Almanya Gündemi

Günümüzün en önemli sorunlarından biri de 'ne tükettiğimiz' konusu. Süper marketlerden ucuz diye aldığımız ürünler (özellikle et ürünleri) gerçekten güvenilir mi? Tüketicinin daha ucuz et istemi ile, işletmelerin daha çok kar hırsı birleşince, insan sağlığını ciddi ölçüde bozan bir sonuç ortaya çıkıyor. Et ürünlerinin (çoğunlukla tavuk eti) sağlıksız bir şekilde üretilmesi, önü alınamaz tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Almanya'da tüketilen 'ucuz' etin aslında ne kadar tehlikeli olduğu, skandal boyutuna varan gelişmelerle tescillendi.
2011 yılının başlarında Almanya'nın kuzeyinde, yem üreten büyük bir işletmenin yemlerinde zehirli olan dioksin maddesine rastlandı ve bu yemlerle beslenen tavukların ve yumurtalarının büyük risk taşıdığı ortaya çıktı. Skandal gelişmenin sebebi; ürünlerde, endüstriyel amaçlı üretilen ve dioksin içeren yağların kullanılması. Skandalla beraber Tarım Bakanlığı dioksin şüphesiyle ülke genelinde 4 bin 700’den fazla çiftliği kapatmıştı. Bununla beraber binlerce tavuk ve yumurta yok edildi. 2012 yılının başlarında ise Almanya başka bir skandalla çalkalandı. Alman Çevre ve Doğayı Koruma Örgütü (BUND) tavuk etinde antibiyotiklere dikkat çeken bir araştırmanın sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.
Araştırmaya göre ucuz alışveriş imkanı sağlayan süpermarketlerde satılan tavuklarda 'antibiyotiğe dirençli bakterilere' rastlanmıştı. BUND'un araştırmasına göre, Wiesenhof, Sprehe, Stolle gibi üreticilerin ürettiği her iki tavuktan birisinde bu bakterilere rastlandı, ki bu tavuklar Edeka, Netto, Lidl, Rewe, Penny gibi ekonomik durumu iyi olmayan ve ortan halli insanların alışveriş yaptığı marketlerde satılıyordu. Bu ciddi skandalın ardından Hükümet de harekete geçti. Hazırlanan yasa tasarısında daha az antibiyotiğin kullanılması amaçlanıyordu. Tasarıya göre üreticiler kullandıkları ilaç ve miktarı hakkında izahat vermek zorundaydı. Yine 2013 yılında Hannover'de bulunan Veterinerlik Fakultesi de BUND gibi bir araştırma yaptı. Bir mezbahada 120 sağlıklı tavuk incelendi ve hayvanların kemiklerinde yüzde 89 oranında ESBL enzimi (Antibiyotiğe direnç gösteren madde salgılayan bakteriler) tespit edildi. Yine 2013 yılında Stiftung Warentest ise 20 üründe yaptığı araştırmalar sonucu, ürünlerin 12'sinde dirençli bakteriler tespit etti. Aslında burada sorulması gereken kilit soru: tavuklarda antibiyotiğe dirençli bakteriler tespit edilmesinin nedeni ne?
BUND'un verdiği istatistiklere göre dünyada 320 milyon ton et üretiliyor ve bu yüzyılın ortalarına kadar bu rakamın 470 milyon tonu bulacağı tahmin ediliyor. Buna göre Almanya'da ise her yıl ortalama 750 milyon hayvan kesiliyor ve bunların büyük çoğunluğu tavuk. Yine istatistiklere göre Almanya'da her yıl, kişi başı 60 kilogram et tüketilirken, tavuğa olan rağbet her geçen gün biraz daha artıyor. Çünkü tavuk eti, ailelere hem kolay, hem lezzetli, hem de ucuz bir öğün imkanı sunuyor. Hal böyle iken, çiftlikler de tavuğu normal koşullarda yetiştirmek yerine, fabrikasyon tarzı üretimi tercih ediyor. Fabrikasyon üretimle tavuklar, çok sınırlı bir alanda yaşam mücadelesi verirken, bu durum hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Üreticiler de hayvanlar hastalanmasın diye antibiyotiğe yükleniyor, zira bu şartlara dayanma imkanı sağlamanın başka bir yolu yok. Antibiyotik kullanım oranı ise dudak uçuklatıcı.
Verilere göre; 2011 yılında veterinerler tarafından bin 706 ton Antibiyotik yazıldı. Bu rakamın ne kadar düştüğü söylensede, 2013 yılında 250 ton daha az antibiyotik kullanıldığı belirtiliyor. Bu durumun getirdiği sorunlar ise hala devam ediyor, çünkü hayvanların yaşam alanlarında değişiklik yapılmıyor. Fransa, Danimarka ve Hollanda bu konuda Almanya'dan daha istikrarlı bir yol izleyerek antibiyotik kullanımını Almanya'ya göre daha da azalttı. Fakat bu antibiyotikle yüklenmiş tavuk eti tehlikesini ortadan kaldırmıyor. Nitekim bu yol bir kazanç kapısı.
Sonuç olarak: Çiftçi fabrikasyonla daha fazla kar elde ediyor, veterinerler yazdıkları ilaç başına para kazanıyor, eczaneler ve ilaç firmaları böylelikle daha çok ilaç satıyor, tüketiciler ise daha ucuza et yeme fırsatı buluyor. Fakat 'ucuz et yeme'nin bir diyeti var. Hem insan sağlığı, hem de ekolojik denge ciddi oranda zarar görüyor. Şöyle ki; hayvanların kullandığı antibiyotik dışkılarına geçiyor, dışkı ile elde edilen gübrede antibiyotik ihtiva ediyor. Böylelikle bu madde, toprakta büyüyen bitkiye de geçiyor.
 Günümüzde artık organik ürünlere bile güvenilmezken, ucuz hayvan ürünlerinin saçtığı tehlike gelecek jenerasyonlarda etkisini çok daha fazla gösterecek. Ne yediğimizi bilmeden yaşadığımız şu çağda, özellikle et ürünlerini tüketirken daha da dikkatli davranmamız gerekiyor. Unutmayalım ne yersek oyuz!