Neçirvan Barzani’in Ankara’ya koşusunun nedeni

Forum Haberleri —

9 Eylül 2020 Çarşamba - 12:30

  • Erdoğan ve Neçirvan Barzani’nin yaptıkları görüşmeden, Kürtler lehine hayır ve ekonomik bir gelişme beklemek büyük bir yanılgı ve dar çıkar amaçlıdır. KDP’nin Kürt düşmanları ile içine girdiği tehlikeli ve kötü role tutum almak gerek. Bunun dışındaki tüm tutumlar Kürtlere zarar verir.

RONÎ SERDEM

ABD Dışişleri Bakanlığının 3-4 ay önce Güneyli partiler ile yaptığı görüşmede, PKK’nin askeri olarak zayıflatılması konusunda TC ile birlikte çalışmaları telkinin de bulunduğuna dair bilgiler var. Bazı partilerin bu teklifi-telkini kabul etmediği belirtilmektedir. Bu partilerin çoğu, mevcut durumda bekle gör politikası yürütmektedir. En azından direk işgal ve saldırılara destek vermemektedirler. Ama işgal ve imha saldırıları karşısında da ciddi bir tutum almış değiller. Gelişmeler ve sonuçlara göre tutumlarını belirleyeceklerine dair yorum ve değerlendirmeler vardır. Bir nevi bekle gör politikası izliyorlar. Ya da ABD’nin kendilerine yaptığı telkin üzerinden karşı bir tutum içinde görünmek istememe veya en azından böyle bir görüntü sergilememe hali olarak da değerlendirilebilir.

ABD desteği ile TC’nin geliştirdiği işgal ve imha saldırılarına PDK’nin destek vermeyi kabul ettiği ifade edilmektedir. Zaten işgal saldırılarına, ilk günden itibaren verdiği aktif destek ile bunu ortaya koymuş durumdadır. PDK’nin Güneyli bazı partileri de ekonomik olarak bağımlı hale getirerek, işgale karşı aktif bir duruş sergilemelerini önlemeye dönük çalışmalar yürüttüğüne dair de veriler vardır. Belirttiğimiz bu durum spekülasyon değil, ABD’nin görüştüğü bazı politik çevrelerden alınan somut bilgiye dayalıdır.

Heftanîn’e dönük geliştirilen, giderek daha geniş bir alanı içine almayı hedefleyen bu işgal saldırıları böylesi bir konsept temelinde geliştirilmiş ve sürdürmek isteyecekleri de açıktır. Gerillanın büyük direnişi ile şu an bu işgal saldırıları planlandığı gibi ilerleyememektedir. Yine Güney halkının işgale karşı ortaya koyduğu tutum vardır. TC bilinçli olarak sivilleri hedefleyip, katletmesine rağmen, Güney halkının ağırlıklı kesimi bu işgali ret etmektedir. Iraklı bazı politik kesimler, aydınlar ve toplum bu işgali; Osmanlıcılık hayallerinin adımları olarak görmekte ve okumaktadırlar. Bu nedenle karşı çıkmaktadır. Arap devletlerinin de belli düzeyde karşı duruşu ve açıklamaları oldu. Irak devlet olarak, görüntüde de olsa en azından Türk Savunma Bakanın gelişini durdurma iradesi ve tutumunu gösterdi.

Tüm bu durum ve tutumlara rağmen PDK aktif istihbarat, açıklama ve pratik destek ile işgali meşru kılma uğraşı içerisindedir. PDK, sınır pasavanları adı altında kendi peşmerge güçlerini, işgal saldırılarına paralel olarak Medya Savunma Alanlarına konumlandırma çabası içerisine girdi. Bazı karakollar inşa etmeye başladı. Buralara da MİT elamanları dahil, TC’ye bağlı güçlere peşmerge elbisesi giydirerek, yerleştirdiğine dair bilgiler mevcuttur. Gerilla cephesinden yapılan açıklamalar da bu durumu teyit etmektedir. Yine bazı peşmergelerin de Türk askerine öncülük ettiği ve mayınları kaldırdığına dair görüntüler medyada yayınlandı. Xinerê, Kelaşin hattında Irak ordu komutanı olan Kürt Zübeyir Xelil ve gerilla komutanı Agit Garzan da bilinçli hedeflenerek katledildi. Bunların tümü bu plan kapsamında gelişti.

KDP, PKK’yi zayıflatma ve etkisiz kılma planın aktif yürütücüsü ve başarısı için yoğun çalışmaktadır. Güçlerini, gerilla alanlarına kaydırarak, gerilla ile bir çatışma zeminini yaratmaya çalıştıklarını, içine girdikleri pratik durumlardan yansımaktadır. Neçirvan Barzan’in, Bağdat’ta Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmeden hemen sonra, koşar adım Türkiye’ye gitmesi ve Güney Kürdistan’ı işgal eden ve Kürtleri katleden Erdoğan ve şürekası ile görüşmesi de bu planla bağlantılıdır. Barzani ailesi TC ile ilişki için bir biri ile yarış içindedir. Ama N. Barzani, uluslararası güçlerin öncelikli tercihidir. Güney Kürdistan’da rol-model ve Batı’nın desteklediği kişi olarak öne çıkarmaya çalıştıkları yorumları çoktur. Aynı zamanda Erdoğan ailesi de çok ciddi ekonomik ilişkileri vardır. Bu durumu da TC ile içine girdiği derin ilişkilerde önemli bir rol oynamaktadır.

Uluslararası güçler adına bölgede politika yapan bir kişinin, bir değerlendirmesinde; ‘Neçirvan Barzani’nin parasına dokunmayın, ne isterseniz alırsınız’ dediği basına yansımıştı. Bu gidişin KDP’ye verilen rol ile ilgisinin yanı sıra böylesi bir yanı vardır. Palazlanan bir sermayedar ve hanedanlığın sınıfsal-işbirlikçi konumunu da dikkatle değerlendirmek gerek. Öncelikli tercih kendi çıkarını korumak, kendi çıkarını ulusal ve halkın çıkarı önünde tutmadır. Mevcut Güney Kürdistan kazanımlarını da eğer kendi aile, hanedan çıkarlarını koruyacaksa sahiplenir ve korur. Aksi taktirde, feda etmeden veya bırakıp kaçmakta tereddüt etmez. Geçen dönem pratiklerinde bunu çok gördük. Özellikle KDP adına son günlerde yapılan seviyesiz ve ulusal ahlaktan uzak açıklamalar da, KDP’nin TC işgalciliği ile geliştirdiği işbirlikçi siyaseti sürdüreceğini göstermektedir. İşgalci ve soykırımcı güçlere sesini çıkaramayıp, direnen Kürdistan gerillasına dil uzatmak KDP açısından belirlenmiş temel yol haritasıdır.

Neçirvan Barzani’nin TC. faşist iktidarı ile görüşmesinin öncelikle ve tek hedefi, Özgürlük Hareketini tasfiye ve etkisiz kılma temelindedir. TC’nin Güney Kürdistan yönetimi ile ilişkilerinin sürdürmesi ve en azından kabul görünmesi bu gerekçeye bağlanmış durumdadır. Bunun ötesinde, Türk devletinin Güney Kürdistan’ın statüsünü kabul etmediğini referandum sürecinde içine girdikleri tutumda gördük. Bu gidiş ve görüşmede başkaca konuşulan durumlar olsa da, bunlar esas gidiş amacını ve nedenini etkiler noktalar değildir. Özgürlük Hareketine dönük oluşturulan konseptin sonuca götürülmesi noktasında belirlenen roller ve görevlere göre bir gidiştir. Şengal ve Mexmûr’a dönük saldırılar da bu kapsamdadır. Farklı değerlendirmeler üzerinden bir muğlaklaştırma doğru olmaz.

Tabi bu gidişi KDP dışında olumlu bulan az da olsa bazı çevreler ve kesimler oldu. Orta sınıf tutumu üzerinden okumalar yaptılar. Neçirvan Barzani’nin AKP-MHP faşist iktidarı ile yaptığı görüşmeyi tırnak içinde faydalı ve yararlı gören bir iki kuzeyli tüccar ve vekil de oldu. Eğer bilinçli temelde işgal ve saldırılardan taraf değiller ise bu değerlendirmeler bir gaflettir ve kabul edilemez. Ülkesi işgal ve saldırı altında, her gün onlarca insan uçaklar ile katlediliyor. Tutuklanmalar, taciz, tecavüz ve ırkçı saldırıların soykırım planı kapsamında sistematik bir uygulama haline getirildiği bir süreçte bu gidiş oldu.

Erdoğan ve Neçirvan Barzani’nin yaptıkları görüşmeden, Kürtler lehine hayır ve ekonomik bir gelişme beklemek büyük bir yanılgı ve dar çıkar amaçlıdır. Yine bu açıklamaların adı olsa olsa, ihaneti, işbirlikçiliği normal ve kabul edilebilir görmektir. Zaten KDP’nin TC ile içine girdiği ilişkiyi ve Özgürlük Hareketi karşıtlığını normal gören bazı çevreler vardır. Saddam’ın tankları ile Hewlêr’i alması da bazı Kürt çevrelerinde normal görülmüş bir durumdu. TC’nin 1960’lardan beri PDK’ye, Bakur’da Özgürlük Hareketlerini önleme temelinde verdiği görevi kabul eden, bu temelde aktif rol oynayan politik anlayış Kürt düşmanlarına hizmet etmedir ve çok tehlikelidir. Dr. Şivanlardan günümüze kadar KDP bu rolü ve görevi gönüllü olarak yerine getirmektedir. Bu durumu normal ve kabul edilebilir olarak görmek, Kürt soykırımına çanak tutan, destek veren ve yanında duran anlayışa hizmettir.

Kürt halkının bu duruma tutum almaması ve sesini yükseltmemesi halinde, önümüzdeki günler tehlikeli gelişmelere gebe görünmektedir. Burada ihanet lehine çok sonuç çıkmaz. Özgürlük Hareketi herhalukarda direnir, fakat Kürtlerin kazanımları zarar görür. KDP’nin Kürt düşmanları ile içine girdiği tehlikeli ve kötü role tutum almak gerek. Bunun dışındaki tüm tutumlar Kürtlere zarar verir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.