Ekonomik büyüme meselesi sosyalistleri ve çevrecileri bölmüştür. Ancak ekososyalizm, büyüme karşısında küçülme, kalkınma karşısında kalkınma karşıtlığı şeklinde bir düalist çerçeveyi reddeder çünkü bu pozisyonların her ikisi de tamamen niceliksel bir üretici güçler kavrayışına sahipler. Önümüzdeki görevle daha uyumlu üçüncü bir pozisyon var: kalkınmanın niteliksel dönüşümü.
Yeni bir kalkınma paradigması, kapitalizmde, faydasız ve zararlı ürünlerin büyük ölçekli üretiminin sebep olduğu muazzam kaynak israfına son vermek demektir. Silah endüstrisi bunun elbette dramatik bir örneği ama daha genel olarak üretilen “malların” çoğunun birincil amacı—planlı eskitmeleri ile—büyük şirketler için kar üretmektir. Mesele kuramsal olarak aşırı tüketim değil, muazzam israfa ve “modanın” teşvikiyle gösterişçi ve takıntılı şekilde en yenisinin peşinde koşmaya dayanan yaygın tüketim tipidir. Yeni bir toplum, üretimi, su, gıda, giysi, barınma gibi gerçek gereksinimlerin ve sağlık, eğitim, ulaşım ve kültür gibi temel hizmetlerin karşılanmasına yönlendirecektir.
Açık ki, bu gereksinimlerin karşılanmaktan çok uzak olduğu Küresel Güney ülkeleri, daha klasik bir “kalkınma” yolu—demiryolları, hastaneler, kanalizasyon sistemleri ve diğer altyapılar—izleyeceklerdir. Yine de, müreffeh ülkelerin kendi üretim sistemlerini nasıl inşa ettiklerini taklit etmek yerine, bu ülkeler, yenilenebilir enerjinin hızla devreye sokulması da dahil, çok daha çevre dostu bir kalkınma yolu izleyebilirler. Birçok yoksul ülke aç ve büyüyen nüfuslarını beslemek için tarımsal üretimi genişletmek zorunda kalacak olsa da, ekososyalist çözüm, aşırı ilaçlama, kimyasal ve GDO kullanımını gerektiren yıkıcı endüstriyel tarım işletmesi yöntemlerini değil, aile birimlerine, kooperatiflere veya büyük ölçekli kolektif çiftliklere dayanan agroekoloji yöntemlerini desteklemektir.[1]
Öte yandan, ekososyalist dönüşüm Küresel Güney’in bugün karşı karşıya olduğu menfur borç sisteminin yanı sıra, gelişmiş sanayi ülkeleri ve Çin gibi hızla gelişmekte olan ülkeler tarafından kaynaklarının sömürülmesine de son verecektir. Bunun yerine, Kuzey’den Güney’e, sağlam bir dayanışma algısı ve gezegenin sorunlarının gezegen ölçeğinde çözümler gerektirdiğinin kabulüyle, güçlü bir teknik ve ekonomik yardım akışı tasavvur edebiliriz. Bu müreffeh ülkelerdeki insanların “kendi yaşam standartlarını düşürmesini” gerektirmez—sadece, kapitalist sistemin tetiklediği, gerçek gereksinimlere karşılık gelmeyen veya insan yararına veya gelişimine katkıda bulunmayan faydasız malları takıntılı tüketimlerinden kaçınacaklardır.
Ama gerçek gereksinimleri suni ve yıkıcı gereksinimlerden nasıl ayıracağız? Bu ikincisi, büyük ölçüde reklamların zihinsel manipülasyonu üzerinden teşvik edilir. Günümüz kapitalist toplumlarında, reklam endüstrisi yaşamının her alanını işgal etmiş durumdadır. Yediğimiz gıdalardan giydiğimiz giysilere, spora, kültüre, dine ve siyasete kadar her şeyi şekillendirmektedir. Sokaklarımıza, boş alanlara ve geleneksel ve dijital medyamıza kadar her yeri promosyon reklamları kaplamış ve gösterişçi ve takıntılı tüketim alışkanlıkları yerleştirmektedir. Dahası, reklam endüstrisinin kendisi, gerçek toplumsal-ekolojik gereksinimlerle doğrudan çatışma halindeki tüm bir “üretim” dalı olarak, bedeli en sonunda tüketiciye bindirilen ciddi bir doğal kaynak ve emek zaman israfıdır. Kapitalist piyasa ekonomisi açısından vazgeçilmez olan reklam endüstrisinin ekososyalizme geçiş halindeki bir toplumda yeri olmayacaktır: onun yerini, mal ve hizmetleri denetleyen ve bunlarla ilgili bilgileri yaygınlaştıran tüketici dernekleri alacaktır. Bu değişiklikler halihazırda bir ölçüde gerçekleşiyor olsa da, eski alışkanlıklar muhtemelen daha yıllarca sürecek ve bu esnada da kimse kimsenin arzularına karışma hakkına sahip olmayacaktır. Tüketim alışkanlıklarını değiştirmek, tarihsel bir kültürel değişim süreci dahilinde gerçekleşmesi gereken sürekli bir eğitimin konusu olmalıdır.
Ekososyalizmin temel ayaklarından biri, keskin sınıf ayrımlarının ve kapitalist yabancılaşmanın olmadığı bir toplumda, “var olmanın” “sahip olmaya” üstün geleceğidir. Sonsuz şekilde mal peşinde koşmak yerine, insanlar daha fazla serbest zaman isteyecekler ve kişisel başarıyı ve anlamı bu serbest zamandaki kültürel, sportif, rekreasyonel, bilimsel, erotik, sanatsal ve siyasi aktiviteler üzerinden elde edeceklerdir. Aç gözlülüğün muhafazakarların iddia ettiği gibi “insanın doğası” olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Bundan ziyade, kapitalist sisteme içkin meta fetişizmi, hâkim ideoloji ve reklamlar tarafından teşvik edilmektedir. Ernest Mandel bu eleştirel noktayı iyi özetlemektedir: “Sürekli mal biriktirmek […] insan davranışının evrensel ve hatta hâkim bir özelliği hiçbir şekilde değildir. Temel maddi gereksinimler karşılandığında temel motivasyon, beceri ve eğilimlerin kişinin kendi yararlarına geliştirilmesi; sağlık ve yaşamın korunması; çocukların gözetilmesi; zengin toplumsal ilişkilerin geliştirilmesi […] haline gelir.”[2]
Elbette sınıfsız bir toplum bile çatışma ve çelişki ile yüz yüzedir. Ekososyalist topluma geçiş, çevreyi koruma gereklilikleri ile toplumsal gereksinimleri karşılamak arasında, ekolojik zorunluluklar ile temel altyapının geliştirilmesi arasında, popüler tüketim alışkanlıkları ile kaynak kıtlığı arasında ve toplulukçu güdüler ile kozmopolit güdüler arasında gerilimlere sahne olacaktır. Rakip arzular arasında mücadele kaçınılmazdır. Dolayısıyla, bu çıkarları tartmak ve dengelemek, sermayenin ve kar etmenin zorunluluklarından kurtarılarak, şeffaf, çoğulcu ve açık kamusal tartışmalar üzerinden çözümler üreten demokratik bir planlama sürecinin görevi haline gelmelidir. Böylesi bir her seviyede katılımcı demokrasi, hata yapmayacağımız anlamına gelmez ama toplumsal kolektifin üyelerinin kendi hatalarını kendilerinin düzeltmesine imkân verir.
***
1. Via Campesina, a worldwide network of peasant movements, has long argued for this type of agricultural transformation. See https://viacampesina.org/en/.
3. Ernest Mandel, Power and Money: A Marxist Theory of Bureaucracy (London, Verso, 1992), 206.
*
Kaynak: https://www.greattransition.org/publication/why-ecosocialism-red-green-future
Çeviri: Serap Güneş