Pozantı cezaevinde yaşananları, çocuk mahpuslara yapılanları dile getirirken söyleyecek söz bulmakta zorlanıyoruz. İHD Genel Merkezi olarak, 2008 yılından itibaren çıkarmış olduğumuz cezaevleri raporlarında başta Pozantı Cezaevi olmak üzere çocuk cezaevlerindeki hak ihlallerinin yeni olmadığını çeşitli vesilelerle kamuoyuna ve basına yansıtmaya çalıştık. Pozantı, mahpus çocuklar sorununun yalnızca tekil örneği ve bir yüzüdür.
Pozantı Cezaevi, Siirt Cezaevi, Maltepe Çocuk Cezaevi, Diyarbakır E Tipi Cezaevi, Bergama Cezaevi’ndeki çocuk mahpusların başvurularını incelediğimizde cezaevindeki kötü muamele, işkence, taciz, cinsel istismar vb. iddialarına yetkililerin kör, sağır davrandıkları da başka bir gerçektir.
Pozantı Cezaevi’nde ve diğer cezaevlerinde çocuk yaştaki mahpuslar adli mahpusların arasına konularak cinsel istismara ve işkenceye maruz kalmışlardır. Bu olayda birçok temel insan hakkı ardı ardına ihlal edilmiştir. Çocukların hapsedilmesi ve hapishane koşullarında kendilerinden yaşça büyük ve değişik sosyal yaralara sahip insanların arasına konulması ve hiçbir koruyucu önlemin alınmamış olması ağır bir insan hakkı ihlalidir. Ayrıca Türkiye’nin de imzaladığı BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 34. maddesinin çiğnenmesi demektir.
Yaşadıkları ağır travma ve şiddete rağmen, hem de olayın bu kadar kamuoyu gündemine taşınmışken, Pozantı Cezaevi gerçeğinin üzeri kapatılmaya, konu sumen altına itilmeye çalışılmaktadır. Adalet Bakanlığı, Pozantı Cezaevi’nde bulunan 200 çocuğu Sincan Cezaevi’ne naklederek sorunu çözdüğünü sanmaktadır. Bu en ağır travmaya maruz kalan çocuklar şimdi de ailelerinin bulunduğu yerden kopartılarak başka bir cezaevine götürülmüşlerdir. Peki, hangi koruyucu önlemler alınmıştır? Gittikleri yer Pozantı’dan nasıl ve ne kadar daha iyi olacaktır? Dahası bugün çocukların Sincan’a sevki yeni sorunlara zemin hazırlamaktadır. Mersin ve Adana’da sınırlı ekonomik imkanlara sahip olan aileler Pozantı Cezaevi’ne gitmekte dahi zorlanırken çocuklarını ziyaret için Sincan’a gitmeleri mümkün olmayacaktır. Davaları Adana ve Mersin’de görülen çocukların mahkemeye getirilmelerinde de aksamalar olacaktır. Cezaevlerinden nakillerde kullanılan ring araçlarında uzun yollar gelmeleri, onlar için işkence ve eziyetin bir başka türü olmuştur.
Adalet Bakanı Pozantı’yı yönetemediği gibi, Sincan’ı da yönetememiştir.
Sincan Cezaevi’ne giden ve daha sonra tahliye olan bu çocuklar, Pozantı benzeri uygulamalara maruz kaldıklarını ifade etmektedir. Hatta bu süreci yaşamış bir çocuğun intihar etmeye çalıştığı daha acı bir gerçektir. Yaşadıkları bu travma ile hala cezaevinde olmaları, hiçbir psikolojik destek alamamaları, gardiyanların bu çocuklara Pozantı gerçeğini açığa çıkardıklarından dolayı olan (mesleki dayanışma sözüm ona) düşmanlıkları nedeniyle bu çocukların yaşam tehdidinin hala sürmekte olduğu kaygısını yaşamaktayız.
Çocuklar çok büyük bir travma yaşamıştır. Yaşadıkları olayı kamuoyu ile paylaşmaları, yaşadıkları acının ne derece büyük olduğunu göstermektedir. Bizler, bu yönlü hak ihlali yaşamış kişilerin çoğu zaman yaşadıklarını sakladığını, başvuru yaptıklarında ise kendi yaşadıklarını sanki başkası yaşamış gibi aktardığını biliyoruz. Sorduğumuzda ise bahsettikleri ‘arkadaşa’ ulaşamayacağımızı beyaz ederler. Bazen de gerçekten ikinci ağızdan öğreniyoruz yaşananları. Özellikle siyasi mahpusların olduğu cezaevlerinde hak arama bilincine sahip olan büyükleri bize bu yönlü duyumları anlatmaktadır. Mesela Siirt Cezaevi’nde yaşanan bir cinsel istismar olayında siyasi mahpuslar bizi uyarmıştır ve biz onların sayesinde bu yönlü bir duyumu Adalet Bakanlığı’na ileterek çözüm yoluna gittik. O nedenle Pozantı Cezaevi özel bir cezaevidir. Çocuklar yaşadıkları sosyal yaşamdan kendilerine çok uzak toplumsal kimliklerin arasına konulması özel bir uygulamadır. Her türlü linçin ortasına atmaktır.
Bu çocuklar devletin güvencesi altında bunca acıyı yaşadıktan sonra, daha yaraları sarılmadan ailelerinden koparmak nasıl bir vicdana sığar?
Çocuk mahpusları ıslatıp hortumla döven, sırtlarına binen, gardiyanların „Lan yine mi buraya geldiniz“ dayağı atan, taciz, tecavüz, jandarmanın kötü muamelesi ve çocukları adli tutukluların arasına atan bir vicdanla karşı karşıyayız.
Bunun yanı sıra, özellikle küçük yaştaki mahpus çocukların, çocuk psikolojisinden yararlanılarak itirafçılığa, ajanlaştırmaya ve cezaevinde kalan diğer mahpus çocuklara karşı kullanma gibi bir dizi kötü uygulamaya da maruz bırakıldığını biliyoruz. Düşünün cezaevlerinde disiplin kurulunun üyelerinden biri de cezaevi psikoloğudur. Bu psikologlar sorgu memurları gibi insanları sorgulamada, yönlendirmede, doğru yolu göstermektedir. Mahpuslara verilen disiplin cezalarında psikoloğun da imzası vardır. Cezaevlerinde çalışan sosyal hizmet uzmanları, psikolog ve eğitmenlerin çocukların sorunlarının çözümü konusunda ciddi rol oynadıklarını düşünmek mümkün müdür? Bunlar kendi meslek etiğine uygun davranmış olsalardı şu ana kadar birçok cezaevinde yaşanılan sorunların önüne geçilmiş olunurdu. Yine cezaevlerinde kadrolu imamlar bulunmaktadır. Bir inceleme için gittiğim Manisa E Tipi Cezaevi’nde maltada tüm mahpusların elinde Kuranı Kerim kitabı ile dolaştıklarını gördüğümde şaşkınlık içinde kalmıştım. Yine aynı cezaevinin kütüphanesinde dini yayınların fazlalığını müdüre sorduğumda cezaevine gelen hediye kitaplar olduğunu söylemişti. İşte cezaevlerinde çalışan kadronun durumu budur. Çocuklar bunlara teslim edilmiştir.
Son günlerde yoğun bir şekilde 18 yaş altı tutuklamalar yaşanıyor. Bunların henüz sayılarını çıkaramadık. „Çocuk da olsa, kadın da olsa“ diyen bir hükümet ile karşı karşıyayız. Tutuklananlar çok yakın zamanda derneğimize başvurup, uğradıkları hak ihlalleri anlatacaktır. Kendilerine büyük acılar yaşatıldığını, sokak ortasında gözaltılarda da gördük. Pozantı yenilgisini sindiremeyenlerin bunun acısını Newroz çocuklarından çıkaracağını tahmin ediyoruz.
Oysaki Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye taraftır ve her çocuğun onurlu, özgür ve eşit bir biçimde yaşaması konusunda yükümlülükleri vardır. Sözleşmenin özellikle 19., 34. ve 37. maddeleri çocuğa karşı şiddetin tanımlanması ve önlenmesinde yol göstericidir. Madde 19 doğrudan çocuğa karşı şiddeti ele alırken, madde 37 işkenceyi veya zalim, insanlık dışı ve küçük düşürücü diğer davranışları ve cezaları yasaklamaktadır. Madde 39 ise her tür şiddet mağduru çocuğun rehabilitasyonu için çağrıda bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı uygulamaları bu sözleşme hükümleriyle uyumlu kılınmalı, Türkiye sözleşmenin çekince koyduğu maddelerini de imzalamalıdır.
Çocukların kendilerine uygun olmayan kapalı infaz kurumlarında kalmasına son verilmelidir. Kapalı olan bu kurumların kapıları, çocuk hakları kuruluşlarına, meslek odalarına ve insan hakları derneklerine açılmalıdır. TTB ve Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği ve Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği ile İHD’nin temsilcilerinin de bulunduğu bir heyetin bu çocukları yerinde görmesi mutlaka sağlanmalıdır.
Pozantı’da ve diğer cezaevlerinde ağır travmaya maruz kalan, bu insanlık dışı şiddeti yaşayan çocuklar serbest bırakılmalıdırlar. Yaşadıkları travmayı atlatabilmeleri için devlet her türlü koruyucu ve iyileştirici tedbiri almalıdır. Gerçekte tüm çocuk mahpuslar serbest bırakılmalıdır. Çocuklara ilişkin uluslararası sözleşmeler ve çocuk koruma kanununda belirtilen tutuklama ve hapis cezası dışındaki koruyucu tedbirler uygulanmalıdır.
Çocuklara dokunmayın!
* İHD Cezaevi Komisyonu Başkanı
NECLA ŞENGÜL*: Adalet Bakanlığını ne zaman boşaltacaksınız?