Musul’a yönelik olası bir operasyonun tartışmaları yeniden gündeme oturdu. Bunun için stratejiler, taktikler oluşturuluyor, olası ittifak güçleri arasında görüşmeler yapılıyor. Ancak halen operasyona dair net bir karara varılamadığı gibi, ittifak güçleri konusunda da bir sonuç ortaya çıkmış değil. Zira Rojava örneğinde tescilli olduğu gibi yerel güçlere dayanmayan bir savaşın DAİŞ karşısında başarı sağlayamayacağı da herkesin ortak görüşü.
DAİŞ Mayıs ayında Ramadi’ye saldırmadan önce, kapalı kapılar ardında bu olası ittifak güçleri arasında yine Musul operasyonu gündeme gelmişti. Ancak bu ittifakta yer alan bir kesim, merkezden, yani Musul’dan başlayarak çevreye açılan bir savaş taktiğini önerirken, bir kesim de çevreden merkeze doğru giderek DAİŞ’i kuşatacak ve tasfiye edecek bir operasyon taktiğini önermişti.
Sonuçta çevreden merkeze doğru sıkıştırma ve ezme taktiğini öneren kesim baskın gelmişti. Yerel milis güçler, Irak merkezi ordusu ve koalisyonun havadan destek verdiği DAİŞ’e karşı operasyon Nisan ayında Tikrit’ten başlatılmıştı. Tikrit operasyonu Irak ordu güçleri, Heşd El Şebi milis güçleriyle koalisyon güçlerinin hava desteği verdiği bir operasyon olarak gelişmişti. Ancak günlerce süren operasyonla Tikrit, Irak ordu güçlerinin denetimine geçmişti.
Tikrit operasyonunun bir şekilde sonuç almasından sonra Irak ordu güçleri ve yerel milis güçler, Ramadi’nin DAİŞ denetiminde bulunan kesimlerine operasyon düzenlemişlerdi. Ancak bu operasyon başarısız olmuş ve Ramadi’nin DAİŞ denetimindeki kesimlerinin kurtarılması bir yana, 18 Mayıs’ta Ramadi tümden DAİŞ çetelerinin denetime geçti ve halende DAİŞ denetiminde.
Aslında DAİŞ’e karşı Ramadi’de o dönem bir başarının sağlanamayacağı birçok kesim tarafından tahmin ediliyordu. Zira DAİŞ’in bölgedeki en büyük destekçisi Suudi’nin DAİŞ’e desteği bunun önündeki en büyük engeldi. Anbar vilayetinin Suudi Arabistan’la sınır komşusu olması, DAİŞ’in buradan istediği gibi her türden lojistik destek almasına olanak sağlıyordu. Sonuçta gerçekleşen de bu oldu. Anbar vilayetinin merkezi konumundaki Ramadi Suudi’nin de aktif desteği sonucu tümden DAİŞ’in eline geçti.
Ramadi’nin tümden DAİŞ’in kontrolüne geçmesi yeniden Musul operasyonunu gündeme getirdi. Fakat Ramadi’de sonuç alamayan ittifak güçleri Musul operasyonuna hangi güçlerin katılacağı, operasyonun nasıl başlatılacağı konusunda ortak bir konsepte varamadılar. Bundan kaynaklı çokça tartışılan Musul operasyonu bir türlü gerçekleşmedi.
Bu operasyonun nasıl ve ne zaman yapılacağını, konseptinin nasıl olacağını, hangi güçlerin bu operasyonda yer alacağını belirlemek için bu ayın ikisinde peşmerge bakanlığı, Irak savunma bakanlığı ve koalisyon güçlerinin katıldığı ortak operasyon odası Hewler’de oluşturuldu. Bu üçlü tarafından oluşturulan oda da halen bu operasyonun nasıl olacağına, kimlerin ne şekilde bu operasyonda yer alacağına karar vermiş değil.
Sonuç olarak şu hususun altını çizmekte yarar var. Musul DAİŞ’in kalbi durumunda. Bu merkez DAİŞ’in denetiminde olduğu ve özellikle körfez ülkeleri Suudi ve Katar gibi güçler DAİŞ’e etkin şekilde destek verdikleri müddetçe, DAİŞ’in tasfiyesi bir yana bölgede zayıflatılıp dar bir alana sıkıştırılması dahi çok zor görünmektedir. Bunun için yerel güçlerin ortaklaşması da bu açıdan son derece önemli bir husustur. Zira başta da dikkat çektiğimiz gibi, Rojava'da kıt imkanlara rağmen DAİŞ karşısında destansı direnişlerin gerçekleşmesi yerel güçlerden oluşan YPG-YPJ’nin aktif direnişiyle gerçekleşebilmiştir. Kobanê direnişi bu açıdan son derece öğreticidir.
Ancak ABD’den yapılan DAİŞ’in tasfiyesi için on yıl gerekir, tespiti akıllara, koalisyon güçleri gerçekten DAİŞ’i bölgeden tasfiye etmek istiyorlar mı sorusunu da getiriyor. Fakat şu da bir gerçek ki, tarihi Roma imparatorluğu nasıl ki bir zamanlar Kartaca’yı kendisi açısında en büyük tehdit gücü olarak görmüşse, bölge güçleri de Musul’u aynı şekilde görmektedirler. Musul DAİŞ çetelerinin denetiminde olduğu sürece DAİŞ tehlikesinin tümden geçtiğinden söz etmek mümkün olmayacaktır. Kartaca sonunda düştü, ya Musul?