Geleceğe dikilmiş bakışların eşliğinde varılır tarihin derinliğinde gizlenmiş Güneşin Ülkesine... Bir an buluverirsin kendini handa. Han bir konaklama yeri, hancı ise bir simyacı, yaşamın koridorunda.
Bir an buluverirsin kendini yediveren gül sevilerin ortasında!.. Bir tanrıça oluverirsin yediveren güllerin ezgisinde, özgürlük-özlem şarkılarını dillendiren. Sivriltilmiş sopayla toprağı coşturan, uygarlık tohumlarını serpen bir aşk kadınını görürsün sonra. Aşk emeğin kutsallığı ile ifade edilir oralarda; sonra bunu öğrenirsin dillerden düşmeyen masallarda.
Bense, hayretler içinde kala kalmışım, yüzüm doğuya dönük, yüreğim asi rüzgar gibi haykırıyor isimdeki şehirden dışa asılan tünele; belki sesim duyulur diye. „Emsalsiz olan şu Güneşe bak! Ve kendine şunu de: Bu gül bahçesinde senin de bir yerin var. Yeter ki umudun olsun...“
Bir an buluverirsin kendini umudun yolculuğunda, umudun arayışında. Senin de anlatacak bir tarihin, bir masalın olur sonra. Anlatılacak bir masalı olmayanların ha var ha yokluğunda, titreyen alevlerin ışığında senin de okunacak bir kitabın olur sonra.
Umut baharlaşmış yüreklerde, bir fidan gibi yeşerir. İşte o zaman yeni bir yolculuğa, yeni bir tarihe gebe kalır yaşam. Belki barış, belki özlem, belki sevgi, belki özgürlük konulur adı...
Bir an kendine gelirsin dört duvar sıkışmışlığın karamsarlığında. Düş çevirmiştir yüzünü madalyonun... Bu başka bir masaldır artık, aynı yola çıkmak zorunda olsa da - kent varoşlarında yaşayan yoksul insanın denizden uzaklaşmış balığa benzerliğini yaşarsın tüm direnmelere rağmen. Ne tutulacak bir dal, ne dalın ucunda umut... Sisli, kirli kent havasında bir düş kalır geride sadece. Dağlara çevirir yüzlerini kent varoşlarındaki kadınlar. Bir dirhem tarih, bir dirhem umut adına yüreklerindeki acı isyan ve soğuk hissiyatlarla var olmanın özü orada ta uzaklardadır, bir bunu bilir, bir bunu dinlendirir hafif hafif söylediği cennet ülkesine dair türkülerde. Bu türküyü yaşar, bu türkü yaşatılır özlem dolu seslerinde. Sonra anlam yükleyip salıverirler dağların zirvesine...
Sonra Güneş doğar sınırlandırılmış yaşamın üstüne, dağlar arasında. Buz kesen bedenler bir bir çözülür, umut ateşi olur yüreklerde. Dağdan aşağı bir tarih iner akarsu güzelliğinde, insan yeniden güneşin doğuşuyla uyanır tarihin derinliklerinden ve yeniden doğar baharın çiğ tutmuş güzelliklerinde. Öyle berrak, öyle saf! Sonra bahar yüreklerde umut olur. Umut ise gözü yaşlı annelerin barış istemleri, eli kınalı gelinlerin özlemlerinin özgürlükle buluştuğu anın yeryüzündeki varoluş halidir. Ve ateşin etrafında halaya amade, dillerde sevgiyle coşan türkülerin tililiyle yankılanış sesi olur umut...
Muş E Tipi Hapishanesi
NESLİHAN ÇETİN: Umudun yolculuğunda