı

Kuşkusuz sözü edilen bu önemli gelişmeler, toplumun zihniyet ve davranış tarzını tümüyle belirleyebilmiş ve kadın eksenli toplumsal duruş haline gelebilmiş değildir. Hala çok ciddi toplumsal cinsiyetçi baskılar vardır. Mücadelemizin ortaya çıkardığı kazanım; kadın sorununu tümüyle açığa çıkarma ve alternatifini somutlaştırma gerçeğidir. Erkek egemen şiddetin yarattığı durum,  başta kadınlar olmak üzere tüm toplumun üzerine yığılan ve onu ezen bir heyelan gibidir. Mücadelemizin ulaştığı düzeyi, heyelanın altındaki gerçeği açığa çıkarma ve bedenin kendine gelmesi için ısı ve su verme olarak değerlendirmek mümkün. Bu beden, kendine geldikçe direnme gücü artmakta, kendini yeniden tanımlamakta ve inşa etmektedir. Kadın özgürlüğünün toplumsal ahlak haline gelmesi için mücadelenin daha güçlü somutlaştırılması, yaşamın tüm ayrıntılarına inmesi gerekir. Nasıl ki kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet olaylarını münferit olaylar olarak ele almak çözüme katkı sağlamazsa, mücadeleyi salt genel sistemsel gerçeğin görülmesi ve açığa çıkarılması düzeyinde tutup yaşamın ayrıntılarında özgürlüğü sağlayamamak da kalıcı sonuçlara ulaştırmaz.
Özgürlük, egemen gerçeğe karşı anı anına, yaşamın her boyutunda ve her yerde süreklilik kazanan mücadeleyle gelişir. Şiddet eksenli erkek egemen sistem statik, maddi kalıplara sıkışmış yaşamı ifade ederken, özgürlük de akışkan yaşamı ifade eder. Mücadelemiz kadınların yaşam içerisindeki akışının önünü açmaktadır. Kadın özgürlük hareketinin mücadele perspektiflerini pratik sonuçları üzerinden tekrar tekrar ele alıp değerlendirme yaklaşımı, mücadeleyi derinleştirdiği gibi yıllar geçtikçe güçlenip daha geniş alanlarda etkili olmasını sağlamıştır. Özellikle 2013 yılı kadın özgürlük mücadelesi açısından ciddi gelişmelerin sağlandığı bir yıl oldu. Bu gelişmenin kadına ve topluma karşı şiddet oranının yükselmesiyle ters orantılı olması anlamlıdır.

Savaşlar kadın kırımını doruğa çıkardı

2013 yılında kadına yönelik şiddet olaylarının artmasının nedenlerini ortaya koyarken, kuşkusuz bu nedenleri kapitalist modernitenin içerisinde bulunduğu kaos ve kriz durumundan bağımsız, yine bu kaos halinin beraberinde getirmiş olduğu savaş gerçekliğinden kopuk bir biçimde ele alamayız.  Ortadoğu gerçeğinde gittikçe derinleşen savaş durumunun en çok hedeflediği kesimlerin başında kadınlar ve çocuklar gelmektedir. Bütün Ortadoğu’ya yayılan ve özelikle Suriye’de merkezileşen savaş, kadın kırımının doruğa çıkmasına zemin oldu. Savaş alanlarında cihat fuhuşunun geliştirilmesi, kadın tecavüzü ve katliamlarında sınır tanınmaması, kadınlara etnik, inançsal ve cins kimlikleri üzerinden katbekat şiddet uygulandığı gibi, savaş atmosferi tüm bölgede toplumsal cinsiyetçi zihniyeti daha da derinleştirdi, besledi.

Vahşet direniş sınırlarının içine giremedi

İran’da kadınların yasalar karşısındaki sosyal yaşam ve eğitim haklarının daraltılması, Arap ülkelerinin birçoğunda kadın karşıtı şeriat kanunlarının uygulanma zorunluluğu ve Türkiye’de kadın katliamlarının günlük sıradan olaylar haline gelmesi ve yasaların buna zemin olması, her gün biraz daha kadınların kendi bedenleri üzerindeki haklarının tartışmaya konulması ve ellerinden alınması, boyutlanan şiddetin versiyonları oldu. Bu şiddet sarmalına karşı kadın özgürlük mücadelesinin direnişi de emsal oluşturdu. Suriye savaşında Rojavalı kadınların direnişi, Arap, Asuri-Süryani, Ermeni, Êzîdî, Hıristiyan, Müslüman kadınlara ve halklara da öncülük etme niteliğindeydi. Kürt kadınlarının öncülük ettiği direniş, Suriye’nin diğer alanlarında savaşın yarattığı tahribatın, Rojava’da yaşanmamasını sağladı. Direniş sınırlarının dışında yaşanan vahşet, direniş sınırlarının içine giremedi. Gönül isterdi ki tüm Suriyeli kadınlar bu güvenceye sahip olabilsinler, ancak mücadelemizin etkili olduğu alanlarda güvenlik sağlanabildi. Bu durum bir yandan bölge kadınlarının güvenlik sorunlarına karşı neler yapılması gerektiği sorunuyla ve sorumluluğuyla bizi karşı karşıya bıraktığı gibi mücadelenin etkin olduğu alanlarındaki başarısı, özgür geleceğin geliştirilmesine dair büyük umutlar da yarattı. Kadın direnişinin, kadın özgürlüğünün ve güvenliğinin garantisi olduğu somut bir gerçeklik haline geldi.

Kadın kimliği direnişle telaffuz edilir oldu

Diğer taraftan savaşın Rojava’ya girmesini engelleyen kadın direnişi, sosyal yaşam içerisinde kadına karşı şiddet olaylarının da geriye düşmesini sağladı. Kadın kimliği direniş ve özgürlükle bir arada telaffuz edilir oldu. Rojava özerk bölgesinde demokratik özgürlükçü yaşamın inşasına kadınlar öncülük ediyor. Kadınlar kendilerine ait eğitim akademileri oluşturuyor, ekonomik örgütlenmelere gidiyor, toplumun siyasal-diplomatik yollarla savunulmasında ön saflarda yer alıyor, sosyal yaşamın her boyutunda erkeklere gereksinim duymadan örgütleniyorlar. Kürt kadınlarının bu gelişmesini takip eden Asuri, Arap kadınları da Kürt kadınlarından öz savunma ve kadın kurtuluş ideolojisine ilişkin eğitimler almaya başladılar. Kadınların etnik, dinsel kimliği ne olursa olsun kadın kimliğiyle bir araya gelip her boyutta örgütlenmesi çok önemli bir gelişme olmuş, demokratik sistemin örgütlenmesine de köklü bir zemin sunmuştur.   
Rojava’da kadınların kazanımları, kuşkusuz Kürt kadınlarının yıllardır özgürlük dağlarında şekillenen direnişinin ürünlerindendir. Benzer gelişmeler Kürdistan’ın diğer parçalarında ve birlikte yaşadıkları halkların kadınları içerisinde de yaşanıyor. Türkiye’de siyasette ve demokratik mücadelede en fazla katılım sahibi olan kadınlar, Kürt kadınlardır. Toplumsal yaşamın kadın özgürlüğü eksenine oturması için mücadele eden kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, kadına karşı şiddet ve kadın katliamlarının bir utanç tablosu olma anlayışını geliştirmiştir. Kadına karşı şiddet bitmemiştir, yaşanan sorunlar hala çok ciddi boyutlardadır. Ama örgütlü olunan her yerde şiddet oranının düştüğü açıktır. Yani daha fazla örgütlenmek, kadına karşı şiddet oranının daha da düşmesini getirecektir. Sonuç alıcılığı kanıtlanmış olan mücadele perspektifleri ve mücadele tarzının temel gerekliliği tüm kadınlara ulaşmak, kadınları örgütlü yapılara dahil etmektir. Kadın özgürlüğüne inanan her kadının bu konuda misyon sahibi olması, sorumluluk üstlenmesi ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi elzemdir.

Kadın mücadelesi bölgesel kapsama ulaşıyor

Kadın Özgürlük Hareketi gerçekleştirdiği toplantılarda 2013 yılında ulaştığı direniş düzeyini değerlendirdiği kadar, yapılması gerekip yapılamayan, ertelenen, arka plana atılan hususları da değerlendirmiş, yeniden ele almıştır. Şiddetin ve kadın katliamlarının merkezi haline gelen ve dokunulmazlık verilen ailenin demokratikleşmesi için önemli tartışmalar yürütülmüş, bu konunun özelden çıkarılarak kadınların toplumsal yaşama daha güçlü katılması için çalışmaların yoğunlaştırılması yaklaşımına gidilmiştir. Kadınların demokratik sistemleri, ekonomik, siyasal, sosyal, sanatsal alanlarda öz güçleriyle örgütlemesinin zeminlerini oluşturma, bilinç yükseltme, eğitim çalışmalarına ağırlık verme anlayışı benimsenmiştir. Tabii kadınların her yerde kendi güvenliklerini kendilerinin sağlaması anlayışının kazandırılması, savaş koşullarında kadın savunma birliklerinin yaygınlaştırılarak tüm kadınların ve toplumun korunması perspektifi açığa çıkarılmıştır.
Bu mücadele sadece Kürt kadınlarının özgürlüğü değil, Türk, Arap, Asuri, Ermeni, Laz, Roman, Fars, farklı dinsel inançlardan kadınların tümünün korunması ve özgürleştirilmesi hedefiyle gelişmektedir. Nitekim bu ruh Amed’de gerçekleşen Ortadoğu kadın konferansında somutlaşmış, bölge kadınları el ele vererek ortak mücadele kararlılığına ulaşmıştır. Kadın özgürlük mücadelesinin bölgesel kapsama ulaşması yeni yeni somutlaşmakla birlikte temelleri güçlü atılmıştır. Dünya kadınlarıyla buluşma ve dayanışma çalışmaları da yıllardır sürdürülmekte ve bu yönlü pratik sonuçlara ulaşılmaktadır.
Her yıl kadına karşı şiddet gününü biraz daha bilinçlenme, biraz daha örgütlenme, biraz daha dayanışma temelinde karşılamak, böyle bir günün varlığını biraz daha gereksizleştirecektir. Bütün kadınların her türlü şiddete karşı mücadeleyi yükseltmesi ve direnişe katılması, bu uğurda canını feda edip toprağa düşen kadınların anısını yaşatmanın ve özgür yaşam alanlarını geliştirmenin gereğidir. Bilinçlenen ve kendine güvenen kadınların başaramayacağı bir şey yoktur.


TÊKOŞÎN OZAN / PAJK Koordinasyon Üyesi