Neçirvan Barzani neden Türkiye’ye çağrıldı?

Forum Haberleri —

8 Eylül 2020 Salı - 12:00

  • KCK Yönetiminin KDP’den Türk devletinin işgal saldırılarına karşı tutumunu netleştirmesini istediği bir süreçte ziyaretin gerçekleşmiş olması manidar değil midir? Neçirvan Barzani ve beraber gittiği heyet ile, KDP yönetimi savaşta Türk devletinin Kürt soykırım politikalarını açıkça destek fotoğrafı değil mi?

ROHAT BARAN

Neçirvan Barzani Türkiye’ye gitti. İlkin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla, daha sonra da Tayyip Erdoğan’la görüştü. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Irak ziyaretinden ve Neçirvan’la görüşmesinden sonra apar topar Türkiye’ye neden çağrıldı soruları sorulmakta, cevaplar aranmakta. Kimi analistlere göre Neçirvan Barzani’nin Macron’la ve Macron’un Irak hükümet yönetimiyle yaptığı görüşmenin içeriğini aktarması için çağrıldı. Pekala Neçirvan gitmeden de bu bilgileri ve içeriği MİT’e aktarmıştır. Macronla görüşmenin tutanakları anında Erdoğan’a iletilmiştir. Zaten öncesinden MİT tarafından görüşmede ne denmesi gerektiği konusunda gerekli direktifi almadan böyle bir görüşmeye girmezdi. Yediklerinden içtiklerine, ne konuşacaklarına ve hangi cevabı vereceğine kadar her şey MİT tarafından tanzim edilmiş, kağıtlar eline tutuşturulmuştur. Dolayısıyla sadece Macron’la yapılan toplantıların tekmilinin aktarımı için bu görüşmenin yapıldığını söylemek yetersiz kalır.

Ancak Erdoğan’la görüşmesinin Macron’un Irak ziyaretiyle de bir bağlantısı vardır. AKP-MHP faşist yönetimindeki TC, yayılmacı politikalar sonucu dünyada şu anda muhteşem yalnızlığı yaşamakta. Komşularla sıfır sorunlu politikadan herkesle şiddetli geçimsizlik halini yaşar hale geldi. Ortadoğu ülkelerinin tümünde çıkan sorunların perde arkasında TC vardır. Pastadan pay kapmak isteyen hali Fransa’yla ve bir bütün olarak Batının çıkarlarıyla çelişki ve çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmakta. Libya’daki kaynakların kendisine akması için Serrac’ı ayakta tuttu, binlerce asker ve çeteyi oraya taşıyıp savaştırdı. Fransa tarafından uyarılmasına rağmen dinlemezlikten gelindi. En son NATO sözcüsü, Türkiye’nin Libya’da çıkarlarına uygun hareket etmediğini açıklamak zorunda kaldı. Suriye’de Fransa başta olmak üzere Batı ülkelerinin politikalarına uygun hareket etmedi. Nijer ve Mali’de gerçekleşen askeri darbelerin arkasındaki güç olarak Afrika’da aktif aktör olmak istedi, bu da aynı ülkelerle sorunlar yaşamasına neden oldu.

Akdeniz’de TC’nin araştırma gemilerini aktif kılacağı konusunda ısrar etmesi, dananın kuyruğunun koptuğu yer durumunda. Ne olacak halen belli değil. Kimileri 1974’ten sonra sürekli olarak bir Yunan-Türk savaşını gündeme konuyor, ama pratikte bir şey yok ve bir kandırmaca var dese de, açıklamalar sertleşiyor, sular giderek kaynıyor. Zaten bazen taktik amaçlı yapılan hamleler ya da blöfler hesap edilmeyen sonuçların ortaya çıkmasına neden olur. Birinci Dünya Savaşının Sırplı bir gencin Avusturya-Macaristan Veliaht Prensini öldürmesi gibi! Yani şu andaki tatbikatların, siyasi açıklamaların sürekli olarak bir dozajda kalacağını ya da sadece tehditlerle sınırlı kalacağını sanmamak gerekir. Bu, yeni bir hal alabilir. TC Akdeniz’de de Fransa’nın politikalarıyla çelişen bir durumda. Cezayir’de yine öyle. Yani bir bütün olarak Fransa’nın sömürge alanlarına müdahale etmekte ve bu da Fransa’yı rahatsız etmektedir.

Fransa ve İngiltere Ortadoğu’nun bugünkü fiziksel şeklini almasında iki temel aktör olmuştur. Yaşanan sorunların da müsebbibi onlardır, bu ayrı bir konu olmaktadır. Ancak şu anda TC de pastadan pay kapmak istemekte ve bu da ancak TC’nin bu güçleri sağa sola iterek, onların imkanlarını kendisine kaydırarak yapabilir. Şu anda ortada bir bu kaynakları elinde tutmak isteyen hegemon güçler var, bir de yeni sömürgeci güç olmak isteyen TC gerçekliği. Ne olacak, nereye varır bu durum kestirmek zor, ama Fransa başta olmak üzere batının kaynaklarını TC’ye bırakmak istemeyeceği rahatlıkla söylenebilir. Bu çıkar savaşında halkları düşünen ise sadece özgürlük hareketleri olmakta.

Macron’un son ziyareti de benzer düzlemde düşünülebilir. TC Kürt Özgürlük Hareket’ine yönelik saldırıları bahane ederek KDP’nin de yardımıyla resmiyette Irak toprağı görülen yerleri daha fazla işgal etmektedir. Bu da bir rahatsızlık yaratmaktadır. Diğer yandan Önder Apo, Kürt-Türk çelişki ve çatışma diyalektiğini ortaya koyarken, kapitalist modernist sistemin bu savaşın sürekli yaşanmasını istediğini belirtmektedir. İki gücün arasında bir kazanan değil de sürekli olarak çelişki, çatışma ve gerilimin yaşanmasını ve sonuçta hiçbir gücün kazanmamasını çıkarına gördüğünü söylemektedir. Yani var olan böl-parçala-yönet formülü bilinmekte ve bunun TC’nin yayılmacılığını kıracağından korkulmakta. Daha da açık söylersek, Fransa’nın TC’nin Irak’ın hava sahasını kapatmasından ve TC’nin orada büyük darbeler yiyeceğinden korkmaktadır. Tabii ki bu bir görüş olmaktadır.

Kimi yorumculara göre ise Heftanîn’de almış olduğu ağır darbeleri artık kaldıramayacak hale gelen TC yönetimi, Neçirvan’dan KDP peşmergelerinin de saldırılara aktif katılmasını istemiştir. İdlib’den, Suriye’nin kuzeyinden ve bazı Kafkas ülkelerinden devşirdiği çeteleri Azerbeycan’a, Libya’ya ve Mali-Nijer gibi bazı Afrika ülkelerine çok fazla göndermiştir. Heftanîn’de kaybettiği askerleri de artık saklamada zorlandığı, ülke içinde de ekonomik olarak yaşanan kriz halinin toplumu bir patlama noktasına getirdiği ve ölüm oranının artmasıyla halkın tepkisine dönüşeceğini düşündüğü için Peşmergelerin saldırılara aktif katılma planı yaptığı söylenmektedir. İstediği zaman peşmergeleri savaşa süren bir gücün böyle bir istemde bulunacağını düşünmüyorum.

Peki, o zaman geriye ne kalmakta? KCK Yönetiminin KDP’den Türk devletinin işgal saldırılarına karşı tutumunu netleştirmesini istediği bir süreçte ziyaretin gerçekleşmiş olması manidar değil midir? Siyasal açıdan pratik durum yorumlandığında, KDP yönetimi savaşta Türk devletinin Kürt soykırım politikalarını açıkça destek vermektedir. Görüşmeye giden heyetin bileşeni bile her şeyi ifade etmektedir. Tam bir özel savaş ekibinden oluşmaktaydı: Sefin Dizayi, Fevzi Hariri, Kerim Şengali ve Felah Mustafa! Her birinin karakteri, yolsuzlukları ve özel savaşçı karakterleri hakkında yazılsa sayfalarca yazı çıkar. Tabii ki en büyük özellikleri de PKK düşmanlığında ortak olmaları!

Tuhaf olan toplantıdan sonra KDP yönetiminin ticari, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi içerikli görüşmeler gerçekleştiğini söylemesi, TC İçişleri Bakanlığı’nın PKK ile ortak mücadele başta olmak üzere ilişkilerin ele alındığı biçiminde bir açıklama yapmasıydı. KDP’nin söyleyemediğini, TC dış ilişkileri açıkça söylemiş oldu.

Bir diğer şey, KDP’nin bu Kürt ve Kürtlük edebiyatındaki gerçek yüzünü açığa çıkarmak için belirtmek istiyorum. Neden KDP yönetiminin ve M. Çavuşoğlu’nun kahvaltılı fotoğrafları arasında farklar vardı? Neçirvan Barzani’nin yayınladığı fotoğrafta, kahvaltı masasında Irak, TC ve Bölgesel yönetimin bayrağı bulunmaktaydı. Ama Dışilişkilerin yayınladığında ise sadece Irak ve TC bayrakları. Acaba bunu izah edebilirler mi?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.