İngiltere Gündemi


İngiltere’de 23 Haziran’da yapılan AB referandumun üzerinden iki buçuk ay geçti, çıkış için resmi bir adım atılmadı, ama İngiltere’nin dışındaki kamuoyu İngiltere’nin AB’den çıktığını düşünüyor. Tam bir algı yanılsaması var. AB’den çıkılmadan çıkmanın sonuçları yaşanıyor. ‘İngiltere AB’den çıktı ya şimdi ne olacak?’ şeklinde bir sürü yorum ile karşılaşıyorum. Hayır, İngiltere henüz çıkmadı. Hatta İngiltere AB’den iki yıla kadar çıkar mı, çıkmaz mı orası bile belli değilken mevcut olan tek şey belirsizlik. Elbette belirsizliğin getirdiği kaygı ve hızlı düşüş de cabası. Çünkü hükümet hala en iyi anlaşmanın peşinde. İngiltere’nin AB’yle elde ettiği tüm faydalardan yararlanıp AB üyesi olmamak gibi bir niyeti var. 

Hem AB’den çıkalım, hem ortak pazarda kalalım, hem de az göçmen gelsin derdinde. Avrupa liderlerinin yeşil ışık yakmadıkları bir model peşinde. Yani ne yardan geçerim ne serden mantalitesi Britanya’ya çok şey kaybettiriyor. Yaz tatilinden sonra Başbakan May ilk kabine toplantısını gerçekleştirdi ve AB’den çıkılması dışında bir alternatifin söz konusu olmadığını yineledi. 

Çıkış süreci Ocak’ta başlayacak. Ocak’a kadar Avrupa’ya gözdağı vermeye devam yani. 

Britanya’ya kaybettiren diğer siyasi bir mesele de ana muhalefet partisi olan İşçi Partisi içerisindeki liderlik kavgası. 24 Eylül’de yeni liderin kim olacağına karar verilecek. Ya mevcut lider Jeremy Corbyn ya da diğer aday Owen Smith olacak. Parti üyelerinin vereceği oylarla belirlenecek liderlik yarışının etik olacağı düşünülmeli. Her iki tarafta kampanya yürüten kişiler oy oranlarını artırmak için 25 pound vererek  yeni üyeleri kaydettiriyor. Öte yandan Corbyn karşıtı vekiller, sosyalist Corbyn’i yok etmeye ant içmişler. Seçimde Corbyn’i yenememeleri durumunda yıl ortasında başka bir yarışı daha devreye sokacaklar. Yani istemedikleri adamı yok etmek için demokrasinin tüm avantajlarını devreye sokuyorlar. Buna da demokratik seçim ve özgür irade diyorlar. Corbyn karşıtı olan kesim manipülasyonun dibine vurmuş durumda. Bu da parti desteğinin yüzde 27’lere gerilemesine sebebiyet verdi. 

Kimse birbirini yemekle meşgul olan bir partiye uzun süre destek vermez. Beklenen de oldu. Hükümet partisi ise ana muhalefetin iç çekişmesinden nemalanarak tabanını yüzde 41’e yükseltti. Hem de Brexit’i Britanyalıların başına bela etmelerine ve sözlerini tutmamalarına rağmen. Referandum sonrası ekonomik düşüşle Muhafazakar Parti çok büyük bir kayba uğrayabilirdi, çünkü AB’den çıkılsın oyu kullanan kesim referandum sonrası büyük bir ihanete uğramış gibi hissetti. 

Kısacası, Muhafazakar Partinin başarısından çok İşçi Partisi’nin başarısızlığından ötürü Muhafazakarlar hiç olmadıkları kadar güçlü. Tam bir AB karşıtı Başbakanlarıyla Britanya’yı yapayalnız ve izole bir adaya dönüştürmeye kararlılar. Başbakan May, sırtımızı Avrupa’ya dönmeyeceğiz sözünü verse de kesin olan bir şey var ki o da kapısını Avrupa’ya açmayacağı. Kapalı kapılar ardında bir Britanya’nın nereye gideceği ise kafaları meşgul etmeye devam edecek.