Nefret imparatorluğu - CİHAN DENİZ
Tüm faşizmler bir nefret imparatorluğudur. Var olduğu her yerde nefret faşizmin her hücresine sinmiştir. Faşizm onunla nefes almakta, onuna varlığını sürdürebilmektedir. Nefret olmadan faşizm bir hiçtir. Bundan dolayı da kendi dışındaki her şeyden nefret etme faşizmin en belirgin ruh halidir. Başka bir halktan olan, başka bir inanca sahip olan veya hiçbir inancı olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi aşık olmayan, kendisi gibi yaşamayan herkes bu nefretin bir objesi haline gelmektedir. Eğer bunlar yoksa da, bunları faşizm onları icat etmekte ve birilerini, bir şeyi mutlaka iblisleştirerek bir nefret objesi haline getirmektedir.
Faşist bir iktidar varlığını ancak bu nefret ile varlığını sürdürebilmekte ve halklar üzerinde tahakkümünü devam ettirebilmektedir. Buna bağlı olarak da nefret, faşizmin toplum içinde rıza üretebilmesinin neredeyse yegane yolu olmaktadır. Tersinden faşizmin topluma dayattığı nefret artık toplumda karşılık bulmamaya başladığı andan itibaren iktidarı erozyona uğramaya başlamış demektir. Tam da bu nedenle, faşizmin en tepeden toplumun tüm hücrelerine kadar yaymaya çalıştığı bu nefret, aslında, büyük bir kendine güvensizliği, aşağılık kompleksini, kendi kimliğinden emin olmamanın bir ürünüdür. Faşist iktidar nefret üretemez hale geldiği anda, örtü kalkmakta ve bu nefret tarafından üstü örtülmüş olan tüm hastalı kompleksler gün yüzüne çıkmaktadır.
Dünyadaki neredeyse tüm faşizm deneyimlerinde olduğu gibi bir nefret imparatorluğu olan Türkiye’deki faşizmin de en belirgin ruh hali kendi dışında var olan her şeye, herkese dönük nefrettir. Türkiye’de faşizmin çok geniş bir nefret katalogu vardır. Kürt’ten nefret etmektedir, Ermeni’den nefret etmektedir, Rum’dan nefret etmektedir, Alevi’den nefret etmektedir, kadından nefret etmektedir, LGBTİ’den nefret etmektedir, emekçiden nefret etmektedir, devrimciden nefret etmektedir; özcesi kendi çizdiği kalıplar dışında kimliğine, emeğine sahip çıkan, faşizmin dayattığı sınırları kabul etmeyip direnen herkes, her kesim, her kimlik bu nefretten payını almaktadır.
Bugün faşizm en ufak bir meşruiyet kırıntısına bile sahip olmadığından, varlığını sürdürebilmek için tüm insani değerleri ayaklar altına alarak, tarafı olduğu evrensel insan hakları belgelerini hiçe sayarak toplum içindeki en geri kesimlerin en hastalıklı yanlarına hitap etmekte ve tekçi/inkarcı anlayışın on yıllardır toplum içine saçtığı zehirli duyguları sömürerek suni gündemler yaratmaktadır. Yarattığı suni gündemler ile de ezilenlerin gerçek gündemlerinin üstünü örtmeyi amaçlamaktadır.
İçte, dışta, ekonomide, siyasette büyük bir sıkışmışlık içinde olan ve daha önemlisi toplum yaşadığı hiçbir soruna çözüm üretme gücüne sahip olmayan faşizm, bugün bir kez daha kendince çıkışı toplum içinde nefreti körüklemekte aramaktadır. Bu doğrultuda, tarihi boyunca tek işlevi İslam dinin bu coğrafyada iktidarların bir aracı olarak kullanmasını sağlamak olan Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yarattığı suni ve kirli bir gündemle gerçek sorunların üzerini örtmeyi, kaybettiği toplumsal desteği toplumun en geri duygularına hitap ederek geri kazanmaya çalışmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanı’nın “helak edilen kavimlere” atıf yapması aslında rejimin bilinç altındaki varoluşsal kaygıya bir göndermedir. Kendi helaklerinin çok yakın olduğunun farkında olan rejim kendi varlığını korumanın yolunu LGBTİ’leri hedef tahtasına koymakta görmektedir. Kısa vadeli çıkarlar uğruna, iktidarını bir süre daha uzatmak adına zaten nefret dolu bir hale getirdiği toplumu daha da zehirlemektedir.
Her gün daha fazla nefret dışında topluma verebileceği bir şey kalmamış bir rejimin artık sonu gelmiş demektir. Asıl sorun yıkıldıktan sonra yıllarca zehirlediği toplumsal değerlerin nasıl yeniden yeşertileceği, halklar, kimlikler arasında nefrete değil karşılıklı tanımaya ve dayanışmaya dayanan bir toplumsallığın yeniden nasıl kurulacağıdır. Yıllarca sadece kendi dışındaki her şeyden nefret etmeye şartlanmış kitlelerin içlerindeki bu zehirden nasıl kurtulabilecekleri şimdiden üzerine kafa yorulması gereken bir konudur. Aksi halde artık devamı imkansız hale gelmiş bu yapı yıkılır ama yerine onun taşıdığı bu zihniyet kılık değiştirerek, farklı isimler altında varlığını sürdürmeye devam eder.