İktidarın kendi içinde yaşadığı parçalanma, artık yamalanamayacak kadar açık veriyor. Hükümet her ne kadar yamalamaya çalışsa da Erdoğan'ın dizginlenemeyen "tek adam olma" hırsını, bir türlü kapatamıyor. Şuradan buradan taşıp duruyor.

İktidar kendi içinde hükümet ve cumhurbaşkanı olarak bölünmüş durumda. Ayrıca AKP'nin kendi iç parçalılığı da var. Ancak şu anda öne çıkan, hükümet ile cumhurbaşkanı arasındaki parçalılık olmakta. Çünkü bu parçalılık, Türkiye'nin gidişatını etkiliyor. 

Buna en bariz örnek; Dolmabahçe ortak açıklamasından beri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın içine girdiği bozguncu tutumdur. Dolmabahçe Sarayı’nda on temel başlık altında toplanmış olan ortak metnin açıklamasında, hükümet sözcüsü Yalçın Akdoğan tam ortada oturuyordu. Hemen ertesi gün yurt dışı gezisinde olan Erdoğan, "Bu bir silah bırakma çağrısıdır, bu çağrının hasretini çekiyorduk, hasretini çektiğimiz çağrıdır" diye üstüne basa basa konuşuyordu. Özellikle de silah bırakma çağrısı olduğuna dair spotlar yazdırdı. 

Bu ortak açıklama metninin öyle edebi bir metin gibi ilham gelmiş diye hazırlanmadığını ve halkların birlikte yaşam kaderini kapsadığını, ölme ve öldürmenin önünü alacak, hayati bir içerik taşıdığını herkes biliyor. Hükümetin adına resmi sözcünün hazır bulunduğu, böyle hayati bir ortak açıklama metni, elbette öncesinden önemli görüşmeler yapılarak, bir mutabakat sağlanarak oluşturulmuştur. Ortada kaç metre boyunda bir masa olduğu çok önemli değil ama üzerine müşterek olunması için müzakereye açılacak olan on temel başlığa ilişkin olması çok önemlidir. Bu on başlık formüle edilinceye kadar İmralı'da kaç tane görüşme yapıldığını, nasıl bir masa etrafında kimlerin oturduğunu, herhalde en iyi Cumhurbaşkanı bilir.  

Birkaç gün sonra her ne olduysa, aynı Erdoğan "bu ülkede Kürt sorunu yoktur, müzakere edilmek üzere mutabık olunan on başlıktan da haberim yok" dedi. Yetkisini böyle son sınırına kadar kullanan, otorite meraklısı bir Cumhurbaşkanının bundan bilgisinin olmadığını düşünmek, saflık olur herhalde. Hemen ardından ne diyeceğini, nasıl yamalayacağını bilemeyen hükümetin adına, Dolmabahçe açıklamasında tam ortada oturan Yalçın Akdoğan, adeta cumhurbaşkanına bir biat açıklaması yaparak, durumu kurtarmaya çalıştı. 

Ancak durum kurtarılmışa hiç benzemiyor. Çünkü Erdoğan'ın konuya ilişkin son günlerde yaptığı açıklamalar artık toparlanamayacak düzeyde. Çünkü Türkiye'de icra erki, yürütme erki, irade olma sorunu yaşıyor. Cumhurbaşkanı, yürütmeyi, hükümeti kendisine mahkum bırakmış. İnisiyatif alanını oldukça daraltmış. Her şey benim dediğim gibi olacak dayatmasında. 

Şimdi hükümetin, Kürt sorununa yaklaşımını da kendi bireysel hırslarını doyurmaya endeksli ele almasını istiyor. Bu hırsla kastedilen; başkanlık hırsıdır. Erdoğan'ın Türk usulü başkanlık sistemi projesi, İmralı'da okeylenmedi. Asıl öfkesi bunadır. AKP'nin yeniden tek başına hükümet olma hesabına paralel olarak, Erdoğan'ın da başkan olma hesabı var ortada. 

Bu hesap tutmayınca, Erdoğan İmralı'da başlatılan süreci birdenbire yok saydı. Kürtlere her gün adeta "gösteririm size" diyor. 'Türkiye'nin bir Kürt sorunu yoktur' diyor. 'Ortada kurulan bir masa falan da yok, böyle bir masanın kurulması devletin bitmesi anlamına gelir', diyor. 'Böyle bir masayı kuranlar da devlete ihanet etmiş olurlar', diyor. Yani bu görüşmelere katılan herkesi, devlete ihanet suçuyla tehdit ediyor aslında. 

HDP'nin İmralı heyetinin geçen hafta bir basın açıklaması yaparak, bu duruma tavır alması, yerinde oldu. Kendi içinde parçalı da olsa, iktidara hakim kılınan bu ciddiyetsiz yaklaşım, kabul edilmezdir. HDP heyetinin aldığı tavra, şimdi hükümetin ciddi bir cevap oluşturması gerekmektedir. Bu cevabın nasıl bir cevap olacağını da zaten heyet yaptığı açıklamada deklere etmişti. 

Aslında İmralı'da başlayan sürecin, diyalog aşamasından müzakere aşamasına evrilmesi için yasal güvencelerin oluşturulması gerektiğini, Kürt Halk Önderi hep söyledi. Biraz problemli de olsa, TBMM'den buna dönük bir çerçeve yasası da çıkarıldı. Problem etmek istemeseniz bu çerçeve yasa, süreci tüm boyutlarıyla yürütmeye yeter dersiniz ve yola devam edersiniz, ancak sorunu çözme kararlılığında değilseniz, o zaman Erdoğan'ın yaptığı gibi hem çıkarttığınız yasayı, hem yaptırdığınız görüşmeleri inkar edersiniz. 

Şimdi iktidar cephesinde yapılan ikincisidir. O zaman demokratik cephe ne yapmalı?

Madem süreç bu noktaya getirildi, o zaman AKP'ye en iyi cevap, ancak seçim sandığında verilir. Kürt halkı ve Türkiye'nin demokratikleşmesini isteyen, savaşın ve şiddetin bir daha başlamaması için duacı olan, ana yüreklerinin evlat acısıyla yeniden yanmasını istemeyen herkes AKP'ye 7 Haziran'da iyi bir ders vermeli. Çünkü AKP, yeniden tek başına iktidar olursa, ortada Kürt sorununun çözümü diye bir şey kalmayacak ve Kürt cephesi eskisini aratan bir savaşa mecbur kalacak.