Nefsi müdafaa öz benliğini korumaktır. Türkiye’de kavramlar kendi anlamları dışında yeniden inşa ediliyor. AKP iktidarı tüm kavramları kendi çıkarlarına ve zulmüne göre yeniden yapılandırıyor, kavramların inşa edildiği toplumsal kutsallıklara saldırıyor ve tüm hakikatleri çarpıtıyor.
AKP, Rojava Kürdistan’a yaptığı saldırılara nefsi müdafaa adını veriyor. Kendi sınırları dışında dahi Kürt varlığına hiç tahammül edemeyen AKP’nin nefsi müdafaa dediği şey özünde soykırımcı, Kürt düşmanı tutumdur. Türkiye devleti sınırlarına bir saldırı yapılmadığı halde, kendi sınırları ötesindeki askeri-siyasi gelişmelere müdahale etmek nefsi müdafaa değil tamah, hırs ve iktidarın gözü dönmüşlüğüdür. İnsanlığın doğuş merkezinde Kürtlerin bir kez daha çıkış yapması, bu defa beşikten çıkıp yeniden varoluşunu, yeniden bir özgür toplum sistemine öncülük etmesini ve devlet dışı toplumun kendini inşa etmesini hazmedememektir. Erdoğan koordinesinde geliştirilen savaş hükümeti, hattı müdafaayı da, sathı müdafaayı da, nefsi müdafaayı da anlamsızlaştırmıştır. Çünkü müdafaa adına yapılan her şey aslında halklara, kimliklere, kadınlara, çocuklara ve her tür insani değere karşı yapılan saldırılardır. Her türlü müdafaa sınırları yerle bir edilmiştir. Belli ki gizli ya da açık, daha fazla müdafaa ihtiyacı duymaktadır. Bu kafada durmaya devam ettikçe AKP’nin daha çok fazla müdafaaya muhtaç olacağı kesindir.
Rojava Kürdistan toplumu yürüttüğü özgürlük mücadelesi ile, verilen benzersiz bedellerle ve gösterilen tarihsel kahramanlıklarla varlık kazanmıştır. Bu önemli bir sonuçtur. Bu sonuç, yüzyıllık bölge planlarını sarsmıştır. Bundan dolayı bu planlarla bağlantılı ülkelerin de sarsılması doğaldır. En başta da Türkiye. AKP kendi sarsıntılarını Türkiye toplumunu daha büyük sarsıntılara maruz bırakarak telafi etmeye çalışıyor.
Bugün Rojava Kürdistan’da Kürt halkı varlık mücadelesi vererek tarihsel kazanımlar elde etmiştir. Bu kazanımlar tabi ki tüm Kürdistan ülkesini ve toplumunu etkilemektedir. Aynı zamanda Bakurê Kürdistan’da sürdürülen demokratik özyönetim direnişleri de tüm dünyada Kürt varlığını yeniden gündeme getirmiş ve Kürt statüsü tüm dünyada tartışılır olmuştur. Buna rağmen AKP iktidarının kendi ülkesi ile uğraşmaktan ziyade kendi sınırları dışındaki tüm Kürt varlığıyla uğraşması Türkiye tarihinin çıkmazı olmaktadır.
AKP’nin en genel kimliği Kürt düşmanlığıdır. İç ve dış siyasetini de bu eksene göre ele almakta ve icra etmektedir. Bakurê Kürdistan’da halkımıza yapılan zulüm ve vahşete rağmen direniş ruhunu kıramayan, insanlarımızı rehin alarak, işkence ederek ve ölümle tehdit ederek teslim alamayan AKP’nin yeni politikası, medya üzerinden bir saldırı geliştirmek ve yeni bir tutuklama furyasıyla soykırımcı uygulamalarını tırmandırmaktır. Faşist tekçi AKP politikalarını uygulamaya koyan ve harfiyen yerine getiren tüm medya organlarına ve basın ordusuna rağmen Kürtçe yayın yapan basın organlarına ve yayın kuruluşlarına saldırmak ancak iktidarın mevcut zulmünün yetmediğini itiraf ettiğine yorumlanabilir. Yine de halklar ve demokratik insanlık, doğru ve sonuç alıcı mücadele yürütülürse, zulüm döner, sahibini vurur.
Kürdistan halkı için, özelde de Rojava Kürdistan için varlık sorununun çözümlendiği ve özgür demokratik yaşam imkânının yaratıldığı, büyük bedeller verilerek yaratılan Rojava Devrimine yapılan saldırıların nefsi müdafaa adıyla meşrulaştırılmaya çalışılması tabi ki AKP’nin Kürt düşmanlığından ve tamahkârlıktan başka bir şey değildir.
Türkiye nasıl bir savaşa girmekte olduğunun farkındadır ki, bir taraftan top atışlarını yaparken bir taraftan da ABD’den yardım istemekte, ABD’yi dostluğun (!) gereklerini yapmaya çağırmakta, ABD’ye tarafını seçmesini söylemektedir. AKP’li başbakanın giderek çirkinleşen sesine ve gözü dönmüşçesine dile getirdiği sözlerine rağmen YPG güçleri Rojava Kürdistan’da mücadeleyi büyütmektedir. AKP tehditleri sürerken ve çığlıklar habire yükselirken YPG amaçlarına doğru ilerlemeye devam etmektedir. Bu durumlar için söylenen kervanın neye rağmen yürüdüğünü söyleyen atasözünü hatırlatmaya gerek yok sanırım.