Mültecilere yardım kurumu Cimade’ın Başkanı Christophe Deltombe, Avrupa ülkelerinin mültecilere yaklaşımını ikiyüzlülük olarak tanımladı. Deltombe, çözüm olarak sunulan ‘mülteci merkezlerini’ ise hapishanelerin meşrulaştırılması olarak görüyor.
SELMA AKKAYA
PARİS
Fransa’da 1939 yılından bu yana göçmenler için çalışan ve insani yardım faaliyetleri yürüten Cimade Derneği’nin Başkanı Christophe Deltombe, Avrupa ve Fransa’da iltica haklarını baltalayan yeni politikaları „ikiyüzlülük“ olarak tanımladı.
Christophe Deltombe, Cimade’ın geçtiğimiz hafta yapılan kongresinde başkanlık görevine seçildi. 1972’den beri Paris Barosu’nda avukatlık ve iş hukuku alanlarında uzmanlaşan Deltombe, 2007’den 2013’e kadar Emmaus (yoksullara yardım kurumu) genel kurulunda çalıştı.
Deltombe ile Avrupa liderlerinin göçmen zirvesi ve geçtiğimiz hafta Fransa’da içeriği giderek sertleştirilip Senato’da tartışmaya açılan göçmen yasası reformu üzerine görüştük.
Christophe DeltombeSenato’ya sunulan hükümetin ‘Yabancılar Giriş ve Sığınma ve Sığınma Hakkı Yasası’ reformu göçmenler için hangi uygulamaları getirecek?
Sığınmacılara kötü muamele, yasayla onaylanıyor. Bu göçmenin yasalar önünde korunmayacağının özetidir. Fransa’da korunma arayışında olanlar için artık büyük şüpheler ortada duruyor. Birçok yeni kısıtlama ve hak ihlali yasa ile meşru hale gelecek. Sadece gelenlerin sınırdışı edilmesi değil aynı zamanda ülkeye girenlerin demografik dağılımla belli bölgelere yerleştirilmesi planlanıyor.
Göçmene yaşamak istediği bölge hakkı bile verilmeyecek. Bu durumu kabul etmeyen göçmenlerin ise hiçbir sosyal haktan yararlanamayacağı belirtiliyor. Bu yabancıyı yabancı olmaya zorlayan yasal bir hapis şeklidir. Göçmenin tüm yasal süreci 90 gün olarak belirlenip, istenildiğinde bu süre uzatılacak ama bu süreç idari tutukluluk olarak geçirilecek. Aslında, bu yeni gelişleri önleme tedbiri olarak uygulanıyor. Ama bu aynı zamanda hapishanenin göçmen gözetim merkezi halinde meşrulaştırılmasıdır.
Macron’un, Avrupa Birliği içinde sığınmacıları sınırlamak için “kapalı merkezler” yaratma teklifi ne kadar hukuki ve insani?
Bu teklif, Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin mülkiyet hakkını kınadığı Yunanistan ve İtalya’da yaratılanlar gibi sıcak noktaların çoğaltılması anlamına geliyor. Normalde sığınma talebinde bulundukları için insanları korumalıyız! Ama bu böyle olmayacak. Göçmenleri belli bir noktada zorla tutmak, kesinlikle Cenevre Sözleşmesi’ne ve hatta Fransız yasalarına aykırıdır. Aksine, sığınma başvurusunda bulunan bir kişi, kendisini desteklemek için yeterince korunmalı, barındırılmalı ve kabul edilmelidir.
Eğer bu öneri kabul edilirse, çocukların kilitleneceği anlamına da gelecek. Fransa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından, göçmen çocukların haklarının ciddi şekilde ihlal edilmesi nedeniyle altı kez kınandı. Bu kapalı merkezler nerede oluşturulacak? Ben soruyu soruyorum. Fransa’da mı? Ve sığınmacılara bu merkezlerde kim eşlik edecek? Haklarına erişmeleri için hangi cihazlar ve yöntemler devreye sokulacak?
Ancak, iltica konusu Avrupa düzeyinde ele alınmalıdır. İltica başvurularının işlenmesinde Avrupa düzeyinde hukukun uyumlaştırılması gerektirdiğini düşünmekteyim. Dublin Anlaşması’nın başarısızlığını açıkça görebiliriz. Aile veya kişinin tercihi, aile bağları düşünülerek, sığınmak isteyen kişinin isteklerini dikkate alarak en baştan bu süreç örgütlenmelidir. Ancak mevcut mantık tam tersidir. İnsan için gözönünde bulundurulanlar arasında unutulan en önemli şey onun insan olduğudur. Ama bugün siz bir ülkeye giriş yapmışsanız, başka bir ülkede iltica hakkına sahip değilsiniz.
İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin limanlarını Libya kıyılarından Afrika sürgünlerine yardım eden sivil toplum örgütlerine kapatmasıyla ilgili ciddi tartışmalar yaşandı. Bu durumda Avrupa’nın hiç mi sorumluluğu yok?
Emmanuel Macron’un İtalyanlara karşı gerçekleştirdiği konuşmanın duyulması zordur çünkü gerçeklik temelleri yok. Kendisi de benzer bir politika izliyor. İtalya’da aşırı sağ şimdi iktidarda. Göçmenler için bu da ayrı bir sorun kaynağı olacak. Diğer taraftan, Fransa’nın Franco-İtalyan sınırındaki politikası, göçmenlere yönelik uygulamadaki problemler bütün ülkeleri ilgilendiriyor. İtalya’yı kınayan Macron, kendi sınırındaki uygulamalardan bahsetmiyor.
Avrupa Birliği üyesi ülkeler son yıllarda mülteci akınının kendilerine gelmemesi için İtalya’yı kendi kaderine bıraktı. İtalyanların dayanışma çağrılarını duymadılar bile. Ardından ülkeler, çağrıları duymak yerine akıl veren konuma düştü. Fransa’nın dayanışma çağrısı karşısındaki bu davranışı ve tutumu, iltica-göçmenlik yasası ile ilgili meclis tartışmaları sırasında dayanışma suçlamasının (yasada göçmenlere yardım edenleri cezalandırma maddesi de yer alıyor) ortadan kaldırılmadığını düşünürken de söz konusudur. Ulusal Meclis’te elde edilen yetersiz ilerlemelerden sonra bu kez Senato’da senatörler tarafından göçmenler bir kenara itildi.
İnsani yardım, ahlaki ve insani bir yükümlülüktür. Birisini boğulmaktan kurtardığımız o anda, ihtiyaç sahibi birine bir battaniye ya da kalabileceği bir alan yarattığımızda, onların evraklarını isteyemeyiz! Bu ahlaki değildir.
Geçtiğimiz hafta AB zirvesindeki göçmenlere dönük yaptırımlarda anlaşma sağlandı. Fransa nasıl bir tutum sergilemeli?
İkiyüzlülük her düzeyde hakimdi. Avrupalı liderler tarafından dillendirilen meşhur cümle, „2016 ve 2017 yılları arasında gelen göçmenler yüzde 25’ten fazla azaldı“ demek oldu. Aslında evet göç krizi yok, bunun aksine Avrupa’da göçmenlerle dayanışma krizi var. Bu anlamda Fransa’nın derhal Fransa’nın göçmenler için güvenli bir ülke olduğuna dair sinyalleri daha net göstermesi gerekiyor.
Peki siz Cimade olarak göçmenlere yönelik neler yapacaksınız?
Fransız hükümeti Le Pen’i (Aşırı sağcı FN’nin Başkanı) eleştirirken, iktidarda lepenizm yapıyor. Örneğin; önce göçmenlerin Paris’teki derme çatma kamplara kasıtlı olarak yerleşmesine izin verirsin. Devamında güç kullanarak ve müdahale ederken, yabancıyı iğrenç, kirli, hasta ve tehlikeli bir insan gibi göstermek için her şeyi yaparsın. Bu aynı zamanda göçmene karşı toplumda bir tepkiyi örgütleme yöntemidir. Bununla da yetinmeyip devamında, boyun eğdirme ya da ‘kıyaslama’ konusundaki küstah konuşmaların eşlik ettiği politik dil çok daha ciddi bir boyut alıyor. Oysa bu reddetme karşısında yabancının hayatta kalmak için stratejiler geliştirmesi kadar insani bir refleks yaratması kadar normal bir şey yoktur. Yabancılar, hayatta kalma stratejileri oluşturmak zorundadır. Bu nedenle her müdahale sonrası yaşamak için kendilerine dışarıda barınak yapacak yeni bir alan oluşturuyorlar.
Bizler bu alanlara giderek göçmenlere yardımımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Cimade, yabancıların 1939’dan beri kilitlendiği yerlerde mevcut. Ekipleri, ilgili insanlara mümkün olan en iyi yardımı sağlamak için çabasını sürdürüyor. Sadece insani yardım değil aynı zamanda hukuk mücadelesi vermek gibi bir misyona da sahibiz. Öncelikle göçmenin bir insan olduğunu unutmadan, onun onurunu ve haklarını elinden almaya çalışanlara karşı mücadele etme sürecinde yanında oluyoruz. Ama gelinen aşamada hem ulusal hem de uluslararası düzeyde göçmenlere karşı bir vizyon yoksunluğu mevcut. Her yeni politika göçmenlerin haklarını riske ediyor. Bu durum giderek de sertleşiyor.