İnsan ve insanlığa dair olan her manevi olgu, insani ve meşru olan değeri ifade eder. İnsani ve ahlaki anlama kavuşan her eylem, insanlık için anlama erişmiş manevi bir değerdir. İnsanlık alemine bilgisi, eylemi ve yaşamıyla anlam ve özgürlük kazandıran insan, tarihe mal olmuş manevi değerdir. Hak için, adalet için ve hakikatlerin özgür yaşama kavuşması için kendi yaşamını feda etmek, insanlığın yüceleşen değeri olmaktır. İnsan ve hayat adına doğruluğun, ahlakın, güzelliğin ve iyiliğin de evrensel düzeyde değere ulaşmasıdır.

Yaşam ve insan, evrensel değerlerin başında gelir. Yaşamı anlamlı kılan insanın varlığıdır. Yaşam insanla kutsallaşır. Kutsallığı meşru ve evrensel var oluşundan gelir. Zira meşru olanı, haklı ve hukuksal olandır. Yaşamı tümsel olarak hürce yaşamak evrensel olan var oluş hakkıdır. Bu hak hiçbir biçimde engellenemez, kısıtlanamaz.
İnsanın doğuştan gelen dilini, inancını, kültürünü özgürce yaşaması ve geliştirerek yaşatma hakları vardır. Her insanın bu haklar temelinde, sosyal ve siyasal etnik kimliğini edinme hakkı, temel yaşam hakkıdır. Bunlar uygar dünyanın kabul ettiği ve evrensel hukuk normlarının güvence altına aldığı, doğuştan gelen haklardır.
Her insan doğuştan alıp geldiği kültürel künyesiyle kendini bulur, tanır ve tamamlar. Nasıl ki, her canlı tür kendi sürüsüyle güvende ve mutlu biçimde yaşıyorsa, hiç şüphesiz insan da, kendi özüne, mutlu ve özgür yaşama ancak ait olduğu toplumla buluşup-bütünleştiği oranda kavuşabilir.
Yine her canlı varlığın, kendini koruma ve savunması da meşru bir doğa yasasıdır. Varlığın kimliğini ifade eden dilini konuşması, bu diliyle kendini var etmesi, hayatın her alanında yaşatıp geliştirmesi de, var olmanın öngördüğü evrensel yasalardır. Bunları koruması, geliştirip özgür temelde yaşayıp yaşatması da, elbette ancak toplumsal kolektif bütünlükle mümkün ve de anlamlı olabilir.
Yaşamsal değerler, toplumsal özgürlük ışığında yaşandığında ancak bir anlam ve değer ifade eder. Bireyler özsel hakikatlerine de, ait oldukları toplumsal hakikatin özgürlüğüyle kavuşabilirler. Bu, aynı zamanda bireyin, kendi toplumsal ve kutsal değerleriyle de buluşması ve değer haline gelmesi olacaktır. Kişi, kendi sosyal, siyasal ve tarihsel kimliğini, toplumsal kılıp, evrensel değerler şeceresine yazdırır.
Dil bir kültürü, kültür toplumu, toplum da süregelen bir tarihi ifade eder. Bunların tümü de, elbette üzerinde yaşanılmış belli bir coğrafyanın var olması demektir. Bu anlamda dil, kültür, tarih ve coğrafya bireyler de dahil olmak üzere, bir halkı, bir toplumu temsil eder. Bireysel kimlik bir toplumun kimliğini taşısa da tek başına toplumu temsil edemez. Fakat toplumsal kimlik aynı zamanda bireyin de kimliğini içinde taşır. Dolayısıyla doğuştan gelen haklar, bireysel olarak değil, kolektif haklar olarak görülmek zorundadır!
Bu durumda birey kendini ve doğuştan gelen haklarını, ait olduğu topluma, toplumsal kılarak güvence altına alabilir. Bu haklar, var oluştan gelen insan olma, halk olma değerleridir. İnsan ve yaşam kutsallığının maneviyatını oluşturan da bu değerlerdir. İnsanı insan, toplumu da toplum kılan bu değerlerin varlığıdır.
Meşru olan haklar hakikate dayanan kutsal haklardır. Bu haklar, maddi ve manevi olarak insani olan birer ahlaki, vicdani değeri arz ederler. Bu değerleri korumak, savunmak ve yaşayıp-yaşatmak da ahlaki ve vicdani bir görevdir, sorumluluktur. Ahlaksal duruş, vicdana, vicdan ve ahlak da değerler bileşkesine erişen değerleşme eylemi demektir.
Değerleşmek, savaşa inat barışa, ölüme inat yaşama, köleliğe inat özgürlüğe, teslimiyete inat direnişe, karanlığa inat ışığa, çirkine inat güzele, yalana inat hakikate ölümüne inanmak ve kendini aşka adamaktır. Değerli olmak, zalimin zulmüne inat insana, insanlık aşkına aşık olmaktır. Değerleşen insan, özgürleşen, anlamsallaşan, güzelleşip manevileşerek sevilen insan menkıbesine erendir.
Şüphesiz her insan günün birinde önemli biri olma konumuna erişebilir. Fakat ne denli önemli biri olunsa da değerli olamayabilir. Yani önemlilik ile değerlilik apayrı olgulardır. Önemlilik değer arz etmeyebilir; ancak değer ve değerlilik aynı zamanda önemliliği de taşır içinde. Önem ve önemlilik geçici olabilirken, değer ve değerlilik var oluşsal kalıcılığı söz konusu...
Masum ve mazlum halkların gönül belleklerinde yer edinmek, zamana mal olunmuş değer olmaktır. Değer, yaşam ve insana dair olan hak ve hakikatin özgürleştirmiş arayışıdır. Bu kaybedilen, gasp edilen hakların yaşatılıp özgür kılma ve kazanma arayışıdır. Bunlar insanın var oluşundan gelen haklar olduğu için, yaşamsaldır.
Zaman ırmağına, özgür yaşam mayasını katmak, özgür bilgenin “Ey zaman! Ya sana büyük başarılar bahşederek seni yaşayacağım ya da seni hiç yaşamamış sayacağım” felsefesiyle zamana yürek olmaktır. Zamana yürek olmak bireyin kendini haklarıyla halklaştırarak tarihsel değer kılmasıdır. Zaman ve yürek olmuş, olmakta olan can ve cananlara saygıyla...
Antep H Tipi Cezaevi