Bilim-Teknik GÜNDEMİ

 

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU

Bilim insanları geçtiğimiz günlerde dünyanın en eski cinayetlerinden birini aydınlatmak için kolları sıvadı.

Olay bundan 7 bin yıl önce Almanya’nın Halberstadt şehrindeki Neolitik dönem yerleşkesinde yaşandı. Dokuz kişi sadece kafalarına sert cisimlerle aldıkları darbeler sonucu öldürüldü. 2013 yılında bulunan kemikleri inceleyen bilim insanları bu olayı kısmen aydınlattı.

Yapılan incelemelerde önce öldürülen dokuz kişinin kemikleriyle yerleşkede başka bir alanda gömülen kişilerin kemikleri incelendi. Bunun sonucunda öldürülen dokuz kişinin yabancı oldukları tespit edildi. Özellikle diş bölgesindeki izotopların incelenmesi sonucu dokuz kişinin diğer insanlarla aynı şekilde beslenmediği görüldü. Öldürülenlerin yabancı olduğunun en güçlü kanıtı bu.

Yine öldürülen kişilerin olduğu mezarda cenazeler diğer mezarlık bölgesindeki cenazeler gibi düzenli yerleştirilmemiş daha ziyade üst üste atılmıştı. Bu mezardaki tüm kişiler öldürüldükleri zaman yetişkinlerdi. (sekiz erkek ve bir kadın)  Tümü de kafalarının arkasına sert ve keskin bir cisimle vurularak öldürülmüşlerdi.

Daha önce de benzeri olayları inceleyen uzmanlar ilk kez kurbanların sadece kafanın belli bir bölgesine vurularak öldürüldüklerini gördü. Önceki olaylarda ağırlıklı olarak kurbanlar kafalarına rastgele vurularak öldürülüyordu. Halberstadt’taki cinayetler ise planlı ve düzgün gerçekleştirilmiş bir infaza benziyordu.

Sonunda şu bulgulara ulaşıldı:

* Yetişkin sekiz erkek ve bir kadın yabancısı oldukları neolitik yerleşik bir grup tarafından kontrollü bir şekilde öldürülmüştü

* Kurbanlar muhtemelen yerleşkeye saldırmış ve başarısız olmuş bir grubun üyeleriydi. Bu kişilerin başka bir yerleşkeden esir alınarak getirilip sonradan öldürülmüş olmaları bilim insanlarına göre çok mümkün değil.

* Öldürülen kişiler de bir tarım toplumu üyesiydi ancak uzak bir bölgeden gelmişlerdi.

Bu infazlar neolitik dönemde giderek artan oranda çatışma ve sosyal baskının şiddete yol açtığını ve planlı infaza kadar gittiğini gösteriyor.

 
 

İlk kez kara delikten yayılan nötrino tespit edildi

   

Nötrinolar evredeki en tuhaf ve en gizemli parçalardan biri. Ama son dönemlerde nötrinoların kaynakları konusunda daha fazla bilgi edinmeye başladık.

Dünyada ilk kez bir grup araştırmacı yüksek enerjili bir nötrino parçacığını kaynağına kadar takip etmeyi başardı. Bu parçacığın kaynağı Dünyamızdan 4 milyar ışık yılı uzakta olan dev bir karadelik.

Geçtiğimiz yılın 22 Eylül’ünde Güney Kutbundaki buz katmanın altında mavi bir ışık tespit edildi. IceCube adlı bir detektör tarafından tespit edilen ışığı Dünyadan geçmekte olan yüksek enerjili bir nötrino yaymıştı.

Bu buluştan sadece 1 dakika sonra IceCube detektörü dünyadaki gözlemevlerine teleskoplarını gökyüzündeki küçük bir bölgeye çevirmeleri talimatını gönderdi. Amaç bu bölgede yüksek enerjili parçacıkları yayabilecek bir gökcismi tespit etmekti.

Bundan birkaç gün sonra NASA’nın Fermi uzay teleskopu nötrinonun kaynağını 4 milyar ışık yılı uzakta bir süperdev karadelik olduğnu duyurdu.

IceCube projesinden Darren Grant yaptığı açıklamada bugüne kadar sadece üç kez nötrinoların kaynaklarının tespit edildiğini söyledi. Bunlardan ikisi Güneş tarafından biri de bir süpernova patlaması sonucu oluşmuştu. Ama ilk kez bir karadelikten nötrino yayıldığı tespit edildi.

2014 ve 2015 yıllarında IceCube aynı bölgeden gelen 13 nötrino daha tespit etmiş ancak bunların kaynağı belirlenememişti.

 
 

NASA Mars’ta yaşam kanıtını yanlışlıkla yaktı

   

Geçtiğimiz günlerde Curiosity uzay aracının Mars’ta komplike organik moleküller bulduğunu açıklayan NASA bundan 40 yıl önce kızıl gezegende yaşama dair en güçlü kanıtlardan birini yakmıştı.

1976 yılında Mars’a gönderilen iki Viking uzay aracı kızıl gezegende yaşam olduğuna dair kanıtları bulmak için bir dizi deney yapmıştı. Ancak bu deneyler hiçbir sonuç vermemişti.

NASA en azından göktaşları tarafından taşınan ve yaşama kaynaklık edebilecek molekülleri bulmayı umuyordu fakat en ufak bir ize bile rastlanmadı. Bu durum bilim dünyasında büyük şaşkınlık yaratmıştı.

Bu durumun gizemi 2008 yılına kadar çözülemedi. 2008’de Mars’a inen Phoenix uzay aracı gezegenin kuzey kutbu yakınlarında perchlorate olarak bilinen tuhaf bir tuz keşfetti. Dünyada roket yakıtı ve havai fişeklerde kullanılan bu madde yüksek ısıda patlayıcı ve yanıcı özelliğiyle biliniyor.

Bu maddenin varlığı Mars yüzeyi için çok büyük bir sorun değil zira gezegenin yüzey sıcaklığı oldukça düşük.

Viking uzay araçlarının Mars yüzeyindeki molekülleri incelemek için toprağa ısı verdiğini göz önüne alan uzmanlar 1978’deki başarısızlığın sırrını ortaya çıkardı. Isı nedeniyle perchlorate maddesi çevresindeki tüm molekülleri yakmış ve bu nedenle Vikingler yüzeyde hiçbir organik molekül bulamamıştı.

Yani NASA bugün yaptığı keşfi farklı bir inceleme metodu kullansaydı bundan 40 yıl önce yapabilecekti.

 
 

Romalılar Akdeniz balinasının soyunu tüketti

   

Hayvanların soyunu tüketen beşeri faaliyet sadece modern zamanlara, endüstri toplumuna ait bir şey değil.

Bundan iki bin yıl önce Akdeniz’de dolaşan ve 15 metre uzunluğuna ve 40 ton ağırlığa ulaşabilen balinaların Romalı balıkçılar tarafından yok edildiği düşünülüyor.

Roma’daki antik balık fabrikalarında bulunan kemikleri inceleyen bilim insanları balina avının Roma’da düşünülenden çok daha fazla yaygın olduğunu tespit etti. Bununla birlikte gri balinalara ait kemikler de bulundu.

Akdeniz’de sperm ve yüzgeçli balinalar görülüyordu ancak gri ve siyah balinalara ait hiçbir iz yoktu. Bilim insanlarının gri balinalara ait kemikleri de bulmasıyla bundan iki bin yıl önce Akdeniz’de bu türün yaşadığı tespit edilmiş oldu.   

Akdeniz kıyısında bulunan ve MS 200 yılına ait olan balina kemiklerinin üç siyah ve üç gri balinaya ait olduğunu keşfeden bilim insanlarına göre Romalı balıkçılar bu türleri Akdeniz’den yok etmiş olabilir.

Daha önce ticari balina avının 1000li yıllarda Bask bölgesinde başladığı ve Kuzey Atlantik sularından gri ve siyah balinaları sildiği düşünülüyordu.

Ama bundan 1000 yıl önce Romalılar dev bir balık endüstrisine sahipti ve balık etleri 18 tonluk dev kazanlarda işleniyordu. Bilim insanları Romalıların daha çok ton balığı gibi balıkları avladığı düşünülüyordu.

Bilim insanları şimdi ise Romalıların unutulmuş bir balina avı sektörüne sahip olduğunu düşünüyor. Bulunan balina kemikleri de bu savı destekliyor.